I have a dream (Bir rüyam var)

Cumartesi, 18 Haziran 2011 - 05:00

“Benim bir rüyam var...” Martin Luther King Jr.’ın 1963 yılında 200 bin kişilik bir topluluk önünde yaptığı konuşmanın ünlü cümlesi... Aslında tüm insanların ortak cümlesi. Hayalleri ve rüyaları bulunmayan insanlar olmamamız için, hepimizin anımsaması ve uygulaması gereken bir düşünce şeklini mükemmel özetliyor. Aylardır yarınki seçime hazırlanıyor ‘güzel ve yalnız’ (bir saniye için bu derin tanımlamanın sahibi Nuri Bilge Ceylan’a selam verelim) ülkemiz. Yarın hepimiz rüyalarımız, hayallerimiz ve beklentilerimiz için, var olan ‘tek oy’umuzu kullanacağız. Tek bir oy ve pek çok rüya... Harmanlanacaklar sandıklarda... Korkmayın; bu bir siyaset yazısı değildir, bu bir ‘özlem’ yazısıdır. Çünkü benim de ülkem için rüyalarım var.

İnci der ki; Benim bir rüyam var; Aklın önyargıları yıktığı, dostluğun eski acıları onardığı bir ülke... Benim bir rüyam var; Herkesin eşit olduğu; kadının, çocuğun korunduğu bir ülke... Benim bir rüyam var; Kitapların ve sanatın yemek gibi, içmek gibi, su gibi hak olduğu bir ülke... Benim bir rüyam var; Herkesin iş ve aş sahibi olduğu, ürettiği, çalıştığı ve akan alın terini çağıl sularda yıkadığı bir ülke... Benim bir rüyam var; Kimsenin kimseyi diline, dinine, etnik kökenine, giysisine, yaşam seçimine göre yargılamadığı, sınıflamadığı, kategorize etmediği bir ülke...

Benim bir rüyam var; Adaletin kanunlar ve vicdanlar karşısında teklemediği bir ülke... Benim bir rüyam var; Gençleri umut dolu, doğası, tarihi, kültürel zenginliği bitirilmemiş bir ülke... Benim bir rüyam var; Özgür, mutlu gündemlere sahip, karamsarlıktan arınmış, umut dolu insanların birbirini anlamak ve kollamak için konuşabildiği, beraber el ele yaşayabildiği bir ülke... Benim bir rüyam var; Tüm çocukların okul bahçelerine ve yeterli sayıda öğretmene kavuştuğu bir ülke...

Benim birçok rüyam ve tek bir oyum var. İnanmak isterim ki benim rüyalarım da gerçek olabilir; tıpkı Martin Luther King’in kendi insanları için 1963 yılında dillendirdiği rüyalarının, bugün Minnesota’da ve Arizona’da artık ‘gerçek’ olduğu gibi... “Bir rüyam var... Bir rüyam var ki bir gün siyah erkek ve siyah kızlar, beyaz erkek ve beyaz kızlar ile kardeşçe el ele tutuşabilecekler. Bugün bir hayalim var...”

Martin Luther King Jr.

Bir velinin mektubu!

Bugün köşemi, kızı geçen hafta sonu SBS’ye girmiş bir veli ile yani bir baba ile paylaşıyorum. Gönderdiği mektubun ses getirmesini, bu sesi de Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve YÖK’ün duymasını dileyerek... ‘’Bugün evlatlar sınava girdi. Hepsi elinden geleni yaptı. Elinden gelenin kendine, daha da vahimi ana-babasına yetmediğini düşünenler de var, ‘Bu iş tamam’ diyenler de... Hepsine helal olsun. Sınavda bir fen sorusu vardı. ‘Kurşun kalemin kurşunu ametal midir, metal midir?’ diye sormuşlar.

Bir kurşun kalemin içindeki maddeyi 14 yaşında çocuğa soran, bundan nasıl bir haz aldı bilmem. Bence kurşun kalemin asıl önemli işlevini bir kenara bırakıp moleküler yapısına takılanlara ve bu soruya muhatap olan evlatlara şunu söylemek lazım; Kurşun kalem iyidir. Neden iyidir? Çünkü yazdığını silebilirsin. Yanlış yapınca düzeltebilirsin. İnsana ikinci, hatta üçüncü, dördüncü, onuncu şansı verir. Tıpkı hayat gibi. Bir sınava, bir liseye, bir üniversiteye, bir işe mahkum değilsiniz. Yol uzun, fırsat çok. Bırakın sizin yaşınızı, bizim yaşımızda bile yeniden başlanır. Mutlu olmak için aksayan şeyleri düzeltmek elinizde. Yeniden başlanır. Kurşun kalem hoştur. Neden hoştur?

Çünkü açısını değiştirip kağıda basınca siyahtan açık griye her rengi bulabilirsin. Tıpkı hayat gibi. Sana seçenek sunar. Sana kendini ifade etme fırsatı verir. Kurşun kalem güçlüdür. Neden güçlüdür? Mahir bir elde ordular bozar. Mahir bir elde düzeni değiştirir. Niyetin bozuksa yüzyıllarca sona ermeyecek fitnelerin tohumunu atar. Tıpkı hayat gibi. Farkında olup yaşarsan, yapamayacağın şey, elde edemeyeceğin şey yoktur. Dünyanın gidişini de kendi gidişini de yüceltebilir, mahvedebilirsin. Kurşun kalem budur. Haa, bu arada metal de değildir, ametal de. Yarı metaldir. İletkenlik açısından metale, başka açılardan ametale benzer. Ortada bir şeydir. Tıpkı hayat gibi. Hepimize geçmiş olsun.’’

Tanju Görgülü

Kırmızı kiraz, gül müsün?

Kiraz mevsimine girdik. Tüm kiraz ağaçları çiçeklendi, meyveye durdu. Kiraz ağacı, botanik soy olarak gülgillerden geliyor. Doğadan bahsederken hep yeşil ve tonlarının tasvirinin yapıldığı yazı sanatında, bence kırmızının yeri ayrıdır. Yeşil ile kırmızının birlikteliği, en çarpıcı olan sürprizlerinden biridir doğa ananın. Kiraz yeme zamanı. Artan yağışlar nedeniyle halk arasında ‘yağmur alan kiraz kurtlu olur’ inanışına rağmen, özellikle ödem, peklik, yüksek tansiyon gibi sorunlarınız varsa, günde 25 adet kiraz yiyerek doğal bir kür yapabilirsiniz.

Kiraz aynı zamanda bir kız ismidir Anadolu’da. Son gezilerimizden birinde küçük bir Kiraz ile tanıştık. Adı gibi allı bir yüzü, tadı gibi ballı bir anlatımı vardı küçük Kiraz’ın. Derme çatma tezgahında incik-boncuk satarak ailesine katkıda bulunuyordu. Güneşin yaktığı yüzünde ela gözleri parıldarken, bazen bir türkü tutturup müşterileri tezgaha çağırıyor, bazen de pazarlık yapmak isteyenlere “Olmaz ablam, kurtarmaz” diye dert anlatıyordu. “Okul?” dedik, “İkinci sınıftan ayrıldım ama okumam var” dedi. Kiraz mevsimi geldi. Peki ya bu ülkenin Kiraz kızlarının gülme mevsimi ne zaman gelecek?

(11.06.2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)