İcra işlemleri tehlike düzeyinde mi?

Cuma, 26 Mart 2010 - 05:00

Karayolları’nın köprü geçiş ceza yağmurundan biz de payımızı aldık. İhbar makbuzunu almak için muhtara gidince, kocaman bir kutu dolusu posta gönderisinin içinde arama yapmam gerekti. Gönderilerin önemli bölümü haciz, icra ve banka borç bildirimlerinden oluşuyordu. Az bir bölümü de ‘otoyol ve köprü’ geçiş cezalarıydı. Bunun üzerine teslim defterine baktım. 2010 yılının ilk 2.5 ayında postacılar, sahiplerine ulaşamadıkları için 700’e yakın belgeyi muhtara bırakmışlar. ‘Sahibine ulaşamadıkları’ sözüne dikkatinizi çekiyorum. Bildirimleri saydım. 700 adet var. Bunlardan 640’ı haciz, icra ve banka borç bildiriminden oluşuyor. Muhtar, “Yağmur gibi yağıyor. Geçen yıla göre inanılmaz arttı” diyor.

Avukatların yeni işi!

Daha önce avukat kuzenden dinlemiştim. Piyasadaki zorlukları da izliyordum. Ancak, patlamanın bu düzeye ulaştığını tahmin etmiyordum. Vatandaş kredi kartı ile diğer borçlardan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getiremediği için, ‘haciz kıskacına’ girmiş gibi görünüyor. Bu bilgiyi bir başka cepheden de doğrulatmak mümkün... Son 1 yıldır avukatlar için yeni bir iş alanı doğdu: Bankaların kredi kartı ve bireysel kredi borçlularını takip etmek... Çok sayıda avukat, bir süredir bu cepheden önemli ölçüde gelir elde ediyor.

Rakamlar ne diyor?

Türkiye’de haciz ve icra ile ilgili rakamlar, gecikmeli olarak Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanıyor. O verilere de baktım. Gördüğüm kadarıyla 1980’lerde icra müdürlüklerine gelen toplam iş sayısı (ilamlı ve ilamsız takip, talimatlı takip ve iflas) yılda 3.6 milyon düzeyindeymiş. 1990’lara gelince yıllık ortalama dosya sayısı 4.8 milyona, 2000’lerde ise 9.1 milyona ulaşmış. 2008’de bu rakam yüzde 50 artarak 13.5 milyonu bulmuş. 2009’da 15 milyonu bulacak gibi görünüyor. Tabii ekonomideki büyüme ve şirket sayısındaki artışın da bu yükselişte payı vardır. Ancak, ‘icra rüzgarına’ dikkat etmek gerekiyor. Sosyal dokuya ciddi zarar verme olasılığı var gibi geliyor bana...

Fona yatırımı öğrenmek lazım!
Salı günü yeni koşullarda tasarruf sahibinin işinin zor olduğunu yazmıştım. Düşen faiz oranlarında tasarrufları değerlendirmek isteyenlerin önünde fazla seçenek kalmadı.
Aslında yatırım fonlarının bu konuda ciddi alternatif olması gerekiyordu. Ancak, uzunca süre yatırım fonları iyi anlatılamadı, tasarruf sahibine yeteri kadar ulaşılamadı. Bunun sonucunda da beklenen büyüme ve kullanım oranları yakalanamadı. 2009 sonu itibarıyla toplam yatırım fonları 31 milyar dolara yaklaştı. 2008’e göre yüzde 24 oranında büyüme ifade eden bu gelişme, dünya ile kıyaslandığında yeterli değil.

Yeni ürünler gerekiyor

Örneğin, toplam varlıklar içinde yatırım fonlarının payı açısından bakıldığında, gelişmiş ülkelerde yüzde 20’lerin üzerinde seyreden oran, Türkiye’de yüzde 5’lerde kalıyor.
Türkiye’deki 31 milyar liralık fonun yaklaşık 30 milyar lirası B tipi fonlardan, 1 milyarı da A tipinden geliyor. B tipi fonlarda ise neredeyse yüzde 90’ı likit fonlarda park etmiş durumda. Son yıllarda önemli gelişmeler oluyor. Örneğin, A tipi fonlarda artış hızı, B’nin üzerinde... Ayrıca, şirketler, türev ürünlere dayalı yenilikçi ürünler çıkarıyorlar. Yapılandırılmış mevduat ve türev ürünlerin içinde bulunduğu fonlar, pazara canlılık getirdi, daha da getirebilir. Ancak, pazarı büyütmek için kurumların biraz asılması gerekiyor.