İki günlük turist gözüyle Bangkok

Pazar, 15 Kasım 2009 - 05:00

Bangkok içinde hareket etmek üzere ulaşım aracı arayışındayız. En sıkıcı alternatif elbette taksi. Onun dışında sky train-hava treni (gerçek anlamda otoyolların üzerine kurulmuş raylı sistem) seçimi yapabilir veya otobüslerden yana şansımızı kullanabiliriz. Ultra mimariye, otel odalarının dışına asılan ‘rahatsız etmeyin’ işaretinin sadece bir tek tuşa bağlanacak kadar geliştiği teknolojiye karşılık camı olmayan, boyası dökülmüş, neredeyse içinde tavuklar uçuşan otobüslerden yana...
O da ne, çok daha keyifli gözüken, garip araçların vızır vızır dolaştığını fark ediyoruz. İster kaplumbağa kabuğu giymiş mobilet diyin, ister sanayi yapımı havadar ulaşım. Bangkok’ta ulaşımımızı ‘tuk-tuk’ ile yapacağız anlaşılan! İlk durağımız Silon bölgesi. Caddeye paralel dar koridorlardan yürüyor, sağlı sollu dizilmiş oryantal hediyelikçileri, kumaş ve ıvır zıvır satıcılarını, her köşe başı camekanlı bir odanın arkasında görünen ayak masajı seanslarını geçerek koca bir meydana ulaşıyoruz.
İşte beklediğimiz an... Sokak yemekçileri meydanı sur gibi örmüş, kolej etekli garson kızlar, boyalı saçlı, kırıtkan oğlanlar hepimize gel-gel yapıyor. Çok hijyenik gözükmese de standların hepsinde birbirinden ilgi çekici yiyecekler var. Fosforlu yeşil bordüre sahip midyeler, mavi bacaklı karidesler, çeşit çeşit balıklar, cayır cayır kızaran tavuk, ördek ve kimbilir ne etleri, Thai mutfağının parçası olan bu tatların hepsi havadaki ağır baharat cümbüşüne katkıda bulunuyor.
Thai birası olan ‘tiger’ yudumlayıp, yerel lezzetlerin tadına baktıktan sonra gece karanlığı ile ‘Patpong’ bölgesine ilerliyoruz. Bangkok şehrinin birden fazla yüzü olduğunu işte burada anlamaya başlıyorum. Kısa bir süreliğine Bangkok’un ahlaksız yüzünü görerek adımlarımızı atıyoruz. Maalesef ucuz turizmin kalbi olan bu bölge gündüz vakti son derece normal gibi gözüken kadınların ucuz kulüplerde yarı çıplak dans ederek ‘eğlenceye’ katkıda bulundukları bir yer. Gecenin devamı için daha makul bir manevra yaparak Mandarin Oriental Otel’de soluk alıyorum.
Neyse ki; biraz önce anlattıklarımın aksine, Chao Praya nehrinin kenarında, son derece nezih bir köşe. Hayalimdeki tek şey, Bangkok’da Jazz eşliğinde o muhteşem malzemeler ile hazırlanan koteylleri yudumlamak. Ve nihayet Bangkok eleganlığının geceye yansıdığı an! Bamboo Bar’dayım. Dışarıdaki 30 derecelik sıcak ve yüzde 80 neme karşın tavandaki pervaneler müziğin ritmi ile dönerek serinletiyor. ‘Thai Noon’ isminde bir kokteyl içmeye karar veriyorum. Limonotu ile aromalandırılmış votka, zencefilli soda, hindistan cevizi suyu ve limonotunun kendisi! Yeterince serinletici ve Bangkok’ta olduğunu hissettirici olağanüstü bir lezzet. Beraberinde ‘bamya’ sunuyorlar! Evet, yanlış duymadınız, bildiğimiz bamya, fakat farklı bir sunumda.
Taze bamyaları güneşte kurutmuşlar, sonra da aşırı hafif yağda kızartmışlar. Yemeye doyamadım, ancak maalesef eve götürmek için çarşıda da bulamadım. Yine bir başka çerez sunmuşlardı. Yer fıstığı mevcuttu kuşkusuz. Acı mı desem, tatlı mı, yoksa baharatlı mı? Belki de hepsi... Meğer ‘kırmızı köri’ imiş kendisi. Biraz kişniş, biraz kırmızı biber, zencefil, lime ve azıcık da şeker. Kısacası yer fıstığını göklere çıkarmaya fazlasıyla yeter! Sizleri Tayland ile boğmak gibi bir derdim yok ama ikinci günü haftaya anlatacağım çünkü gerçekten yazılası ve okunulası bir ikinci gün.

Life Tastes Good- Hayatın Tadı Güzeldir
Cumartesi Postası’nı okuyanlar sevgili Ebru ve Yasemin’in katılmış olduğu zorlu yarışma hakkında meraklanmaya başlamışlardır diye düşünüyorum. Bangkok’ta finali yapılan, LG firmasının ‘Light Wave’ ismindeki, yüksek teknoloji fırını ile yapılan yemeklerin farklı ülkelerden katılan amatör aşçılar tarafından hazırlandığı yarışma gerçekten inanılmaz bir organizasyondu.
Dünya çapında yıldız şeflerin jüri üyeliğini yaptığı yarışmada tüm katılımcılar 100 dakika içinde hünerlerini döktürdü. Amatör aşçıların Eurovision yarışmasına benzettiğim gecede heyecan sadece yarışanlarda değildi, izleyenlere de yansımıştı. 5, 4, 3, 2, 1, 0 ve tüm yarışmacılar yeteneklerini bir seviye yukarı taşımak için şans peşindeler. Görsellik, lezzet, yaratıcılık, teknik, hijyen gibi konular değerlendirme sürecinde puanlanarak ödül sahipleri belli oldu.
Ancak maalesef yarışmanın kendisi Eurovision’a benzer olduğu gibi sonuçlar da oradan alıştığımız politik tercihlerle doluydu. Yiğidi öldür, hakkını ver! Birincilik ödülünü kazanan ‘Güney Afrika’ ekibi işin başından beri dikkatimi çekmişti, ve sonuç beklediğim gibi oldu. Bizim hanımlar muhteşem performans göstererek yarışmayı zamanında ve başarıyla tamamladılar. Ayrıca gastronomi konusunda hobi ile başlayan maceralarını dünyayı gezecek kadar üst düzeye taşıdıkları için tüm takipçileri ve bizler tarafından alkışla desteklendiler!