İki guruyu dinleyen inşaatçı!

Salı, 30 Mart 2010 - 05:00

Pharalad, dünyanın en önemli yönetim gurularından biridir. Hep önemliydi, ancak kriz döneminde ‘Piramidin altı’ adlı yaklaşımıyla biraz daha yükseldi.
Özetle, ‘Herkes piramidin tepesini, üstünü hedefliyor. Büyük potansiyel ise altında. Oraya odaklananlar kazanacak’ diyor. Ancak, piramidin altındaki dar gelirlilere hizmet sunarken de üst gelir grubundaki tarza yakın bir yaklaşım benimsenmesini öneriyor.
Chan Kim ise son dönemde yıldızı parlayan bir yönetim gurusu... O da ‘Mavi okyanus’ stratejisi ile parladı. “Herkesin rekabet ettiği, kârlılığın düştüğü ve deyim yerindeyse kan gölüne dönen alanlarda rekabet edeceğinize, kendinize yeni alanlar yaratın” diyor. Bu yeni alanlara da ‘Mavi okyanus’ adını veriyor.

Ucuz konut mümkün mü?

Bu iki yönetim gurusunun görüşlerini, ‘ucuz konut’ yaklaşımıyla öne çıkan FiYapı’nın sahibi Fikret İnan’a aktardım. Çok sayıda konut şirketinin ‘orta, orta üstü ve yüksek gelir grubuna’ odaklanmışken, Fi Yapı’nın düşük gelirlilere yönelmesinin, iki yönetim gurusunun yaklaşımının bileşimi olduğunun altını çizdim. “Ancak, konutlar biter mi, teslim edilir mi benzeri tereddütleri ortadan kaldırmanız kaydıyla” diye de ekledim.
Aslında Fikret İnan da benzeri tereddütlerle sık karşılaşıyormuş. Buna rağmen kendinden emin. 8 projede, 7 bin 300 konut yaptığını, bunlardan 2’sinin tamamlandığını söylüyor. 2 yıl içinde bütün konutlar sahiplerine teslim edilmiş olacak.
Fi Yapı’nın konutları 37 bin TL ile 79 bin TL arasında değişiyor. Metrekare fiyatı ise 800-1500 TL düzeyinde... Bu fiyatlara, ‘site’ mantığı ve Fikret İnan’ın deyimiyle, ‘kaliteli malzemeden’ konut üretiliyor.

Peki işin sırrı nerede?

Çok sayıda insanı şaşırtan ve ‘hesapsız’ değerlendirmelerine neden olan Fikret İnan’ın projeleri, kendi deyimiyle, şu stratejiler nedeniyle ucuza mal oluyor:
1. Önce arsayı üretirken kazanıyorum. Çok düşükten alıyorum.
2. Perakendeciler gibi, malzemeyi alırken kazanıyorum. Üstelik kaliteli malzemeyi düşük fiyata alıyorum.
3. Daireyi satarken kazanmam. Dairenin satış fiyatını önceden belirler, kâr marjını koyar ve o maliyeti yakalamak için arsa ile malzeme fiyatını yakalarım.
Fikret İnan’a da söylemiştim. Strateji ve hedef kitle doğru görünüyor. Tereddütler olması da kaçınılmaz. Stratejinin kendini ispatlaması ise ancak konutların teslimi ile gerçekleşecek.

Emekli paşalar gözden düştü
Türkiye’de uzun yıllar boyunca emekli ‘paşalar’ (generaller), şirketlerin yönetim kurullarının vazgeçilmezleri arasında yer aldılar. Büyük bankalardan holdinglere kadar, her sektörden şirketin yönetim kurulunda ‘emekli generaller’ olurdu.
1970’lerde başlayan, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra yükselen bu eğilim, son birkaç yıldır büyük bir kesintiye uğramış gibi görünüyor.
Önemli ölçüde ‘kurumsal yönetim ilkelerine’ uymak amacıyla başlayan, ancak ‘Sözde Ergenekon’ davasının da etkisiyle ivme kazanan bu eğilim sonucunda, neredeyse büyük kuruluşlarda ‘emekli paşa’ hiç kalmadı gibi... Özellikle Veli Küçük’ün bir perakende şirketinin yönetim kurulunda yer almasının yansımaları, patronları ciddi şekilde ‘asker’ üye düşüncesinden uzaklaştırmıştı.
Bu düşünceyi önemli şirket ve holdinglerin yönetim kurullarındaki son durumdan da görmek mümkün...
Epey bir kurumun yönetim kurulu üye listesini inceledim, asistanımdan da yardım talep ettim. Ortaya şöyle bir tablo çıkıyor:
Birkaç yıl önce bir ekonomi dergisi, yönetim kurullarındaki ‘generalleri’ sıralamıştı. O tabloyu buraya koydum. Neredeyse hiçbir şirkette ‘asker’ kalmamış gibi görünüyor.
Uzun yıllardır yönetim kurullarında ‘generallere’ yer veren Akbank’ta, şimdi de emekli orgeneral Hikmet Bayer görev alıyor.
Bunun dışında Baytur’un yönetim kurulu başkanlığını, Orta Anadolu’nun ise genel müdürlüğünü bir asker yürütüyor. Bu görevi yürüten Atilla Kıyat ise aynı zamanda şirket ortağı durumunda...

Araç istatistiklerinden iyi haber
Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK), dün motorlu kara taşıtlarıyla ilgili en son rakamlarını açıkladı. Buna göre, Türkiye’de 2009 sonu itibarıyla araç sayısı 14 milyon 316 bine ulaşmış. Bunda sorun yok. Benim dikkatimi çeken, 2008 yılına göre kayıtlı araç sayısının sadece 551 bin adet artmış olması... Oysa, daha fazla artış olması gerektiğini düşünüyordum.
Ayrıntılarına bakınca, iyi bir haber dikkatimi çekti. 2009’da 715 bin araç kaydı yapılmış, 164 bine yakının kaydı silinmiş. İyi haber işte burada yatıyor.
TUİK’e göre, 2009’da kamyon ve otobüste, yeni kayıt yapılan araç sayısı, kaydı silinenin çok altında kalmış. Örneğin, 32 bine yakın kamyon trafikten çekilmiş, 14 bin 787 adet yeni kayıt olmuş. Otobüste 9 bin 300 yeni araç girmiş, 8 bin 223’ü çekilmiş. Minibüste de giren ve çıkan araç sayısı 9 bin civarında gerçekleşmiş.
Böylece, yoldaki dökük, tehlike saçan araçların bir bölümü hurdaya çıkmış... Karayolunda dökülen otobüs ve kamyonlardan çok çekmiş biri olarak bu haberi ciddi olarak önemsiyorum.