İki kadın iki hayat

Ödüllü Fransız oyuncu Audrey Tautou, efsane Fransız modacı Coco Chanel'in öyküsü için sinemaya geri döndü

İki kadın iki hayat

Fransız kadını deyince aklımıza neredeyse sadece onun yüzü gelir oldu. Dünya çapında Amelie Poulin rolüyle zihinlere kazınan Audrey Tautou, ‘Amelie’ adlı filmde oynadığında henüz 25 yaşındaydı. İnce yapısı, hokka gibi burnu, dolgun dudakları, küt kesilmiş saçlarıyla adeta romanlardaki Fransız kadının tarifini yapıyordu.
Bu nedenle Dan Brown’un satış rekorları kıran romanından uyarlanan ‘Da Vinci Şifresi’ adlı filmde yine bir Fransız kadınını, Sophie Neveu adlı karakteri canlandırmıştı. Son olarak Audrey Tautou moda dünyasının fenomen isimlerinden ‘Coco’ lakaplı ünlü Fransız modacı Gabrielle Bonheur Chanel’in yaşam öyküsü olan ‘Coco Chanel’den Önce’ (Coco Before Chanel) için kamera karşısına geçti.

İkisinin de hikayesi bir kasabada başlıyor...

Audrey Tautou’nun hikayesi tıpkı canlandırdığı karakter Gabrielle Chanel gibi küçük bir Fransız kasabasında başlıyor. 1976 yılında Beaumont şehrinde doğan Audrey Tautou ne annesi gibi öğretmen ne de babası gibi dişçi olmak istemiş. Derslerle de pek alakası yokmuş zaten. Hafta sonlarında annesiyle sinemaya giden küçük Audrey, böylece oyunculuğa merak sarmış. 14-15 yaşlarında kasaba ve okul tiyatrosunda rol almaya başlamış. Hayallarinde hep Paris’te yaşamak varmış Audrey’nin. 18 yaşına gelince ailesinden ayrılarak ufak kasabasından dünyanın merkezi olarak gördüğü Paris’e edebiyat okumak için gitmiş. Sanat kokan bu şehre hayran kalmış.
Bu sıralar yerleşmiş aklına, ne yapıp edip Paris’teki ünlü tiyatro okulu Cours Florent’a girmek. Sonunda part-time yaptığı işler sayesinde Cours Florent’nın kurslarına girmeyi başarmış da! Ailesi Edebiyat Fakültesi’ni bırakmaması şartıyla, eğitimine Cours Florent’da devam etmesine izin vermiş. İşte hikayesi de burada başlar küçük genç kızın... Audrey Tautou 9.Beziers Festivali’ndeki yarışmada ‘En İyi Aktris’ seçilerek yönetmenlerin bile gözdesi olmayı başarır.
Yönetmen Tony Marshal’ın ‘Venus Beauty Institute’ filminde rol alan Audrey, 23 yaşında da ‘Cesar’ ödülüne layık görülerek Fransa’nın yıldız oyuncuları arasında kısa zamanda yerini alır. Uluslararası başarıya kavuşması da çok uzun sürmez genç oyuncunun. 2001 yapımı olan ‘Amelie’ adlı filmde, Amelie Poulin karakterini canlandırdığında bütün dünya tanır onu. Hızlı gelen ünü için, “Amelie’yle gelen şöhret beni şaşırttı. Amacım hiçbir zaman ünlü olmak değildi. Sadece işim için ölüp bitiyordum” der...

Yeminini Coco için bozdu

‘Da Vinci Şifresi’ adlı filmle ünü ikiye katlanır Audrey Tautou’nun. Bu onu daha da mutsuz eder çünkü paparazzilerin takibinde ve gözaltında yaşamak onun için işkenceden farksızdır... Başarılı oyuncu bu nedenle hiçbir film teklifini kabul etmemeye karar verdi. Ancak bu kararı sadece iki yıl sürdürebildi. Çünkü Coco Chanel’in hayatının anlatılacağı bir film çekileceğini duyduğunda heyecandan sanki kalbi yerinden çıkacaktı. Filmin seçmelerine gittiğinde yönetmen Anne Fontaine, Coco Chanel’le Audrey arasındaki benzerliğin dikkat çekici olduğunu hemen fark etti.
Güzel aktrisin cesareti ve oyunculuğundan etkilenen Fontaine, Audrey’e “Teklifimizi kabul etmemekte özgürsünüz ama eğer bu rolü kabul etmezseniz filmi çekebilir miyim bilemiyorum” dedi. Audrey Tautou bu rolün onun kaderinde olduğunu sanki çok eskiden beri biliyordu... Çünkü ünlü modacıyla fiziki benzerlikleri gerçekten de dikkat çekiciydi. İkisi de esmer ve minyon olan Tautou ve Chanel’in en önemli ortak özelliği ise tuttuğunu koparan, çok yetenekli kadınlar olmalarıydı. Audrey rolü kabul etti. Ve bu kez kamera karşısına Fransa’nın moda idolü olan Coco Chanel’i canlandırmak üzere geçti.

Zorlu çocukluk yılları...
Audrey’i en çok etkileyen, 19. yüzyılda Fransa’nın küçük bir kasabasında dünyaya gelen Chanel’in, 20. yüzyıla hitap eden tasarımları ve hayat hikayesiydi. 1883 yılında doğan Chanel’in sefalet içinde geçen çocukluğu ve ardından 12 yaşında annesini kaybetmesi, Gabrielle Chanel’i çok ufak yaşta sorumluluk almaya zorlamıştı. Ailenin en büyük kızı olan Chanel, kardeşlerine bakmak zorunda kaldı. İş için Amerika’ya göç eden babası, Chanel’i ve kardeşlerini Katolik Manastırı’nın yetimhanesine yerleştirmişti. Böylece yetimhanede geçirdiği 7 yıl boyunca rahibelerden terzilik öğrendi Chanel.
18 yaşına gelince yetimhaneden ayrılma vakti gelmişti Gabrielle’in. O da tıpkı diğer yetimler gibi bir tuhafiyeci dükkanına yerleştirildi. Burada çalıştığı yıllarda taşrada fakirlik içinde geçen kaderini 8 değiştirecek başka işlerin de arayışına girdi Chanel. Tuhafiyecide çalıştığı yıllarda bir yandan da uvertür olarak sahneye çıkmaya başladı. ‘Qui qu’a vu Coco dans L’Trocadero?’ adlı şarkıyla akıllarda yer eden Chanel, bundan böyle ‘Coco’ lakabıyla anıldı. Ama şarkıcı olarak şansı pek yaver gitmedi.

Taşradan Paris’e
Hobi olarak şapkalar yapan Chanel, tam da bu dönemde burjuva sınıfından, milyoner bir playboyla tanıştı. Kendinden yaşça büyük adamın adı ‘Etienne Balsan’dı. Etienne, Chanel’i adeta lükse boğuyordu. Taşradan kurtulmak için Etienne Balsan’la zaman geçirmeliydi Chanel. Bir gün, herhangi bir bahane uydurarak Etienne Balsan’ın Compiegne bölgesinde, Paris yakınlarındaki Royallieu Şatosu’na taşındı. Şatoda Etienne Balsan’ın atlarıyla zaman geçiriyor, Paris sosyetesiyle yakınlaşıyordu.
Etienne Balsan’ın at binmek için giydiği pantolonlarından ilham alan Chanel, burada kendine kıyafetler tasarlıyordu. Gösterişli dönemin asi kızı olan Chanel’e çevredekiler ‘erkek Fatma’ gözüyle baksa da, o farkını ortaya koymaktan çekinmiyordu. Chanel sonunda hayalini kurduğu hayata kavuşmuş, şanssız günleri geride bırakmıştı. Paris sosyetesi onun Royallieu Şatosu’nda sadece hobi olarak tasarladığı şapkalardan söz ediyordu çünkü. Tasarımları kadınların beğenisini kazanmış, erkek giysilerini kadınlara uyarlamasıyla herkesin dikkatini çekmişti.
Şapkalarını merak eden Paris’li kadınlar onu şatoda ziyaret ediyordu. Chanel artık bir taşralı değil, yaptığı sıradışı şapkalarıyla Paris sosyetesine hitap eden bir tasarımcıydı. Ama bu evde kendini tam anlamıyla gösteremiyordu Coco. Para kazanmak için bir dükkan açmalıydı. Ne yazık ki, Balsan onu erkek gibi görüyor, yeteneğine aldırış etmiyordu. Balsan’ın şatosundan ayrılmak isteyen Chanel bu dönemde Balsan’ın yakın dostu olan Arthur Capel ile yakınlaşmaya başladı.
Kadınların gözdesi olan ‘Boy’ lakaplı bu İngiliz, çok geçmeden onun ilk aşkı oldu. Çünkü o, Chanel’in gözlerindeki ışığı ve yeteneği görmüştü. Ne yazık ki İngiliz aristokrasisinin kurallarına göre Capel İngiliz bir kadınla evlenmeliydi ve evlendi de! Zaten Chanel’e göre evli olmak fikri bile ürkütücüydü. Hayatını onunla ikinci kadın olarak geçirmek onu rahatsız etmedi. Onun tek yaşamak istediği duygu aşktı çünkü!

Kadınları korseden kurtardı

Chanel’e tam anlamıyla yeteneğini gösterebileceği bir iş yeri için maddi destek verdi Arthur Capel. Paris-Rue Cambon’da tutulan dairenin kapısına hemen ‘Chanel Modes’ yazan bir tabela asıldı. Yüzyıla damgasını vuracak olan şapkaları burada beklediğinden fazla ilgi gördü. Ardından yine Arthur Capel’in desteğiyle Deauville ve Biarritz’te kendi butiğini açtı. Chanel artık sadece sosyeteye haute couture çalışan ünlü bir modacıydı. Ne yazık ki aşk hayatı bu kadar iyi gitmedi. I. Dünya Savaşı’nın son günlerinde aldığı acı haberle yıkıldı Chanel. Arthur Capel bir araba kazası sonucu hayatını kaybetmişti. Geçirdiği zorlu yıllar bile onun hızını kesmedi.
Batılı kadının eşitlik için savaştığı o yıllarda, tasarladığı yeni nesil kıyafetlerle Kadın Bağımsızlık Hareketi’nin en güçlü isimlerinden biri oldu. Kadınları korseden kurtardı. “Sadelik gerçek zarafetin ana fikridir” diyen Chanel, yerlere kadar olan elbiselerin giyildiği bu dönemde kadınları pantolonla tanıştırdı. Kadınlar için rahatlık ön plandaydı artık. Chanel, sayfiye yerlerinde pijama benzeri pantolonlarla dolaştı, ayak bileklerini açığa çıkaran etekler giydi. Yarattığı devrim için “Kadınlar insan gibi gözükmüyordu.
Onlara kadınlıklarını, kollarını ve bacaklarını geri verdim” dedi. Tasarladığı rahat giysiler zamanın oyuncularının ve dansçılarının dikkatini çekti. Hem günlük hayatta, hem de sahnede onun kıyafetlerini giymek artık neredeyse prestij meselesiydi. Coco Chanel’in, Rus besteci Igor Stravinsky’le yaşadığı aşk da kariyerinde etkili oldu. Sanatçının o dönem için fazla modern bulunan eserleri yuhalansa da Coco müzisyenin notalarındaki detaydan etkilendi. Uğurlu sayısı olan 5 yarattığı parfümün de adı oldu: No.5. Coco yaşadığı aşkın ardından adeta bir efsane olan bu parfümü oluşturdu.

Siyah elbisenin yaratıcısı...
O yıllara kadar sadece cenazelerde giyilen siyah elbiseyi şıklığın bir parçası yaptı. Ona göre siyah teni en iyi yansıtan renkti. Siyah elbiseyi inciyle tamamladı. İmitasyon takı takmak Coco Chanel sayesinde moda oldu. En zengin kadınlar bile onun imitasyon takılarından takmak istedi. II. Dünya Savaşı sırasında Paris Alman işgalindeydi. Coco Chanel Alman bir subayla yaşadığı gizli aşk ortaya çıkınca herkes tarafından eleştirildi. Modaevini kapatarak İsviçre’de inzivaya çekildi. Taa ki bir gün Paris’te bir modacının fırtınalar estirdiğini duyuncaya kadar ülkesine dönmedi.
13 yıl sonra Fransa’ya döndüğünde herkes Christian Dior’dan bahsediyordu. 71 yaşında gecesini gündüzüne katarak çalıştı Coco. Yemeden içmeden kesilerek yeni tasarımlar yaptı. Fransız basını tasarımlarını beğenmese de Chanel’in yaptıkları kısa zamanda Amerika’da herkesin gözdesi oldu. Bu dönemde Chanel tayyör, diz altı ceketlerle modaya damgasını vurdu. Chanel 88 yaşında hayata veda etti. Bu müthiş kadının yarattığı markanın tasarım direktörlüğünü önce Philippe Guiborg sonra da Karl Lagerfeld üstlendi. 60 yıl boyunca modern kadını bütünleyen tasarımlar yaptı. O her zaman erkeklerin dünyasına baş kaldıran kadınlardan oldu. Ve nihayetinde, çalışmadığı için en sevmediği gün olan bir pazar gününde hayata veda etti...

Haber: Merve Özaytekin
[email protected]