İkinci planda kaldığım için terapi gördüm...

Caz şarkıcısı Ayşe Gencer Demirer, Ayten Alpman ile İlham Gencer'in kızı. Çocukluğundan beri müzikle, daha doğrusu cazla haşır neşir olan Ayşe Gencer Demirer 50 yaşında ilk albümünü çıkardı. 'Bud Beautiful' adlı albümü cazseverler tarafından çok beğenildi. Yeniköy'de Timothy's Cafe'de buluştuk. Tabii söz kaçınılmaz olarak ünlü bir anne babanın çocuğu olmanın zorluklarına geldi. Ayşe Gencer Demirer büyük bir samimiyetle yaşadıklarını anlattı...

Pazar, 12 Haziran 2011 - 05:00

İkinci planda kaldığım için terapi gördüm...

Röportaj: Seral Cumalı
[email protected]

 Ayten Alpman’la İlham Gencer’in kızı olmak sizin için avantaj mı oldu dezavantaj mı?

Hem avantaj, hem dezavantaj oldu. İlk sahneye çıktığım Galata Kulesi’nde avantaj oldu. Ayten Alpman’ın kızı demeleri hoşuma gidiyordu. Zaten annem idolümdü. Caz söylemeye onu taklit ederek başlamıştım. Ama seneler geçtikçe dezavantaja döndü. Çünkü herkes beni annemle mukayese etmeye başladı. Sesimi duyan herkes, “Annenize benziyor” dedi. Kimse beni görmedi. Televizyon programına çıkıyorum, “Annenizden bahsedeceğiz” diyorlar. “Türkiye annemden bahsediyor, artık benden bahsedelim” diyorum ama başaramıyordum. Hem çok güzel bir duygu hem de zor.

İlk müzik öğretmeniniz anneniz mi babanız mı oldu?

Babaannem klasik piyano öğretmeniydi. Ağabeyim İlhan Gencer ve ben ilk müzik derslerimizi babaannemden aldık. Ağabeyim ilk torundu ve çok düşkünlerdi, bu nedenle ona daha çok yoğunlaştılar. O konservatuvara gitti. Benim öyle bir şansım olmadı. O zaman konservatuvar Ankara’daydı. En yüksek puanla kazandım ama gidemedim. Çünkü annem ve babam ayrılmışlardı. Biz babaannemde kalıyorduk. Beni Ankara’ya göndermek istemediler. Çok zor bir çocukluk geçirdim.

Sizi nasıl etkiledi?

Konservatuvara gitmediğim için müziği tam manasıyla teknik olarak öğrenemedim. En büyük avantajım küçükken en iyi müzisyenlerin evin içinde olmasıydı. Cazla büyüdüm. Annemle babam ayrıldıktan sonra da her ikisinin evine gittiğimde duyduklarım okul gibi faydalı olmuştur. Ama caz dünyasında çok zor günler geçirdim. Eğitimsiz olduğum için çok dışlandım. Haklılardı da. Alaylı olduğum için hep bir adım geriden geldim.

Anne babanıza bu yüzden kızdınız mı?

Kızdım. Hala da kızgınım. Çünkü normal ailelerde olur, göndermezler. Ama benimkilerin ikisi de müzisyendi. Ayrılmışlardı, büyük sorunlar yaşanıyordu. Babam evlenmişti, oğlu Bora (Gencer) doğmuştu. Belki Ankara’da Öyle diyelim...

Onların ayrılığı sizi nasıl etkiledi?

Anne ve babama çok düşkündüm. Çok meşgullerdi, çok yoğunlardı. Ben de çok duygusal bir çocuktum. 7- 8 yaşındaydım annemin radyoda sesini duyduğum zaman hüngür hüngür ağlardım. İngilizce söylerdi, ne söylediğini anlamazdım ama annemin sesi bana çok tesir ederdi. Hayatım boyunca da bana tesir etti. O duyguyla büyüdüm. Annem gibi şarkı söylemek istedim. Şimdi annem beni dinlerken ağlıyor.

 Size karşı sevgi eksikliği var mıydı?

Bize çok düşkünlerdi, bir sevgi eksikliği yoktu. Ama parçalanmış ailelerin çocukları böyle oluyor. Çok zor bir çocukluk oldu. Ben de bütün bu eksiklikleri kendimi müziğe vererek kapatmaya çalıştım. Evdeki bütün plaklar cazdı. Doğduğumdan beri caz dinledim.

Anneniz de çok iyi bir caz şarkıcısıydı ama sonra ‘Bir Başkadır Benim Memleketim’ gibi Türkçe şarkılara yöneldi. Siz cazda niye ısrar ettiniz?

Pop şarkıcıları daha ünlü oluyor ve daha çok para kazanıyor! Annem İsmet Sıral Orkestrası ile İsveç’e çalışmaya gitmişti, 4-5 sene orada kaldı. Buraya döndüğü zaman Türkçe şarkılar dönemi başlamıştı. Annem de Türkçe şarkılar söylemeye başladı. Eve plak yapımcıları gelirdi, bana da teklif ederlerdi. Ama ben cazdan hiç ödün vermedim. Asla caz söylemekten vazgeçmedim. Bir süre babamla caz söyledim. Sonra baktım babam ben şarkı söylerken gelenlere, “Merhaba hoşgeldiniz” diyor. Babam da o akıma uydu ve Türkçe şarkılar söylemeye başladı. İkisi de uydular memleketin durumuna, mecburen...

Sordunuz mu hiç niye caza ihanet ettiniz diye?

Babam müşterilerini memnun etmeyi sever. Japon müşteriye Japonca söyler, hep kendini dinletmek ister. Annem de biraz öyleydi. Ben kimseyi eğlendirecek tarzda bir insan değilim, utangacım. Onun için gözlerimi kaparım ve öyle şarkı söylerim.

Müzik şu anda onların hayatlarında ne kadar var?

Annem yine konserleri dolduruyor. Geçenlerde İzmir’de bir caz festivali düzenlendi, annemin konseri doluydu, bizde 250-300 kişi vardı. Babamla 7 Temmuz’da Karadeniz Ereğlisi’nde bir festivalde söyleyeceğiz, bakalım ne gelecek başımıza. Annem 80, babam 85 yaşında. Hala çok iddialılar. Annem, babam ve ben, benim CD’m için bir televizyon programına çıktık. Babam geldi ve “Benim de CD’m var” diye kendi CD’sini anlattı. Ben ağzımı açıp da CD’mi anlatamadan program bitti. Allah uzun ömür versin kendilerini çok severler, çok iyi bakarlar!

Profesyonel olarak caz dünyasının içine girmeniz nasıl oldu?

1977’de, ben 20 yaşındayken Hafif Batı Müziği Caz Vokalisti Yarışması açılmıştı. Zerrin Özer, Ayşegül Aldinç ve ben o yarışmanın birincisi seçildik. Onlar annemin şarkılarıyla kazandılar, ben Tony Bennett’ten bir parçayla kazandım. O zaman televizyon tek kanaldı, burnunu çıkarsan meşhur oluyordun. Bir programa davet ettiler, ben çekindim kaçtım oradan. Zerrin’le o yarışmada çok iyi arkadaş olduk, Galata Kulesi’nde çıkmaya başladı. Bir gece beni de davet etti, zorla sahneye çıkarttı. İndim ve ilk profesyonel sahne teklifini o gece aldım, Galata Kulesi’nde caz söylemeye başladım. O da biraz turistlere yönelikti. Sonra da Bodrum’da hakiki manada bir caz kulübü olan Jazz Now’da sahneye çıktım, 24 yaşında ilk defa profesyonel caz söylemeye başladım. 

Neden televizyona çıkmaya çekindiniz?

Hala da televizyona, sahneye çıkarken o korkularım vardır. Fobi gibi birşey. Çok uğraşıyorum onu yenmeye. Artık yeniyorum galiba. Çünkü o kompleksleri yok etmek için terapi görüyorum.

Nedir o kompleksler?

Çocukluğuma bağlı bir şeyler. Çünkü aile yüzünden hep ikinci planda kaldım. Ünlü anne babanın çocuğu olmak çok zor, anlatılır gibi değil. Sadece benim için değil ağabeyim için de, Bora için de geçerli. Ağabeyim İlhan Gencer çok iyi müzisyendir, çok iyi şarkı söyler. Ama Ayten Alpman’ın oğlu olduğu bile bilinmez. Hep arka planda kalmışızdır, ezilmişizdir. Zor bir hayat.

Terapi görünce atlattınız mı?

Atlattım gibi, çok azaldı.

Eşiniz İmer Demirer’le sahnede mi tanıştınız?

1986’da Bodrum’daki caz kulüpte tanıştık. “Bir trompetçi geliyor” dediler; İmer geldi provalara başladı. Ben pek farkında değildim. Bir ay kadar çalıştık. O benim sesime hayran olmuş. Ben de onun trompetine hayran oldum. Harika bir ikili olduk. Aşık olduk birbirimize. 25 yıldır çok mutluyuz. O trompet çalıyor ben söylüyorum. 

Çocuk?

Yok, 4 taneyi kaybettik, doğmadan öldüler. Bir kedimiz var. Adı Çar. Çünkü Rus kedisi. İkimiz de Çar’a deliler gibi aşığız. Benden önce İmer CD çıkarttı; CD’sinin adı ‘You, Me and Çar’ (Sen, Ben ve Çar).

Niye bu yaşa kadar albüm yapmadınız?

Zamanın şimdi olduğuna inanıyorum. 20 sene önce böyle şarkı söylemiyordum. Şimdi daha iyi şarkı söylüyorum. Ve bir cazcının şarkı söylerken görüntüsünün önemine inanmıyorum. Caz söylemenin yaşı yok. Daha önceki tekliflerde “Ne kadar satar?” diyorlardı. “Ne bileyim ne kadar satar” diyordum. İsteğim, birinin bana bu konuda canıgönülden inanması, bana inanarak yatırım yapmasıydı.

Kim inandı sonunda?

10 ay önce internette bir resim gördüm, çok etkilendim. Bir de makale vardı. Resmin altında Doç. Dr. Neşe Yıldıran yazıyordu. Yeditepe Üniversitesi’nde sanat tarihi öğretmeni. Hemen, “Bu resmi siz mi yaptınız?” diye mail attım. Ertesi gün, “Ben yapmadım ama bu makalenin devamını size gönderebilirim. Sizinle 25 sene önce tanışmıştık, sesinize hayranım. Nerede şarkı söylüyorsunuz?” diye bir cevap geldi. Eylül Bar’da söylüyordum, davet ettim geldi. Sanat tarihi hocası, caza aşık. Üzüntülü bir dönem geçirirken mailim onu hayata döndürmüş. Bana niye CD’in yok diye sordu. Sonra “Ben hayatım boyunca bir şeye yatırım yapmak istedim. Neye yapayım diye araştırıyordum. Sana CD yapmak istiyorum” dedi. “Neşe yapma etme” dedim, sonra stüdyoya girdik, yıllardır sahnede söylediğim caz parçalarını söyledim ve bu CD ortaya çıktı. 

Anneniz albümü nasıl buldu?

Çok beğendi. Albümdeki son şarkı Luiza’yı dinlerken ağladı. Luiza çok duygulu bir şarkı, bir dön çağrısı parçası. Bir karıkoca arkadaşımız ayrılıyordu. Luiza’yı dinlettik ve gerçekten barıştılar... 

Biraz çatlak ses çıkarana “Caz yapma” denilen bir ülkede caz yapmak nasıl?

İnternet sayfama yazmışlar, “Senin sesinin çatlağına kurban olayım” diye...

( 05.06.2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır.)