İkiz anneleri yalnız değilsiniz

Perşembe, 02 Haziran 2011 - 05:00

İkizlerle ilgili yazmaya başladığımdan beri bana gelen mailler genelde “İnternette okuduğum yazılardan sonra mail atmak huyum değildir ama size kendimi mail atarken buldum” diye başlıyor.

İkiz annesi olunca insan kendisi gibi hisseden, düşünen ve yaşayan birilerini bulduğunda ister istemez mutlu oluyor. Çözüm bulamadığı sorunlara belki diğer ikiz annesi bulmuştur diyerek okuyor yazıları ya da yaşadığı sorunların aynısını yaşayan başka ikiz annelerini de gördüğünde yalnız olmadığını bilmek ona güç veriyor aslında. Ben de  bir ikiz annesiyle tanıştığımda başlıyorum sorular sormaya. Duyduklarım benim yaşadıklarımla benzer çıktığında kendimi hem iyi hissediyorum hem de yalnız olmadığımı anlıyorum o zaman. Yorgunluklar, uykusuzluklar, paylaşımlar ve mutluluklar hep aynı aslında.

Her şeyi çift görüyoruz biz. Aldığımız her şey çift haneli olmak zorunda. Markette gördüğümüz tek kalan muzlu pudingi almıyoruz mesela. Biri meyve suyunu içtiğinde diğeri içmiyorsa vicdan azabı duyuyoruz sanki onun da sevip içmesi gerekiyormuş gibi. O meyve suyundan alacağı vitaminin miktarının aynı olmasın istiyoruz. Adalet tanrıçası Themis’ten bile daha adaletli olduğumuzu düşünmezsek içimiz rahat etmiyor. İkiz annelerinin bütün işi hesap, kitap. Onu bu kadar besledim, diğeri şu kadar beslendi…

Hem zihinsel hem bedensel tüm yorgunluğum yere uzandığımda iki küçük meleğimin gelip kendilerini kollarıma atışıyla uçup gidiyor. İşte mutluluk benim için budur.

**

BİBERON HIRSIZI

Hava güzel ve yine parka iniyoruz. Mavi şen kahkahalar atarak koşmayla yürüme arasında hız adımlarla kendini parka atıyor. Yaşıtı olan Elis ve annesi de parkta.

Elis’in biberonu bankın üstünde ve biz annesiyle sohbet ederken Mavi, Elis’in biberonunu kaptığı gibi kaçıyor. Annesi bir telaşlanıyor çünkü meğer Elis hastaymış, bizim kıza da geçmesinden korkuyor doğal olarak. Ama artık çok geç. Mavi elindeki biberonu kafaya dikiyor ve afiyetle Elis’in çayını mideye indiriyor. Bütün bunların hepsi saniyelik olaylar. Kaşla göz arasında o biberonu nasıl gördü, gözümün önünde onu nasıl arakladı ve kafasına dikti inanamıyorum.

Sonuç; kızlarımın her ikisinin de burnu akıyor. Hafif bir nezleyle atlatabileceğimizi düşünüyorum. Ne kadar dikkat etsek de çocukların hızına yetişmemiz mümkün değil.

Yemek yaparken arkasında oynayan çocuğunun bir anda ayağa kalkıp, dengesini kaybedip düşmesiyle kafasını yardığında bir annenin “Benim suçumdu, yemek yapmayıp onunla ilgilensem müdahale edebilirdim.” diyerek kendini suçlaması tüm annelerin yaşadığı bir durum aslında.

Daha önce de dediğim gibi anneliğin yarısı övünme duygusu ve yarısı da suçluluk duygusuyla harmanlanmış. “Çocuk bu, düşer de hasta da olur” sözünü kendimize ne kadar sık tekrar edersek edelim en ufak bir hastalığında ilk kendimizi suçlamıyor muyuz? Ya da düştüğünde “keşke dikkat etseydim, gözümü üzerinden ayırmasaydım, düşmezdi” demiyor muyuz? Evet düşe kalka büyüyecekler ve elbette onlarla birlikte biz de düşe kalka büyüteceğiz. Konu çocuklarımız olduğunda kendimize ne kadar da acımasız davranıyoruz değil mi?

**

SOSYALLEŞMEK

İkiz anneleri, kendinize zaman ayırın. Biliyorum iki bebekle bunu yapmak çok zor ama bunu kendiniz için yapın. Sinirleri yıpranmış bir anne çocuklarına da bunu yansıtır. Yakınlarınızdan yardım alın ve bebeklerinizi ara sıra onlara emanet edip kendinize zaman ayırın. Uzun zamandır görmediğiniz arkadaşlarınızla buluşun. Size kendinizi iyi hissettiren yerlere gidin.

Belki tek başınıza yanınıza sadece kitabınızı alıp sakince okuyabileceğiniz bir parka gidebilirsiniz. Denizi olan bir memleketteyseniz deniz kenarına, değilseniz bir ormana ya da bol ağaçlı bir parka gidip yürüyüş yapabilirsiniz. Yeter ki gerilen sinirlerinizi yatıştırıp biraz da kendinize vakit ayırmanız.

Unutmayın, annenin mutluluğu da stresi de bebeğine yansır. Mutlu annelerin mutlu bebekleri olur.

**

NOT: 4 Haziran Cumartesi günü Ümraniye Meydan Alışveriş Merkezi’nde Anne-Bebek Festivali’nde saat 14.00’te bir söyleşim var. Hepinizi bekliyorum…