İlişkide kadın gençse erkeğin parası çoktur

a
a
Pazar, 07 Kasım 2010 - 05:00


İlişkide kadın gençse erkeğin parası çoktur

Ayşegül Aldinç güzel, seksi kadın imajının karşılığı oldu daima. Şimdi de 40’ların sonunda bir kadının genç bir kız kadar çekici olabileceğinin canlı kanıtı... Sezen Aksu imzalı ‘O Kız’ şarkısı ve yeni single’ı kadar yeni fotoğraflarıyla da olay yaratması bu yüzden. Ayşegül’le pek çok ‘ilk’i paylaştık, dert ortağı olduk. Yirmili yaşlarımızda tanıştık. Hayat bize birçok ilki birlikte yaşattı. Ayşegül’ün ilk ve tek evliliği... Kızım Zeynep’in ilk banyosu... Gerçek dostluğun ilk tohumlarını ektik onunla, çok genç yaşların heyecanlarını paylaştık. Onun için herkesten farklı, röportajdan çok kadın kadına bir sohbet bizimki... Nelerden konuşmadık ki... Özellikle de aşktan, yaşlı kadın genç erkek beraberliklerinden... Bu arada Ayşegül’e “Sen hep genç erkek mi tercih ediyorsun? Hayatında böyle biri mi var bugünlerde?” diye sordum. “Genç erkek aramıyorum, karşıma onlar çıkıyor. Özel hayatımdaki heyecanları da teybi kapattıktan sonra anlatacağım” cevabını aldım...

Oya Germen

oyagermen@hotmail.com

¦ Şarkındaki ‘o kız’ sen misin?

Hepimiziz o kız! Sen, ben, Sezen. Yuvadan ayrılan, kendi kanatlarıyla uçan. Hayat şartları karşısında kolu kanadı kırılmış, ana- baba evinden ayrıldıktan sonra saltanatı sona ermiş. Hangimizin sona ermedi ki? Dinleyenler çok duygulanıyor, ağlayanlar var... Ben de sevineyim mi üzüleyim mi karar veremedim Oyacım!

¦ Kendi hayatını düşündüğünde en çok neler etkilemiş seni?

Neler etkilememiş ki... Bizler duyarlı kadınlar olarak yetiştirildik. Etkilenme eşiğimiz düşük büyüdük. Bu şarkı da sağ gösterip sol vuruyor Sezen’in tabiriyle. Benim hayatımda ilk büyük etki ilkokula başladığımda annemin ‘eti sizin kemiği benim’ diyerek öğretmenime teslim etmesi. Çocukluk işte, ‘öğretmen beni yiyecek mi’ diye ağlamaya başlamıştım. Sonra bir gün bacaklarıma baktığımda artık yara olmadığını fark ettim ve tam o an ‘ben büyüdüm’ dedim. Çünkü pata küte düşerdim hep. Sonra ilk kürtaj felaketi, çok kısa süren evliliğim, çocuğumu doğursaydım eğer, onu ilk gördüğüm an olabilirdi mesela...

¦ Yaşanan bazı olaylar aynı zamanda kırılma noktaları oluyor hayatımızda...

Babamın ölümü, en önemli kırılma noktamdır. Ölümlü varlıklarız. Bunu bilen tek canlı da biziz. Hayvanlarda bu durum tamamen sezgisel. Öleceğimizi biliyoruz ama her an düşünmüyoruz. İyi ki de her Allahın günü öleceğimiz gelmiyor aklımıza. Çok yıpratıcı olurdu.

¦ Sen bir kere evlendin, ne kadar sürmüştü tam?

6 ay sürdü toplam. Nişanlanma, nikah, boşanma hepsi bu kadar süreye sığdı. Sen o günleri çok iyi bilirsin. Senin evinde kocamı beklerdik işten dönsün diye, hatırlamıyor musun? Nerede olduğu bilinirdi ama bana söylenmezdi sanki. Sahi, aslında senin de bilmen gerekirdi. Bak şimdi uyanıyorum... İkimiz de saf mıydık, yoksa sen bana belli etmemeye mi çalışıyordun? Hadi şimdi itiraf et bakalım!

¦ (Gülme krizine giriyoruz) Mutlaka benim bilmediklerim de vardı ama üzülmemen için bazen durumu idare etmiş olabilirim.

O zaman çok ustalıkla yapmışsın, ben hiç çakozlamıyordum. Seninle sabahlara kadar otururduk. Acaba niye geç kaldı, karakolları mı arasak derdik. Saflığa bak... ¦ Seninle ne çok şey paylaşmışız. “Tanrı iyi insanları çıkarsın karşımıza” diyorsun, şarkında. Acaba iyi insanların kıymetini yeterince biliyor muyuz? ‘Onları görebiliyor muyuz’dan başlamak lazım. İyilik; değersizlikle, aptallıkla bir tutulur olmuştu epeydir. Şimdi artık iyi insan olmak dünya insanı olmanın vizesi gibi. İyilik trendy oldu yani. İnsan davranış biçimleri bile modellendiriliyor ya ‘in’ ve ‘out’ olarak. İyi insan olmanın erdemi keşfedildi! İroni bir yana ben de tüm insanlık için bunu temenni ediyorum. İyilik kurtaracaktır dünyayı. İyi niyetli bir temenni, ama tamamen böyle düşünüyorum.

¦ Sence erkekler, gerçekten seven, iyi, kaliteli ve fedakâr kadınlara layık oldukları değeri veriyorlar mı?

Ama bu konuda fedakarlık ‘in’ değil ne yazık ki! Cool değil, çünkü fedakarsan baştan kaybediyorsun. İkili ilişkilerde daha müdanasız davrananlar kazanıyor dikkat edersen. Bir taraf diğerine daha düşkündür mutlaka. Bir taraf kaçıp gitmeye daha yakındır. Ya giderse diye düşündüğün an, ona o yolun kapısını açmış oluyorsun. O korku içine düştüğü an çatlaklar oluşmaya başlıyor. Duvardaki ince çatlak bile bir yerden su alır. Su mutlaka yolunu bulur ve bir bakmışsın tavan başına yıkılmış.

¦ Kadın erkek ilişkisinde yaş farkı ne kadar önemli?

Bizler yirmili yaşlarda insanlar olmadığımız için, bizim karşımıza da bizden küçük insanlar çıkabiliyor doğal olarak. Çünkü bizim gibi genç düşünen kadınlar genç erkeklere doğru çekiliyor. Ben bunda tuhaf bir taraf, dengesiz bir durum göremiyorum. Hissediştir önemli olan.

¦ Senin de bir tercihin olmalı, genç erkek mi tercih ediyorsun?

İkili ilişkilerimde; partnerim benden küçük bile olsa garip bir biçimde, o benden büyükmüş gibi geliyor. Çünkü kol kanat geren o oluyor ya da ben böyle birini seçmiş oluyorum. İlişkinin genci ben oluyorum yani. Zaten ikili ilişkilerde, iki insanın dışındakiler düşünür bunları. O iki kişi bunu düşünmez. Kime ne? Zaten dikkat et, eleştirinin büyüğü bu ve benzeri bir durumun içi gittiği halde asla yaşayamayacak olandan gelir. Sansürcüler değil midir sansürledikleri şeyleri sonuna kadar seyredip bizi onlardan koruyan! Aynı kafa...

¦ Kadınların yaşça büyük erkek seçimlerine ses çıkaran var mı?

Bütün dünyada özellikle ünlülere bak. Yaşlı ve zengin adamlarla evlenirler. Mutlaka bir sebebi vardır bu seçimlerin...

¦ Mesela?

Parası çoktur en başta. Bizde de dünyada da örnekleri var. Genç bir şarkıcı büyük bir müzik şirketinin sahibi olan, kendinden epey büyük bir adamla evleniyor. Gloria Estefan, Celine Dion bile mesela buna örnektir. Müzik şirketi sahibinin de beyaz atlı prens olacak hali yok tabii! Hangimiz böyle baktık hayata? ¦ Sende genç erkekleri cezbeden bir çekim gücü olduğunu düşünüyor musun? Ben hayatımda hiç bu yollu bir talepte bulunmadım. Genç bir erkek olsun diye, bir gün, bir saniye düşünmedim bile. Öyle karşıma çıktı, ben onlara çekildim, onlar da bana çekildiler. Bütün mesele bu. Demek doğal yollardan gerçekleşmiş bir biçilme bu. Benim böyle zengin bir arkadaşım bile olmadı, nerede kaldı sevgili? Albümümü üstlensin, filmime yatırım yapsın, oldu mu böyle bir ilişkim? Her şeyimi, evimi barkımı kendim yaptım. Kimine göre marifet değildir bu belki ama... Bak sana çok güzel bir söz söyleyeceğim, şimdi buldum; yuvanı başkası yaparsa, o kişi sonra da senin yuvanı yapar!

Konu aşk olunca, mantık devre dışı mı?

Olabilir tabii ama onun da bir yaşı olduğunu düşünüyorum. Ben geçmişe yönelik ilişkilerimde, ilk gençliğimde diyelim, aşklarımı daha acılı yaşardım. Bildiğin acı biberli! Şimdi bakıyorum, ben artık hayatımı duygusal anlamda konforlu yaşatacak, beni ağırlayacak insan istiyorum. Dostlarımı da artık öyle seçiyorum Oyacığım. Kimseyle uğraşacak halim yok. Bunda da son derece samimiyim. Bana kendimi iyi hissettirebilecek, benim de iyi hissettirebileceğim insanlarla olmak istiyorum. Hiç olmazsa ölene kadar bu konforda hayatımızı geçirsek. Budur tercihim.

¦ Aşk kapını çaldığında, dengelerin bozulduğunu hisseder misin?

Garip bir şey o. Bir salak tebessüm oturur yüzüne. Takıldığın insanın yüzü hayalinde seninle birlikte dolaşır. Bu çok acaip bir şey. Karşındakiler ‘sana bir başka güzellik gelmiş, n’oldu’ falan derler. Orana burana takarsın. Selülitim var dersin mesela. Oya Allahını seversen söyle herhangi bir adamın, selüliti var diye bir kadını bıraktığını gördün mü? Biz gözüne sokarız aptal gibi!

¦ Böyle bir saçmalık olur mu, bu yüzden bırakılır mı?

Ben de görmedim. Olmaz tabii.

¦ Hem kendini çok güzel hissedersin, gözlerin ışık saçar hem de tam tersi olur. Bu nasıl bir ikilemdir?

Uçlarda olmak bu. Aşk dediğimiz şey de tamamen bu. Kayıp denge durumları. Mesela bir şey yüzünden nefret edersin ondan, seni kızdırmışsa. Ölsün istersin hatta! Ne zaman ki sakinliğe bürünür, süt liman olur ortalık, aşk kapıdan uçmuş gitmiş demektir...

¦ Aşkın içinde sakinlik yok mudur?

Yoktur. Sakin tutku olmaz. Aşk dediğin kısa süreli bir hastalık hali. Ömür boyu sürseydi hepimiz ölürdük! Bir de kıskançlık var tabii. En olmadık adamı en olmadık kadından kıskanabiliyorsun. Abuk sabuk hallere düşürüyorsun kendini. Sevgiyi, şefkati, anlaşabilmeyi, mizah duygusunu, arkadaş olmayı çok daha fazla önemsiyorum galiba. Belki de büyümek kısmen böyle bir şeydir. Eskiden de bunları önemsiyordum ama salak gibi itinayla da aşık oluyordum...

¦ Sen ortalıklarda görünmezsin, hayatın pek bilinmez, nasıl yaşar Ayşegül?

Çok uzun zamandır düzenli bir hayatım var. Erken yatıp erken kalkarım. Belli bir disipline girmeden başarılı olamazsın. Kendini yenileyemezsin. Senin kitabında yazdıkların var ya, bir kadının yapması gerekenlerin bütünü. Güzel ve detaylı yazmışsın. İşin özü budur. Kendine saygı duymak. Kendine bakarsan aynı şeyi karşından görürsün, sana saygı duyar, farklı bakar. Bu da bazı fedakarlıklar gerektiriyor. Bir zamanlar ben de gece çıkardım, yediğime içtiğime o kadar dikkat etmezdim. Gördüm ki bunlar bana; yol, su, elektrik olarak geri dönmüyor. Ve spor yapmaya, doğru beslenmeye, uykuma dikkat etmeye başladım. Sağlam kafanın sağlam vücutta olma hali iyidir.

¦ Seni çok iyi gördüm, bu aralar hayatında kendini iyi hissettirecek bir erkek arkadaşın var mı?

Bu kadar röportaj yaptım, ilk defa geldi bu soru. Tabii ki senden gelecekti, senin buna hakkın var. Senden saklamam hiçbir şeyimi. Bu teybi kapattıktan sonra konuşacak çok şeyimiz var! Ama özel hayatımın malzeme olmasını istemedim, bu tavrımı devam ettirmek istiyorum ve beni anlayacağını biliyorum...

(Bu yazı, 31.10.2010 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır.)

3