'İlişkilerim uzun olduğu için bana çapkın denmez'

Hani derler ya, “Ben onun çocukluğunu bilirim.” Gerçekten de İlker İnanoğlu'nun çocukluğunu biliriz. 'Sinemanın 4 yapraklı yoncası' arasında yer alan Filiz Akın'la ünlü yapımcı Türker İnanoğlu'nun oğlu

Cumartesi, 26 Haziran 2010 - 05:00

'İlişkilerim uzun olduğu için bana çapkın denmez'

Röportaj: Seral Cumali

[email protected]

Ünlü bir anne babanın oğlu olarak doğdunuz ve biraz ayaklanınca ve yarım yarım konuşmaya başlayınca siz de ünlü bir çocuk oyuncu oldunuz. O günler sizde nasıl bir iz bıraktı?

Daha tam konuşamadan, yürüyemeden kendimi sinema dünyasının içinde buldum. 4 yaşındaydım. Evde her gün ünlü bir yönetmen, ünlü bir oyuncu var. Bana normal geliyordu bu. Şimdi geriye baktığımda anlıyorum ki bu her çocuğun yaşadığı bir hayat değilmiş.

Tek çocuktunuz, ünlüydünüz; aileniz tarafından şımartıldınız mı?

Pek şımartıldığımı sanmıyorum.

Filmlerde Yumurcak karakterini canlandırdınız. Gerçek hayatta da yaramaz mıydınız?

Öyleydim biraz, herhalde ondan ilham alarak filmlerimdeki adımı Yumurcak koydular. Annem anlatıyor: Yaramazlık yaptığım zaman anneme “Babama söyleme” diye yalvarırmışım. O da “Yeter artık bu sefer söyleyeceğim” dermiş. Gece 10’da zor yatan ben, babam gelmeden gece 7’de yatarmışım. Babam eve gelince, annem beni şikayet edermiş. Babam, “İlkeeer” diye bağırırmış. İçerden iki dakika sonra bir ses gelirmiş, “Uyuyoyum.”

Babanız sert galiba?

Otoriterdi.

Çok küçük yaşta ünlü oldunuz; ilgiye alıştınız. Çocuk yıldızlık dönemi bitip bu ilgi kaybolunca ne oldu?

Yurtdışına okumaya gittiğimde 10 yaşındaydım. Gördüğüm ilginin herkese olan bir şey olmadığını orada gördüm. O ilgiyi görmeyince de depresyona giriyorsunuz.

Depresyona mı girdiniz çocuk yaşta?

Tabii girdim. Hem o nedenle, hem annem babam yeni ayrılmış, hem yurtdışındayım, yanımda değiller. Hepsi bir araya geldiği için 2 sene bayağı bir hüzünlü geçti benim için.

Neden 10 yaşında yurtdışına gönderdiler?

Daha iyi eğitim almam için orta okulda İsviçre’ye gönderdiler.

Çolpan İlhan’la Sadri Alışık da ilkokulda Kerem Alışık’ı yatılı vermişler. Kerem Alışık bunu ne kadar zor yaşadığını anlatır...

O İstanbul’da ve Türkçe biliyordu. Ben İsviçre’deydim. Türkiye’den çıkmak iki senede bir kereyle sınırlı o yıllarda. Oralarda yapayalnızdım.

Geriye dönüp baktığınızda nasıl bir çocukluktu?

Hem mutlu, hem hüzünlü her şeyi olan bir çocuktum.

Bu hüzünlü dönemlerin olumsuz izlerini daha sonra yaşadınız mı?

Büyüdüğünüz zaman görüyorsunuz ki her şeyin bir sebebi var. Hakikaten bir oyuncu olarak bile bana bir derinlik veriyor yaşadığım şeyler. Oyuncu ne kadar çok hüznü tatmışsa, ne kadar çok acıyı bilirse o kadar derin bir oyuncu olur.

Çok acı çektiniz mi, çok hüzün yaşadınız mı?

Ee yani o zaman o çocuğun çektikleri bayağı hüzünlü.

Daha sonra aşk hayatınızı izlemeye başladık...

Zaten herkesin aşk hayatını izlemeyi seviyor bizim insanımız. Ben de göz önünde biri olduğum için evet yaşadığım aşklar kameralar önünde gerçekleşti. İnsanlar zannettiler ki benim hayatım ondan ibaret. Benim yurtdışında 20- 25 senelik bir hayatım var.

Evet, orada kalıcı bir bağ kurdunuz. Oğlunuz Berker (İlker İnanoğlu’nun amcasının adı) ve annesi Chloe. İlişkileriniz nasıl?

Çok iyi, çekimler bitti, Los Angeles’a Berker’i görmeye gideceğim. Orta okula gidiyor. Onunla gezeceğiz, Disneyland’a gideceğiz. Chloe karşılayacak beni havalanında. Çok yakın arkadaşım artık. 

 Eski aşklarınızla görüşür müsünüz?

Bir iki tanesi haricinde hepsiyle görüşürüm. Dost kalırım. Hele çocuğunuz olduğu zaman zaten hayat boyu görüşürsünüz.

İyi baba mısınız?

İyi babayım ama ben İstanbul’dayım, burada oturduğum sürece senede bir ya da iki kere görüyorum.

Onun da çocukluğunda sizin gibi hasret var...

Onun annesi yanında en azından. Benim ikisi de yoktu. Birazdan ağlayacaksınız. Yumurcağın acıları! (Teybin mikrofonuna yaklaşıyor) Ama şu anda çok mutluyum, bunlar geride kaldı!

Chloe ne iş yapıyor?

Chloe biz evlendiğimiz zaman da öyleydi, Hollywood ünlülerinin kuaförüdür. Jessica Simpson, Eva Longoria onun müşterileri.

Sahi Los Angeles’ta oyunculuk mastırı yapmaya gittiğinizde orada ünlü oyuncularla tanışma, arkadaşlık kurma imkanınız oldu mu?

O zamanlar meşhur olmayan ama şimdi çok meşhur birçok oyuncu arkadaşımdı. Keanu Reeves, Goldie Hawn’ın oğlu Oliver ve kızı Kate Hudson yakın arkadaşlarımdı. Cameron Diaz’la aynı okula gittim.

Sonra görüşme imkanı oldu mu?

Ben çok göçebe gibi yaşıyorum. Hem Amerika’da, hem buradaydım, hem Fransa’da, İngiltere’de yaşadım. Sonra kontakt kurmak mümkün olmadı.

 Amerika’da film sektörünün içinde niye kalmadınız?

Birçok tiyatroda, tv filmlerinde, video filmlerinde oynadım. Yardımcı yönetmenlik yaptım. Ama Türkiye’de her zaman bir basamak öndeyim. Burada ne olursa olsun geldiğim zaman bir dizide başrol oynayabiliyorum. Orada senelerce bekliyorsunuz iki tane rol çıkıyor, 600 kişi başvuruyor. Mesela sonra 600 kişi arasında bir çocukla ben kaldım. “Onun gözü daha kahverengi teröriste daha çok benziyor” dediler; onu aldılar. Bunun hüznünü düşünsenize. Bazen o hüznü yaşamayayım diye son seçmelere gitmediğim oluyordu. Ama belki Amerikalı bir arkadaşımın bağımsız bir filminde rol alacağım.

‘Bir kere daha evlenirsem Türkiye’nin Elizabeth Taylor’u olarak anılacağım’

Bendeki izlenim çapkın birisiniz?

Çapkın biri değilim. Sadece çok göz önünde olduğum için, seçtiğim insanları da benimle beraber göz önüne çıkardığım için öyle gözüküyor. Ama değilim esasında. Çünkü öyle olsaydım ilişkilerim uzun olmazdı. Değişik değişik insanlarla görünmüyorum. İlişkilerim uzun olduğu için bana çapkın denmez.

Evleniyorsunuz da...

Evet biraz fazla evlenmiş oldum!

 Üç kez (Biricik Suden, Chloe, Yeşim Salkım) evlendiniz, bu sayı kaçı bulur?

Bu kadarda bırakırız herhalde diyorum. Üçten fazla da çok. Türkiye’nin Elizabeth Taylor’u olarak hatırlayacaklar beni!

En son Özge Ulusoy’la evlenmenizi bekliyorduk, ayrıldınız. Ne oldu?

Biz “Evleneceğiz” demedik. Basın “Evlilik ne zaman?” diyordu, biz “Yok öyle bir şey” diyorduk. Bir ilişki nasıl başlıyorsa, başladığı gibi de bitiyor.

Bu sorular baskı yaratıyor mu?

Ben kimseyi hayatta takmam. Takan bir insan olsaydım, öyle yaşardım.

Özgür mü yaşarsınız?

Doğrularıma göre yaşarım. Toplum kurallarına göre yaşamam. Sürünün peşine gitmem. Lider olmayı tercih ederim. Hayatım şu an çalışma temposu yüksek gidiyor. Sosyal hayatım yok, çalışarak geçiyor günlerim. Daha da yoğun olacak, dizi, tiyatro, sinema filmi...

Biraz daha aşktan konuşalım, onları da konuşuruz...

Aşk yok ki konuşalım. Olsa konuşurduk.

Peki ayrılıklar sizi üzer mi, yoksa arkanıza bakmadan yola devam mı edersiniz?

Ayrıldığınız insana bağlı.

Çok üzen ayrılıklar yaşadınız mı?

Tabii ki yaşadım. Aşık olduysanız tabii ki üzülürsünüz ayrıldığınız zaman. Ama yoluma devam ettiğim ayrılıklar da oldu tabii.

En çok kimi sevdiniz?

Bir iki kişi olmuştur, bunu da tahmin ediyordur insanlar.

İki kadın kavga etmişti sizin için; Yeşim Salkım ve Güzide Duran. Siz ne hissediyorsunuz?

Arada bir siz de karışıyordunuz... Hakikaten o konuları artık konuşmak istemiyorum. O zaman olmuş şeyler, ama tabii ki mutluluk duymuyordum. Rahatsız edici bir durum tabii.

Erkek çocuk bir kadında annesinin modelini, kız çocuk da babasının modelini ararmış. Siz?

Ben kendi modelimi arıyorum.

Nasıl bir model?

Model olsun yeter! (Kahkaha atıyor)

Model sevdiğinizi biliyoruz...

Benim aradığım model!

 Aynen böyle yazarım ama...

Gülerek söylediğimi yazarsanız olur. Şaka tabii.

Maçoluk var mı?

Her erkeğe göre bir maçoluk vardır. Bende de normal bir şekilde maçoluk var. Ama kıskanç değilim.

Eteğin kısa, oraya gitme gibi müdahaleler olur mu?

Öyle şeylere hiç karışmam.

Neye karışırsınız?

Bir insan terbiyeli, saygılı olduğu sürece diğer kısımları beni ilgilendirmez.

Hayatınızdaki kadınlar sizde ne izler bıraktı?

Herkesten aldığım bir şey var. Aşk acıları insana derin bir acıyı öğretiyor. O da insana hem insan olarak hem oyuncu olarak bir derinlik veriyor. Hayatıma giren bütün kadınların bana bir faydası olduğuna inanıyorum. Hayatta o anda kötü gelip sonra baktığınız zaman hepsinin bir faydası oluyor insana. Hastalık dahil.

‘Annemi hastalığında güldürmeyi başardım’

Hayatınızda bir dram da annenizin geçirdiği kanser hastalığıydı. Şimdi iyi değil mi?

Çok iyi maşallah.

Neler yaşadınız o dönemde?

Hastalığı döneminde çoğunlukla Amerika’da yanındaydım. Mümkün olduğu kadar onu neşelendirip güldürmeyi başardığımı sanıyorum. Annem de öyle söyler zaten. Onun da kahramanlığıyla yendik hastalığı.

 Neler yapıyordunuz onu neşelendirmek için?

Sürekli komiklik yapıyordum. Oradakileri de çok güldürüyordum.

Annenizin eşi Sönmez Köksal ve babanızın eşi Gülşen Bubikoğlu ile ilişkileriniz nasıl?

Çok iyi. Gülşen’le çok güleriz, Sönmez Bey’le de neredeyse baba-oğul gibi ilişkimiz vardır.

 Arka Sokaklar’ın dışında yeni projeleriniz var mı?

Arka Sokaklar tatile girdi, önümüzdeki sezon devam edecek. Yeni film projem var. Temmuzda İstanbul ve Makedonya’da çekilecek. Tiyatro yapmak istiyorum. Bir oyunculuk okulu projem var, ekim ayında İstanbul’da bir ‘Actor Studio’ (Amerika’da hemen bütün ünlüleri yetiştiren oyunculuk okulu) açacağım. Bu arada Uğurkan Erez’le çalışmaya başladım, artık beni o temsil ediyor.

 Arka Sokaklar’da komiser rolünde oynuyorsunuz. Yakışıklı birisiniz, jön rolleri de oynayabilirsiniz. Karakter rolünü mü tercih ediyorsunuz?

Karakter rolünü hayatım boyunca da tercih edeceğim. Öbürü çok kolay. Hele Türkiye’de o rolleri oynamak için bir şey yapmanıza da gerek yok ki. Takım elbise giyip, gözlüklerini hafif çıkarıp, deve tüyü paltolarla öpüşmeniz gerekiyor. Başka bir şey yapmanıza gerek kalmıyor ki. 15 sene Amerika’da bunun üzerine çalışıp, oyunculuk eğitimi alıp, öğretmenlik yapınca oyunculuk çıkarmak istiyorsunuz.

Anneniz ve babanız sizin oyunculuğunuzu beğeniyor mu?

Konuşmuyoruz böyle konuları. “Beğeniyor musunuz, beğenmiyor musunuz?” diye sormuyorum daha doğrusu. Beğenenler beğendiklerini söylüyor zaten.

Anneniz Türk sinemasının 4 yapraklı yoncası arasında. Babanız çok önemli bir yapımcı. Büyürken de sonra da kendinizi baskı altında hissettiniz mi?

Normal bir çocuk olsaydım tabii ki olurdu. Ama ben 4 yaşında kameraların önüne geçtip 5 yaşında Altın Portakal kazandığım için onlar kadar ön plandaydım. Benim yaptığım filmler, Erler Film’in bugüne kadar yaptığı filmler arasında en büyük gişe hasılatını kırdı. Şirkete destek bile olmuşumdur. O yüzden baskı altında hiç hissetmedim kendimi...

7