Mehmet Çoşkundeniz

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170739.mehmet_coşkundeniz_27.png

İlişkiniz var aşkınız yok

Pazar, 25 Ekim 2009 - 05:00

Kadınlar kendilerini kedilere, derneklere, spor salonlarına ve kız kıza gezmelere adamalarını ‘ıssız (arsız) adamlar’a bağladı, ben de kadınlara “Arsız adamları siz yaratıyorsunuz” dedim ortalık karıştı (dünkü yazı için: www.posta.com.tr). Twitter’daki (http://twitter.com/askdoktoru) takipçilerimden Jale Birdir, “O ‘arsız adamlar’ı yaratan kadınları erkekler yaratmadı mı sizce? Kısır döngü... Beklentiler yükseliyor, herkes yalnızlaşıyor. Kadınlar kedi besleyerek, erkekler her sabah başka bir yatakta uyanarak... Ama iki taraf da yalnız” diye yazmış.
Jale Birdir bir açıdan haklı. Evet herkes herkesten bir şeyler bekliyor, bir şeyler umuyor. Beklenenler olmayınca, umulanlar gerçekleşmeyince hayal kırıklığı yaşanıyor. Sonra ver elini yalnızlık... Bir şeyler ummadan, bir şeyler beklemeden bir ilişki yaşanamaz mı? Bir insan olduğu gibi kabul edilemez mi? Edilir ama bunun için ‘aşk’ gerekir. Evet hanımlar, beyler, ‘aşk’ diye bir olgu var, unuttuk mu?
***
Aşkın olduğu yerde başka her şeyin hükmü silinir, bu böyle biline. İşte bu yüzden de aşk ile ilişkiyi ayırmak gerekir. Her ilişkinin içinde aşk yoktur. Ama varsa, her şey kabul edilir, her şey katlanılır olur. Eşin, dostun bulduğu, tanıştırdığı kişilerle sırf yalnız kalmamak adına yaşanılan her ilişki önünde sonunda bitmeye mahkumdur.
Üstelik öyle bir tanıştırılma durumunda yine beklentiler devrededir ve daha ilk konuşmada, insanlar birbirlerine tanımaya fırsat bile vermeden beklentilerinin yerine gelmeyeceğini gördükleri anda olaya noktayı koyarlar.
***
Bana bir mail yollayan Mehmet Yılmaz, uzaktan akrabalarının 30 yaşındaki kızlarıyla tanıştırıldığını, güzelliğinden, tavrından ve alımından etkilendiğini söyleyip “Memleketime 13 yıl aradan sonra sırf bu güzel kız için gittim. İki güzel gün geçirdim. Ama anladım ki benim kariyerimde zirve yapmış olmam, alçak gönüllülüğüm ve karşı tarafa değer vermem, onun için hiçbir anlam ifade etmiyordu.
Çevresindeki insanlar tarafından ‘özgür kız’ diye nitelendirilen bu kız, dalışa gitmeyi, kayak yapmayı, ata binmeyi, her akşam dışarda yemek yemeyi, her haftasonu başka bir şehre gitmeyi hayatının olmazsa olmazları haline getirmiş ve kendisi gibi düşünmeyen ailesini, akrabalarını geri kafalılıkla, beni de dar kafalılıkla suçluyordu”
demiş...
***
Mehmet Yılmaz’ın beklentileriyle, tanıştırıldığı hanımın beklentileri ne kadar farklı... Şimdi düşünelim. Bu iki insan, böyle bir ilişki yaşamaları amacıyla tanıştırılmak yerine, bir yerde tesadüfen karşılaşsalar ve birbirlerine aşık olsalar görüşmeleri böyle mi sonuçlanırdı?
Tabii ki hayır. Mehmet Yılmaz, aşık olduğu o kişinin yaşam tarzına ayak uydurmaya çalışır, aşık olduğu kız da, bazı fedakarlıklarda bulunarak bir orta yol bulurdu. Bunu da ‘aşk’ sağlardı, sadece aşk... Bana göre, bir ilişkide aşk yoksa ne ararsanız vardır. Hesap, kitap, gösteriş, şov, çıkar, ihanet... Aşk varsa, başka hiçbir şey yoktur. Çünkü aşk öyle güçlü bir duygudur ki, yerine başka hiçbir şeyin geçmesine izin vermez.