İlyas Salman: Alkol sorunum yok, midemdekilerle değil beynimdekilerle uğraşın

Onu yıllarca 'Kibar Feyzo' , 'Banker Bilo' gibi sosyal sorunları anlatan filmlerde izledik. Son filmi 'Mısır Adası'yla uluslararası festivallerden pek çok ödül aldı.  Günümüz Türkiye'sine bakınca, Reza Zarrab'ın ifadelerini dinleyince,  Biz az söylemişiz. 'Dolap Beygiri'ni bugün çeksek, çok daha galiz küfürler ederdik' diyor. Usta oyuncuyla evinde buluştuk. 

17 Aralık 2017, Pazar 05:00
A A
OYA ÇINAR
oya.cinar@posta.com.tr
FOTOĞRAF: Muzaffer KANTARCIOĞLU


Bilinçli olarak kendinizi hatırladığınız ilk yıllara gidelim. Çocukluğunuza ait hatırladığınız en net kare?

İlkokul birinci sınıftayım. 1950'ler... Malatya, Arguvan ilçesi, Asar köyündeyiz. Köyde okul yok. 10 kilometre uzakta başka bir köye gidiyorum. Boynumda kıl bir torba, içinde çökelek çomağı ve ayaklarımda kara lastik var. Onu çamurdan çıkaramıyorum. Amcamın oğlu beni sırtına alıp o çamuru geçene kadar beni sırtında taşıyor...  

Kaç saat sürüyordu o yolculuk?  

iki saat gidiş, iki saat dönüş. Zaten iki yıl okudum. Sonra ilkokul öğretmenim babama, "Bu çocuktan bir halt olacak ama ne olacak belli değil. Bunu şehire götür, mutlaka okut" demiş. Malatya'nın merkezinde bir yere taşındık. Orada devam ettim okula.


KARDEŞİM GÖZÜMÜN ÖNÜNDE YANARAK ÖLDÜ


11 kardeşmişsiniz. Ama 7 tanesini kızamık, boğmaca gibi hastalıklardan kaybetmişsiniz...

Bugün artık hastalık bile sayılmayan hastalıklardan. Yoksulluktan. Ama sorsan bugün bana en az bu kadar acı gelen, insanlarının yüzde 90'ının Bilo, yüzde 10'unun Maho olduğu bir ülkede yaşıyor olmak. Hala sokakta aç insanları, yoksulları, sefalet içinde yaşayanları görmek.  

Erken yaşta o kadar ölüm görünce insan paranoyak olmaz mı?   

Oluyor... Ben de oldum. Her an kendime bir hastalık icat ederim. Hastalık hastasıyım. Kardeşlerimin bir tanesi gözümün önünde yanarak öldü. Ben 4 yaşındaydım, o 3. Köydeyiz. Dışarıda yarım metre kar var. Su eve bir kilometre uzaklıktaki bir kuyudan geliyor. Annem suya gitmiş. Sobanın üstünde patates kaynıyor. Kardeşim sobanın üstüne uzanmış. Eli tutuştu, yanmaya başladı. Çocuk aklımla üstüne bir şey örtüp söndürmeyi akıl edemiyorum. Kendi kendime duvarları yumrukluyorum...

Bu nasıl bir travmadır böyle?

Hala bazı geceler rüyamda kardeşimin yandığını görüyorum. Her gece, en olmaz saatte kalkar kendime bir hastalık uydururum. Kanser olurum, ülser olurum. Beynimde tümör olur. Kalkar hastaneye giderim. Bu güne kadar olmadığım tek hastalık rahim kanseri. Onun da fiziksel olarak mümkün olmadığını bildiğimden. Yoksa onu da olurdum.


KEŞKE BEN KEMAL SUNAL'DAN ÖNCE ÖLSEYDİM


Hastalık hastası olunca insan durmadan ölümü mü düşünüyor?

Aksine, ölümü düşünmekten korkuyorum. Aynı hastalık kadim dostum Kemal Sunal'da da vardı. Müjdat Gezen'de de vardır. Şener Şen çaktırmadan öyledir. Metin Akpınar bize, 'komik hastalığı var' sizde der. İnsanları güldürürken içerde biriken acılar böyle gösteriyor kendini belki de. Ha ama Kemal'in cenazesine gittiğimde içimden şöyle geçti. Keşke ben ondan önce ölseydim de o benim cenazeme gelseydi. O kadar severdim rahmetliyi.

En çok birlikte ne yapmayı özlüyorsunuz?

Şimdi aklımda 'Kibar Feyzo'yu çektiğimiz zamanlar canlandı. Hatay'da, Yenişehir Gölü'nün kenarında bir otelde kalıyoruz. Akşamları soframız kurulurdu. Kemal o sofralara pek gelmezdi. Gider kendine Reyhanlı'dan viski alır, odasına çekilirdi. Çok içen bir insan da değildi. Bir iki kadehle keyif yapar, öyle yatardı. Gelir kapımı çalar, "Hemşo gel..." derdi. O da Malatyalıdır. Bana öyle hitap ederdi. Giderdim, odasında bir duble de beraber içerdik. Çok özlüyorum o zamanlarımızı.

Geçtiğimiz yıl 'Trendeki Yolcu' filminizin galasında alkol kullanıp taşkınlık yaptığınız iddiasıyla gözaltına alındınız. İşin aslı neydi?

Valla ben alkol sorunu yaşamıyorum. Yaşamadığımı görüyorsunuz. O gece günümüz iktidar partisinin sahibi olduğu bir yere gittim. Orada bir duble bir şey içtim. Sonra beni, "Yasak olduğu halde içki içti" diyerek şikayet etmişler. Gittim anlattım durumu polise. Benim işim bitmişse, bir duble bir şey içerim. Bu kimi ilgilendirir? Artık beynimdekileri de bıraktılar midemdekilerle uğraşıyorlar.


OYUNCU OLMAYA İLKOKULDA KARAR VERDİM


Başa dönersek, onca yoksulluğa rağmen konservatuar okumanız da şaşırtıcı...  

1960'ların başında, liseyi Malatya'da okuyordum. Başka sınıftan bir öğretmen bir skeç yazıp, sınıflarda kahramanını aramaya çıkmış. Adı Öksüz Mehmet. Tüm rolleri bulmuş. Öksüz Mehmet'i bir türlü bulamamış.

Size mi kısmet oldu?  

Sıra bizim sınıfa geldi. Tabii boyum kısa olduğu için ben en arkadayım. Görünmüyorum. "Ayağa kalkın" dedi. Ayağa kalkınca mucize olacak değil. Yine kısayım, görünmüyorum. "Önümden geçin sırayla" dedi. Ben tam geçerken, "Bir dakika, dur!" dedi. Baktı, kara, kuru, çirkin, çelimsiz bir çocuk. "Malı buldum, işte bu!" dedi. Okullarda oynadık. Köylerde oynadık. Ben o yaşta alkışı gördüm, kahkahayı, gözyaşını gördüm. İşte o zaman kafama koydum bu işin üniversitesi varsa okuyacağım diye.



Aileniz destekledi mi?

Gizlice Ankara'ya gidip Ankara Devlet Konservatuarı'nın sınavlarına girdim. 800 kişi katıldı. 8 kişi alınacaktı. İmkansız gibi bir şeydi. O 8 kişiden biri ben oldum. Sonuç belli olunca babama mektup yazarak haber verdim. Babam devlet memuru olmamı istiyordu. Ama o saatten sonra bir şey demedi. Dört yıl okudum. Oradan alacağımı aldım ama son sene siyasi nedenlerden dolayı atıldım.

Sinemaya adım atmanıza da Şener Şen vesile olmuş...

Üsküdar Şehir Tiyatrosu'ndaydık ikimizde. "Bizde çok kabiliyetli bir oyuncu var" diyerek yönetmenlere beni tavsiye etmiş. İlk sinema filmim, 'Sultan'dı. Ardından 'Kibar Feyzo' derken öyle başladık. Minnettarım ona. Bu iş yüksek ego içerir. Bencilliğe çok müsait bir iştir. Şener abinin öyle bir egosu olsa beni tavsiye etmezdi. Ama o zaten bu yüzden büyüktür. Tektir. Bilir ki birine el vermek kimseden bir şey kaybettirmez, aksine onu yüceltir.  


'RECEP İVEDİK' FİLMLERİ ŞARLATANLIK


Şener Şen'le dostluğunuz hep aynı şekilde mi devam etti?

Hiç kırgınlık, küslük girmedi aramızda. Bir ara yazmışlar, güya benim için, "Adımı ağzına almasın" demiş. Bari destekli yalan haber yapın. Bir kere bu Şener abinin uslubü değildir. Kendisine bahsettiğimde kahkahalarla güldü. Geçen gün 'Yol Ayrımı' na gittim. Fevkaladeydi. Yalnız Şener abiye, "Bundan 'Recep İvedik' gişesi beklemeyin" dedim. Çünkü bizim insanımız maalesef kalitenin değil şarlatanlığın peşinde.

'Recep İvedik' filmleri şarlatanlık mı?

Tabii. Dört tane belden aşağı espri yapacaksın. "Orama koyma, burama koy" diyeceksin.  Ama çok izleniyor diyorlar. Eee? Ne yapalım yani. AK Parti'ye de çok oy veriyorlar. Bu mudur tek kıstas!

Size tırnak içinde, 'köyün delisi' diyenler de var...

Sınıf farkından ötürü. Oynadığım rollerinde etkisi de büyük. O karakterlere bakıp, benim hangi koşullardan buraya geldiğimi de yan yana koyunca, "Dağdan gelmiş aktör" olmuş diyen çoktur. Canları sağ olsun. Beni doğru anlayan anlıyor. Onlar da bana yetiyor.


ZENGİN SOFRASINA OTURMAM İNATÇI BİR SOLCUYUM


Toplumsal mesajlar içeren bir çok filmde oynadınız. Bugünün Türkiye'sini en iyi yansıtan filminiz sizce hangisiydi?

'Banker Bilo'. Bugünün Türkiye'sinin yüzde 90'ı Bilo, yüzde 10'u da Maho ağa. Hala bu kadar sevilerek izlenmesinin nedeni de bu. Bizim zamanımızda bütün karakterler gerçekti. Yeşilçam hayatla akrabaydı. Mahalle manavından, berberine, bakkalına kadar herkes bildik insanlardı. Şimdiki sinema hayattan kopuk, saçma sapan sabun köpüğü komedilerden oluşuyor.

Sizin canlandırdığınız karakterler de hep gerçek  karakterler oldu...

Oyunculuğumun önemli kısmını sokaktaki insanlardan öğrendim. Onları iyi tanıdığım için iyi canladırdım. Gerçek hayatta dostlarım da onlar arasındadır. Abartman görevlisi de benim dostumdur, sokaktaki balıkçı da. Ben zengin sofrasına oturmam. İflah olmaz bir solcuyum. İnatçı bir Atatürkçü, devrimci olmaya çalışan bir insanım. 

 Peki hak ettiğiniz yerde misiniz? Memnun musunuz halinizden?

Orta halli bir hayatı kazanmışım. Evim var, bir yazlığım var. Çocuklarımın da birer evi var. Onurumla yaşıyorum...  Bunun üstünü de altını da istemiyorum. Sahip olduklarım yetiyor bana. Manevi olarak soracaksan alabileceğim tüm ödülleri aldım. Halkın sevgisini sonuna kadar kazandım. Memnun değilim dersem haksızlık ederim.

Varlık içinde büyüseniz de bu kadar sivri ve muhalif olur muydunuz sizce?

Onu tahminini yapamıyorum. Ben 3,5 yaşında okuma yazma öğrendim. Türkmen alevisiyiz biz. Bizim köyde kız erkek ayırmaksızın okuma yazma bilen kim varsa bilmeyene öğretirdi. Elime aldığım ilk kitaplar Yaşar Kemal'in, Fakir Baykurt'un kitaplarıydı. Eşitlik mücadelesinin ilk tohumlarını onlar atmıştır içime.


CUMHURBAŞKANLIĞI RESEPSİYONARINA GİTMEM  GİDERSEM KONUŞURUM


Yıllar önce  Turgut Özal, ' Sarı Mercedes' filminizden dolayı size ödül vermek için elini uzatınca elini sıkmamışsınız...

Doğrudur. Almadım.

Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın elinden ödül alır mısınız?

Almam çünkü halkın inancını kullanarak iktidarda kalmayı tercih eden insanları sevmem. O koltuğa oturunca alevi misin, sünni misin, rum musun, kürt müsün gibi insanları birbirinden ayıran tutumlar biter, bitmeli. Devletin dini olmaz. Devlet insan ayırmaz. Ayırmamalı.

Hiç Cumhurbaşkanlığı resepsiyonlarına davet edildiniz mi?

Hayır. Biliyorlar çünkü. Ben gitmem. Gidersem de rahat durmam, konuşurum.

Muhalefetin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Daha cesur hareketler bekliyorum. Kılıçdaroğlu tertemiz bir adam. Dürüstlüğünün önünde saygıyla eğilirim. Ama açık söyleyim, pısırık buluyorum kendisini. Meşhur bir söz vardır, 'Haklılar da haksızlar kadar cesur olursa dünya daha yaşanılır bir yer haline gelir' diye. Hepimiz daha cesur olmalıyız.

Mevcut gündemde en çok nelerden rahatsız oluyorsunuz?

Reza Zarrab'ın konuşmalarını görüyoruz. Malumun ilanı. Bilmediğimiz bir şey anlatmıyor. Ama insan kahroluyor. 'Dolap Beygiri' filmimi bilirsiniz. Rüşvet yemeyen bir memuru oynuyorum orada. Ama Reza'nın açıklamalarını dinleyince biz az söylemişiz diyorum. Bugün olsa daha galiz küfürler ederdik. Neyse ki iplikleri pazara çıktı. Takkeleri düştü, kelleri görünüyor. Benim babam 40 yıllık hamallık yaptı. Zengin olamadı. Babamın binde biri kadar çalışmayanların varlıklarını görüyoruz.

Yapımcıların da mesafeli baktığı bir isimsiniz. Bu yüzden iş kaybetmeyeyim diye düşünmüyor musunuz hiç?

Son 10 yılda iki film yaptım. 2012'de 'Lal Gece'yi çektim. Altı ödül aldım. 'Mısır Adası'nı çektim. Moskova'dan, Gürcistan'dan, festivallerden ödüller aldım. Bunlar benim için kıymetli. Açık söyleyim, 'Kolpaçino'da, 'Maskeli Beşler'de ben zaten oynamam. Amerikan taklitçileri olarak görüyorum onları. Yalnız Holywood'un da kalitesini değil, kalitesizliğini taklit ediyorlar. Bu da ayrı bir komedi.


YAVUZ TURGUL ŞENER ŞEN'İN ÖNÜNÜ KESİYOR  


"Ertem Eğilmez dünyaya tersinden bakardı" demişsiniz. Bugün için sizde o duyguyu uyandıran yönetmenler var mı?

Nuri Bilge Ceylan, Fatih Akın, Çağan Irmak ve Zeki Demirkubuz çok iyi yönetmenler. Reis Çelik'i çok severim.



Yavuz Turgul ile aranız nasıl?

Gayet iyi. Ama Şener'i bloke ettiğini, önünü kestiğini düşünüyorum. Biraz eleştirel bakıyorum. Yedi sekiz yılda bir film yapıyor. Halkbuki Şener abi çok çalışkan bir oyuncudur. İki senede bir film çekmeli. Ama Yavuz Turgul yaparsa oynuyor bir tek.

Onun etkisinde kaldığını mı düşünüyorsunuz?

Bilemiyorum. Aralarında çok güzel bir dostluk var onu biliyorum. Ama şu dönemde çok daha üretken olabilirdi. Bana biraz Yavuz Turgul engeli varmış gibi geliyor.  


KENAN DA KIVANÇ DA VASAT OYUNCULAR


Yeni nesil oyuncuları nasıl buluyorsunuz?

Kenan İmirzalıoğlu'nu da Kıvanç Tatlıtuğ'u da vasat buluyorum. Oyuncu Haluk Bilginer'dir benim için. Zuhal Olcay'dır. Cem Yılmaz çok iyi oyuncudur ama o da var olan potansiyelini kullanmıyor diye kızıyorum. O yetenekten fazlasını bekliyorum. Daha toplumsal içerikli filmler çekmesini istiyorum.  


DÜNYANIN EN YAKIŞIKLI ADAMIYIM


'Çirkinler De Sever' gibi fiziksel görüntünüze vurgu yapan filmler de oynadınız. Aynaya bakınca siz nasıl bir İlyas Salman görüyorsunuz?

Valla benim için güzellik öz ve biçimin akılsız insanların algılayamacağı şekilde bir araya gelmesidir. Ben biçimsel düşünce p.zevengi değilim. Ama dünyanın en yakışıklı adamıyım.  

Kadınların ilgisi genelde nasıldı? Etrafınızda size kur yapan kadınlar olur muydu?

Olurdu. Sevinirdim içten içe. Hoşuma giderdi. Ama aldırmazdım. Çünkü eşimi çok seviyorum. Hala çok aşığım.

Bir kere aldatmışsınız ama...

Bire kere bir hata oldu evet. Sonra affetti beni. Minnettarım ona.

O aldatsa siz affedebilir miydiniz?

Çok zor affederdim. Çok kıskanç bir insanım.

Kendilerini ne kadar geliştirirlerse geliştirsinler erkekler bu konuda demokratik olamıyor değil mi?

Maalesef çok doğru söylüyorsun. Genetik olarak o ataerkil kültür kodları kromozomlarımıza işliyor. "Ben aldatabilirim ama eşim beni aldatamaz" duygusu her erkekte var. Ben bunu mümkün olduğu kadar gemlediğimi düşünüyorum. Ama hiç yok diyemem.


CİNSELLİĞİN HALA TABU OLMASININ ALTINDA DİNLER VAR


Aşk tanımınız ne?

İki insanın lisanı hal ile bir evde, bir sokak ayrımında buluşması aşk.

Sizce aşk ve cinsellik bütün mü? Bir insanı hiç dokunmadan da sevmek mümkün mü?

Aşkta cinselliğin önemi kuşkusuz büyük. Hiç dokunmadan aşk... Olur ama acı bir aşk olur o.

Peki cinselliğin hala tüm dünyada büyük tabu olmasını neye bağlıyorsunuz?

Bunun altında dinler yatıyor. Aşkı, cinselliği günah olarak kazıdılar akıllara.  Sadece İslam'da değil tüm dinlerde böyle. Tutturmuşlar bir, "İbadet de kabahat da gizlidir" diye. Bu lafla anlatılmak istenen de o. Sevişmeyi kabahat olarak görüyorlar. Ne münasebet!


DELİLER MECLİSİ'NDE ŞENER ŞEN'İN MECLİS BAŞKANI OLMASINI İSTERİM


Şu sıra yeni projeler var mı? Nelerle meşgulsünüz?

Bir senaryo yazdım. Onu hayata geçirmeye çalışıyorum. Adı 'Deliler Meclisi'. TBMM'nin karşısına Deliler Meclisi'ni koyacağım. Fazla akıldan deli olanları orada toplayacağım. Gerçek mecliste onlar kendi maaşlarını tartışa dursun... Biz Deliler Meclisi'nde okuma yazma oranını nasıl yükseltiriz diye uğraşacağız. Şener Şen'in meclis başkanı olmasını çok isterim. Ayşen Gruda'nın mutlaka olmasını çok isterim. Ben de ufak bir rol oynarım diye düşünüyorum.
 
 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;