İnönü Yeniçeri Ocağı!

Salı, 20 Ekim 2009 - 05:00

Spor tarihçileri, alt sosyal sınıfa ait toplum katmanlarının sempati duyması nedeniyle ‘Arabacı Takımı’ şeklinde nitelendirilerek aşağılanan Beşiktaş’ın aslında soyluların takımı olduğunu belirtir. 2. Abdülhamit zamanında saray erkanıyla dönemin asilzadelerinin çocuklarının Beşiktaş’ta spor yaptığını kaydeden tarihçiler, sporcuların antrenman ve maçlara gösterişli arabalarla gidip gelmesi nedeniyle takımın ‘Arabalılar Takımı’ olarak adlandırıldığını anlatır ve eklerler: “İşte bu ‘Arabalılar Takımı’ zamanla halk arasında ‘Arabacı Takımı’ olarak değişmiştir.

Aslında gerçek asilzade takımı Beşiktaş’tır.” Asillerin takımı olmak taşınması ağır bir yüktür. Hiçbir zaman asaletten ödün vermemek temel düsturdur. Günü kurtarmak için ucuz politikalara sapmamayı, ‘amaca giden her yol mübahtır’ anlayışından uzak durmayı, gerek kendi camiasına, gerekse rakip camialara karşı kusursuz bir saygıyı, tevazuuyu, büyüklere hürmeti, küçüklere sevgiyi, ahde vefayı, doğruluğu, dürütlüğü elden bırakmamayı gerektirir asalet erbabı olmak.

Beşiktaş tarihinden miras kalan bütün bu değerleri son 10 yılda birer birer tüketmenin sancılarını yaşıyor bugünlerde. Hikmet Çetin gibi bir akil adamın kurtarıcı olarak sahneye davet edilmesi boşuna değildir. Beşiktaş kaybolan değerlerinin peşinde. Süleyman Seba’nın temsil ettiği ‘Beşiktaşlı Duruşu’nu arıyor Siyah-Beyazlı camianın ileri gelenleri. Serdar Bilgili’yle başlayan ve Yıldırım Demirören’le tavan yapan bir zihniyet erozyonunu durdurmanın çarelerinı arıyor bugün Beşiktaşlılar.

Son birkaç yıldır ‘Yeniçeri Ocağı’na dönen İnönü Stadı’nda olan bitenler neden değil, sonuçtur. Tribünler, Beşiktaş’ın adına asalet dediğimiz doğal bitki örtüsünün ortadan kaldırılması sonucu önüne geleni silip süpüren, yutan azgın bir sele dönüşmüşse, bunun sorumlusu Siyah-Beyazlı kulübü Seba’dan sonra yönetenlerdir. ‘Seba gitsin, Ahmet Dursun’ diye taraftarı bağırtanlar bu fitili ateşlemiştir.

O zamanki kartopu her sezon daha büyük bir hızla yuvarlanarak bugün Beşiktaş’ı tehdit eden bir çığa dönüşmüştür. O çığ önce Bilgili’yi yuttu, şimdi sırada Demirören var. Muhtemelen o da gidecek. Semirttiği canavara kurban olacak. Boşuna dememişler, ‘Kılıçla yaşayan kılıçla ölür” diye... Gerçekten de öyleymiş!..