Aytül Farquharson

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

İntihar edenin beyni diğerlerinden farklı!

Pazar, 24 Ocak 2010 - 05:00

İntihar... Her sene dünya üzerinde milyona varan sayıda insanın kendisini bir çıkmazdan kurtarmak için başvurduğu öldürücü çıkış yolu... Yapılan istatistikler, milyonlarca teşebbüsten milyona varan sayıda intihar vakası olduğunu söylüyor. İntihar bugün ABD’de 15 ila 24 yaş arası gençlerin 3’üncü sıradaki ölüm nedeni...

Ya daha ileri yaştakiler?
Amerika’da ekonomik krizle birlikte gelen problemler daha ileri yaş grubunda da intihar vakası rakamlarını üzücü bir şekilde arttırmış durumda. Özellikle 40 ila 64 yaş arasında. Hem de en varlıklısından en fakirine uzanan geniş bir yelpaze içinde... CEO’lardan en alt düzeyde çalışan işçilere...
2005’te kurulan Amerikan Ulusal İntihar Önleme Yaşam Hattı, Ağustos 2009’da intihar telefonlarının bir sene önceki rakam olan 47 binden, 57 bin 625’e çıktığını bildiriyor. Sadece ABD’de mi? Hayır Türkiye’de de intihar rakamları ürkütücü bir şekilde artıyor. Devlet İstatistik Enstitüsü araştırmalarına bakılırsa; Türkiye’de intihar vakalarının son on yılda yüzde 35 oranında arttığı görülüyor.

Neden intihar?
Sağlık görevlileri ve araştırmacılar, intiharın tetikleyici nedenlerini ve en fazla kimlerin risk altında olabileceğini anlamaya çalışıyor. Daha da önemlisi intiharın nasıl önlenebileceğini... “Kimi zaman depresyondan kimi zaman da hayat koşullarıyla birleşen mental problemlerden kaynaklanan itici güç, intihara sürükleyen bileşenlerin en önemlileri” diyor uzmanlar.
İntihar eden herkesin intihar zamanında bir mental problem yaşadığı tartışma götürmez bir gerçek, fakat mental problem yeterli bir neden mi intihar için? Akıl sağlığı yerinde olmayan milyonlarca insanın hepsi intiharla hayatını sona erdirmediğine göre sorunun cevabı “Hayır”. Sadece ölmek istemek yeterli değil!
Peki ya ölmeyi isteyip de ölenlerin farkı nedir? Uzmanlara göre aldığı kararı sonuna kadar götürebilenlerin götüremeyenlerden ayrıldığı noktalar; korkusuzluk, acıya tahammül sınırı ve kuvvetli bir ‘dürtülere göre hareket edebilme yeteneği’.

Aile geçmişi önemli faktör
Korkusuzluğu yaratan etkenler ise değişiyor. Bedensel acı çekmiş ve bu konuda tecrübe kazanmış olanlar, tacize uğramış kişiler zaman içinde acıya tahammül sınırlarını geliştiriyorlar ve kendilerine zarar verebilme fikrine alışıyorlar. Bazen de zayıf impulse (dürtü) kontrolü olan kişiler, alkol veya uyuşturucu kullanımı etkisiyle intihar teşebbüsünde bulunabiliyorlar.
Uzmanlar önemli faktör olarak depresyonu gösterirken bir başka önemli nokta üzerinde yoğunlaşıyorlar: Aile geçmişi. Danimarka’da 2002’de 4 binden fazla intihar kurbanı incelenmiş. Ve görülmüş ki; intiharın görüldüğü ailelerin mensuplarının bu şekilde ölüm riski, diğerlerine göre 2.5 kat daha fazla! Sylvia Plath, Ernest Hemingway ve Dalida...
Ünlü intiharlar listesine şöyle bir göz attığımızda bunu fazlasıyla görebiliyoruz zaten. 31 yaşında intihar eden Amerikalı şair- yazar Sylvia Plath’in oğlu, geçen sene yani annesinin ölümünden 46 sene sonra kendini öldürdü. Ya ünlü Hemingway Ailesi? Önce büyük yazar Ernest Hemingway, sonra erkek kardeşi ve sonra da Ernest Hemingway’in torunu Margaux Hemingway. Aynı aileden üç intihar kurbanı.
Bir zamanların unutulmaz şarkıcısı Dalida’nın hayatı da intihar olayına ilginç bir bakış açısı getiriyor. 1987’de intihar ederek ölen Dalida’nın ilk eşi ve iki sevgilisi de intihar ederek hayatlarına son vermişlerdi. Dalida örneğinde kan bağı olmadığı için genetik bir benzerlik söz konusu olamaz tabii. Fakat burada üzerinde durulacak nokta, intihara yatkın kişiliklerin benzer özellikler gösterdiği ve bu benzer özelliklere sahip kişiliklerin birbirini çektiği. Yani intihar edebilme gücüne sahip kişilerin belirli bir profili olduğu...

İntihar edenin beyin yapısı farklı
2009 tarihli bir araştırmada; genetik olarak görülen major depresyon durumları incelenmiş. Bu durumda olan ailelerin fertleri üzerinde yapılan MRI incelemeleri bu kişilerin beyinlerinin sağ tarafında kortekste yüzde 28 oranında incelik tespit edilmiş.
Aile üyeleri incelendiğinde depresyonlu kişilerin çocuklarında da bu beyinsel farklılığın 6 yaş civarında rahatlıkla tespit edilebilir durumda olduğu görülmüş. Bu inceliğin ise sosyal verilerin algılanmasını zorlaştırdığı ve dolayısıyla her türlü ilişki gelişiminde aksaklıklar yarattığı, depresyona meyil oluşturduğu, sık olarak da intihara yol açtığı düşünülüyor.

Kişilik bozukluğu da tehlikeli grup
Bir başka ilginç yaklaşım ise Borderline (Sınırda) kişilik bozukluğuyla ilgili. Borderline dengesiz ruh hali, dengesiz ilişkiler ve davranışların profilini belirlediği bir kişilik bozukluğu. Bu kişilik bozukluğunda kişinin kendine ve başkalarına karşı saldırgan davranışları dikkat çekiyor.
Kişinin kendine karşı olan saldırgan davranışları ise intihara potansiyel hazırlayıcı faktör olarak görülüyor. Borderline kişiliklerin yüzde 10 civarındaki bölümü intihar ederek yaşamına son veriyor.

Ya tacize uğrayanlar?
Yine yapılan araştırmalar küçükken fiziksel veya cinsel olarak tacize uğrayan çocukların ileri yaşamlarında intihar için yüksek risk grubu oluşturduğunu gösteriyor. 2009’da çocuklukta taciz görmüş, sonradan intihar edenler üzerinde yapılan bir araştırmada tacizin, beynin DNA’sı üzerinde belirgin kalıplar meydana getirdiği ortaya koyulmuş ve böylelikle taciz ile intihar arasında biyolojik bağlantıya dikkat çekilmiş durumda.

Erkek ve kadın arasındaki fark...
Acı eşiğinin yüksek olması intihara teşebbüste önemli rol oynuyor demiştik... Acı eşiğinin kişiden kişiye değişkenlik gösterdiğini de belirttik. Ya erkekler ve kadınlar arasındaki fark? Konunun uzmanları erkeklerin acı eşiğinin daha yüksek olduğunu ve bu nedenle erkeklerin kadınlardan daha çok intihara kurban gittiğini belirtiyor. Ayrıca erkeklerde daha fazla gözlenen düşünmeden hareket etme özelliği de erkekleri intihara kadınlardan daha yakın tutuyor...
Araştırmacılar bütün nedenlerin bir araya geldiği bir vakada kilit sözcüğün ‘cesaret’ olduğunu söylüyor. Bir insanı intihara sürükleyen yolda cesaret başka her türlü özelliği gölgeleyebiliyor. Cesareti artıran en önemli etkenlerden birisi de kişinin daha önce intihar teşebbüsünde bulunmuş olması. Zaten uzmanlar “İntiharla sonuçlanan vakalara bakın, neredeyse tamamının önceki hikayesinde birkaç intihar teşebbüsü vardır” diyor. Kısaca önceki deneyimler bir tür egzersiz vazifesi görüyor!

Engellemek için ne yapılabilir?
Bilim adamları intihar teşebbüslerini engellemenin en önemli yolunun kişiyi o noktaya taşıyan nedenlerde iyileştirme yapılabilmesi olduğunu söylüyorlar. İntihar etme eğiliminde olan kişiler bunu çevrelerine mutlaka belli ediyorlar. Doğru mesaj alınması durumunda kişinin çevresi, engelleyici faktör olabilir.
Ama bundan da öte Columbia Üniversitesi’nden Dr. Peterson ve ekibi, erken yaşlarda risk grubu olarak görülen, örneğin aile üyelerinde depresyon olan çocuklarda, beynin sağ korteksinde incelme bulunup bulunmadığına bakılmasının en iyi önlem olduğunu söylüyor.
Dr. Peterson, “Eğer ailede depresyon görülüyorsa, üstüne üstlük çocuğun beyin korteksinde de incelme tespit ediliyorsa, ileride ağır depresyonun ortaya çıkması olasılığı yüzde 80 civarındadır ve intihar da bu tablo içinde önemli bir yerdedir. Bu noktada yapılacak şey önleyici ilaç tedavisi ve psikoterapi olacaktır” diyor.

Gerçekten intihar edecek kişiyi nasıl tanırız?
İntihar etme düşüncesi sadece mental problemi olan insanların değil kimi zaman sağlıklı olan ama kendini çıkmazda hisseden insanların da bir gerçeği... Çünkü intihar etme duygusu sorunlara en nihayetinde bir çözüm bulma ve sıkıntılardan uzaklaşma duygusu yaşatıyor kişiye.
Zihninde intiharı düşünen kişi içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulmayı sağlayacağını hissettiren bu düşünceyle bir miktar rahatlıyor. Ama sonuçta intihar eylemini gerçeğe dönüştürmek kolay bir şey değil ve çevresine bundan söz etse bile pek çok kişi uygulamaya hayatı boyunca geçmiyor.
Peki etrafımızda zorda olduğunu gördüğümüz ve intihardan söz eden birinin gerçekten bunu yapıp yapamayacağını nasıl anlarız?

İşte uzmanların tecrübe ve istatistiklere dayanarak ısrarla dikkat etmemizi söylediği noktalar...
Önemli evrak işlerinde harekete geçmek. Mesela kişinin aniden vasiyet veya benzeri önemli bir belgeyi hazırlaması veya değişiklik yapması. Bu belge veya nesne kişinin önem verdiği herhangi bir şey olabilir...

Pervasız, sonucu düşünülmemiş davranışlar. Trafikte hiç dikkat göstermeden, büyük riskler alarak araba kullanmak mesela.

Ani ruh hali değişiklikleri. Kişinin çok depresif bir haldeyken aniden aşırı anksiyete veya panik durumuna geçmesi.

İntihardan bahsetmek. İntihar eden kişilerin yüzde 85 kadarının ölmeden önce mutlaka birine mektup, şiir, şarkı veya günlük şeklinde bir not bıraktığını gösteriyor istatistikler...

Kişinin kendinin hiçbir değeri olmadığından, kendinden utanç duyduğundan veya hiçbir umudu kalmadığından bahsetmesi. Bu durum özellikle de taciz görmüş olan intihar kurbanlarında görülüyor.

Yaşama olan ilginin belirgin şekilde azalması. Yani kişi, yaşadığı depresyona bağlı olarak ortaya çıkan duygusal boşluk nedeniyle, daha önceden hoşlandığı, önem verdiği şeylere ilgisini kaybediyor.

4