İntiharlar adası Yassıada

Yassıada, Demokrat Partilileri ağırlayalı daha iki ay olmuştu ki adadaki tutukluları konu alan 'Düşükler Yassıada'da' adlı filmde görüntülerinin gösterilmesini gururuna yediremeyen Milli Mücadele'nin 'Galip Hoca'sı Cumhurbaşkanı Celal Bayar boğazına geçirdiği kemerle intihara kalkıştı...

Cumartesi, 05 Aralık 2009 - 05:00

İntiharlar adası Yassıada

Yeni darbe, yeni bir düzen demekti. İktidara el koyan Milli Birlik Komitesi de darbenin ikinci ayında ordu içindeki huzursuzluğu hedef alan yeni düzenlemelere gitti. Sanıldığı gibi darbeciler ve ordu arasında her şey güllük gülistanlık değildi. Genç subayların, DP’den kurtulmak için yaptıkları darbe, kendilerine karşı bir güç olmaya başlamıştı. Artık bir tehlike olarak gördükleri darbenin radyodaki sesi Kurmay Albay Alpaslan Türkeş, ileride “Ben o günlerde en güçlü kişiydim. Ve ihtilal olur olmaz da, Başbakanlık Müsteşarlığı’nı işgal ettim” itirafında da anlattığı gibi koltuğunu bırakmak istemiyordu.

Milliyetçi subaylar, Alpaslan Türkeş’in liderliğindeki grupta, diğerleri ise Korgeneral Cemal Madanoğlu grubunda toplanmıştı. Her iki grup da birbirlerinin tasfiyesine çalışıyordu. Madanoğlu grubu galip geldiğinde, ordunun dörtte üçü boşaltıldı. Daha sonra ‘Eminsular’ (Emekli İnkılap Subayları) adıyla anılacak olan ordunun tasfiyesi olayı tamamlandığında, geriye yalnızca 15 general kaldı. Generallerin yüzde 90’ı, albayların yüzde 75’i, yarbayların yüzde 50’si ve binbaşıların yüzde 30’u emekliye sevk edildi.

Ordu içi hareketlenme sürerken, Yassıada’daki 2.80’e 3 metrelik o küçücük odasında Menderes, ailesinin düştüğü maddi çıkmazı, geride bıraktığı borçları düşünüyor, içinde kasırgalar kopuyordu. İzmir’in en köklü ailelerinden birinin kızı olan ve yaşamının hiçbir döneminde yokluk çekmemiş Berin Hanım, Menderes’i bu sorunlarla üzmek istemiyor, mektuplarını hep bir teselli havasında yazıyordu. Oğlu Aydın Menderes de babasını rahatlatmaya çalışıyordu:

“Çok kıymetli babacığım, oturduğumuz apartmana üzülmeyiniz, alıştık. Postane karşısında, gül bahçesi yanımızda. Üstelik vasıtalara da yakın. Bize yetiyor. Siz müsterih olun. Bizim her an düşüncemiz sizsiniz. Sıhhat ve selametle konuşmamıza dua ediyoruz. Çamaşır ve para ihtiyacınız varsa hemen gönderelim.”

Aslında ne Menderes’e gönderecek ne de borçları ödeyebilecek paraları kalmıştı. Ailesi kapılarına dayanan alacaklılara karşı ne hissediyorsa, bir zamanlar bu ülkeye başbakanlık yapmış Menderes de ada kumandanı Tarık Güryay’ın ‘vatan haini’ sözleri karşısında aynı şeyleri hissediyordu.

‘BU ÇÖPLÜĞÜN HOROZU BENİM’

Adada görevli Yüzbaşı Kazım Çakır, Menderes’e ne kadar yakınlaşırsa Tarık Güryay ile arasındaki ipler de o kadar geriliyordu. Menderes de bundan nasibini alıyordu. Kazım Çakır, o günlerde adada yaşanan bu gerilimi anlatıyordu:

*27 Ağustos 1960 Cumartesi

“Ada kumandanı Tarık Güryay, Adnan Menderes’in ve Celal Bayar’ın odalarına uğramış olacak ki bana odaların temizletilmesini emretti. Daha sonra da İstanbul’a gitmek üzere yanımdan ayrıldı. Askerlere odaların temizlenmesini söyledikten sonra Adnan Menderes’i gazinoya çıkardım. Daha birkaç dakika geçmemişti ki Tarık Güryay, sanırım beni kontrol etmek için geri döndü. Beni görünce ‘Ooo, maşallah sen ne hakla Menderes’i dışarı çıkardın? Bu ne kepazelik! Kimden müsaade aldınız? Bu çöplüğün horozu benim’ diye bağırdı. Tarık Güryay’ın bu sert tavrı karşısında Adnan Menderes, çok fena halde titriyor, ayakta ne yapacağını şaşırmış bekliyordu. Benim beynim zonkluyor, kulaklarım çınlıyordu. Hemen Adnan Menderes’i odasına götürdüm ve gazinoya çıktım. Kumandan yanıma gelerek ‘Yüzbaşım bunlara iyilik, vatana ihanet olur’ dedi.

HAVALANDIRMA ‘CEZA’SI

Yassıada’da tutuklular ara sıra volta atabilmeleri için ya deniz kenarındaki yola ya da top sahasına çıkarılıyorlardı. Menderes’in ise toplu halde havalandırmaya çıkması yasaktı. Bu nedenle de hiçbir arkadaşıyla bir araya gelemiyor, konuşamıyordu. Zaten o ‘eski’ arkadaşları, Yassıada’ya getirilmelerine Menderes’in neden olduğunu düşünüyor, suçlayan bakışlarla bunu ona da hissettiriyorlardı. Tutukluların volta atarken yaşadıkları ise ayrı bir ceza gibiydi. Yine o dönem adada görevli Çavuş Mehmet Kabak, havalandırmada yaşanan bu ‘ceza’yı şu sözlerle anlattı:

“Tutuklular havalandırmaya çıkarıldıklarında hemen askerler de onları izlemek için toplanıyorlardı. Çeşitli hakaretler ederek bir sirki izler gibi DP’lilerin volta atmalarını izliyorlardı.”

ÖLÜM, İNTİHAR GİRİŞİMİ

Yassıada’da günler giderek yavaşlıyor, umutsuzluk dalgası herkesi sarıyordu. İçlerinden biri daha fazla dayanamadı. DP İstanbul Milletvekili Ermeni asıllı Doktor Zakar Tarver, 19 Eylül günü kalp krizi geçirerek öldü. Tarver’in ölümüyle ilgili ortaya atılan bir söylenti ise şöyleydi: “Doktor Zakar Tarver, Yassıada’ya götürülürken motordan düştü, sonra da tartaklandı ve yaralandı. Zakar Tarver, 19 Eylül günü değil adaya getirilmesinin üzerinden iki hafta geçmeden öldü.”

*26 Eylül 1960 Pazar

“Adnan Menderes’in ve Celal Bayar’ın odalarında nöbetçi subayların bulunmasına gerek olmadığına karar verildi. Ancak intihar hazırlığını gözden kaçırdık. Bayar intihara kalkıştı, kurtarıldı. Tedavi için odasına oksijen tüpü koydular. Her gün bu tüpü taşımaktan yoruldum. Bir arkadaşıma devrederek odadan dışarı çıktım. Sonra da Adnan Menderes’e uğradım. Daha önce yazdığı kağıdı önüme koydu. Kağıtta, ‘Beyefendiye bir şey oldu mu? Şimdi nasıldır?’ diye yazıyordu. Ben de ‘Merak edilecek hiçbir şeyi yok. Çok iyidir’ diye yazdım. Kağıdı okuyup yırttı. Hem de ufak ufak. Bugün Adnan Menderes çok heyecanlı. Biraz da korkuyor. Daima kapıya doğru bakıyor. Konuşma kesilince daha da endişeleniyor. Bir şeyler öğrenmek için kapıyı ve Celal Bayar’ın odasıyla birleşik olan duvarı dinlemeye çalışıyor. Hiçbirimize itimadı yok. Endişeli geliş ve gidişlerden, ara sıra hiç görmediği doktorları ya da hiç görmediği insanları kapı aralığından görünce daha da çok telaşlanıyordu. Aynı bölümde bulunanlar da sessiz sedasız, hiç konuşmadan dışardan gelen konuşmaları kıymetlendiriyorlardı. Üst koridora çıkınca banyodaki Bayar’ın intihar girişimini ilk haber veren Maliye Bakanı Hasan Polatkan da korkusundan durumu soramıyor. Ben, endişe edilecek bir şey olmadığını gayet iyi olduğunu söyleyince, rahatlıyorlar ve ‘İyi bari’ diyorlar.”

‘HEPSİNİ YASSIADA’YA TIKACAĞIM’

Ekim ayına gelindiğinde darbeciler arasındaki çatlak giderek derinleşmiş, önüne geçilemez bir hızla dağılma işaretleri gösteriyordu. Cemal Gürsel’in 1 Ekim’de Milli Birlik Komitesi içinde ayrılıkçı bir grup olmadığı şeklinde bir demeç vermesi de bu telaşın bir sonucuydu. MBK, bu sorunlarla boğuşurken adada da durum iç açıcı değildi. Yassıada mahkemelerinin başlayacağı gün yaklaştıkça adadaki heyecan da artıyordu. Tutuklular gelecekleriyle ilgili verilecek kararların ne olacağını merakla bekliyor, bazen içine düştükleri umutsuzluğu bertaraf edecek düşüncelere dalıp gidiyorlardı. O tarihi kararları verecek eller ise Ankara’dan Heybeliada’ya geliyorlardı.

Marmara’da Prenses adaları olarak bilinen dört adadan biri olan Heybeliada’daki Panorama Oteli, 592 DP’li sanığı yargılayacak Yüksek Adalet Divanı üyelerini ağırlıyordu. Duruşmalar başlayınca, Divan üyeleri helikopterle Heybeliada’dan Yassıada’ya getirileceklerdi. Heybeliada’nın bir özelliği de CHP Lideri İsmet İnönü’nün 1934 yılında satın aldığı beyaz, ahşap bir evinin bulunduğu ada olmasıydı.

Heybeliada’daki Sadık Bey Plajı da o günlerde basına sıkça yansıyan İnönü’nün meşhur çivileme atlayışlarını yaptığı yerdi.

İsmet Paşa darbeden tam bir yıl önce CHP İstanbul yönetiminden iki kişilik bir heyeti Heybeliada’daki bu evine davet etmişti. O günlerde heyete şunları söylemişti: “Beni iyice ve dikkatlice dinleyin. Demokratların başına öyle bir çivileme ineceğim ki nereden geldiklerini şaşıracaklar. Her fırsatta Anayasa’yı çiğniyorlar. Memleketi satıyorlar. Hırsızlık, ahlaksızlık aldı yürüdü. Ben bu işlere bir son vereceğim. Hepsini şu gördüğünüz Yassıada’ya tıkacağım.”

Gerçekten de şimdi hepsi Yassıada’da avukatlarından gelecek haberleri dört gözle bekliyorlardı. Duruşmaların başlamasına iki gün kala kendisine vekalet verilen genç avukat Talat Asal da müvekkili Menderes ile görüşmek için Yassıada’ya gelmişti.

*12 Ekim 1960 Çarşamba

“Elinde çantası, ütülü temiz kıyafeti, güven verici, şehla, sıhhatli bir zat olan Adnan Menderes’in avukatı Talat Asal’ı getirdiler. Avukatı, Adnan Menderes’i görünce heyecanlandı. Ben, ‘Zamanınız az, 30 dakika konuşmalarınızı ayarlayınız’ dedim.

Talat Asal, Menderes’e önce ailesinden iyi haberler verdi. Sonra da hukuki durumlarından endişe etmemesi için söz verdi ve ‘Sizden tek ricamız sıhhatinize iyi bakmanızdır’ dedi. Ben, ‘Zamanınız tamam’ dediğimde, Adnan Menderes fazladan birkaç dakika daha istedi. 35 dakika konuştular. Asal Bey, bir kumandan edasıyla ‘Allahısmarladık. Siz hiç merak etmeyin’ diyerek adadan ayrıldı.”

'ARTİST MİYİZ BİZ?'

Yassıada’da yaşadığı bir olay, savaş meydanında yaşadıklarından daha ağır gelecek ki Milli Mücadele’nin Galip Hoca’sı Celal Bayar, intihara kalkıştı. Bir subayın müdahalesiyle kurtulan Bayar’ı intihara sürükleyen neden ise odada bıraktığı notta yazıyordu: “Aileme… Bayar isminden utanmayınız. Bayar adını hiçbir zaman kirletmedim, kirletmem. Onunla iftihar edeceğiniz günler yakındır.”

Bayar’ın intihara yeltenecek kadar onurunun kırıldığını düşündüren ise Yassıada’daki tutukluların durumunu göstermek amacıyla Ordu Foto Film Merkezi’nin çektiği “Düşükler Yassıada’da” adlı bir filmdi. 14 Eylül gecesi yataklarından kaldırılarak giyinmeleri istenen bütün tutuklular, idama gittiklerini düşünüp birbirleriyle helalleşmişlerdi. Elleri kelepçeli halde götürüldükleri iskele ışıklarla aydınlatılmıştı. Film makarası dönmeye başlamış, tutukluların adaya ilk geldikleri günü canlandırmaları istenmişti. Ertesi gün olduğunda çekimler sürdü. ‘Adada işkence görüyorlar’ iddialarına yanıt verecek şekilde kare kare görüntülenen tutuklular, yemek yerken, tıraş olurken, kantinden alışveriş yaparken filme alındılar.

Filmde uzun uzun görüntülenenlerden biri de Bayar’dı. Bu durumun onur kırıcı olduğunu düşünen Bayar da çareyi intihar etmekte bulmuştu. Duş almak için gardiyandan izin alan Bayar, banyoya girdiğinde kemerinin demirini, daha önceden boğazını tamamen sıkacak şekilde ayarladığı deliğe yerleştirdi. Olanca gücüyle boğazını sıkmaya başladı. İçeriden gelen hırıltı seslerinden şüphelenen nöbetçi subay banyoya girdiğinde Bayar’ın morarmış yüzüyle karşılaştı. Kulağından kan geliyordu.

Kurtulduktan sonra tedavi altına alan 77 yaşındaki Bayar’ın yanına giden Yassıada komutanı Tarık Güryay, niye böyle bir şey yaptığını sorduğunda şu yanıtı aldı: “Artist miyiz biz? Yeşilçam artistleri gibi bize film çevirttiniz. Reva mıydı bu?” Güryay da Bayar’ın kızgınlığına hak verir şekilde “Evet, ben de olsam kızarım, ama insan bu işi canına kıyacak kadar büyütmemeli” dedi. Bayar, Tarık Güryay’ın eline geçen veda notunu da kendisine vermesini isteyerek “Eğer iyileşmemi istiyorsanız o kağıdı bana geri verin” dedi. Güryay notu Bayar’a teslim etti.

HAZIRLAYAN: BERİVAN TAPAN

 

YARIN: TARİHİ GÜN...

4