İskender Savaşır: Aşkın içinde sevgi ve saygı barınmaz

17 Haziran’da kaybettiğimiz 63 yaşındaki şair akademisyen ve psikoterapist İskender Savaşır ile aşkın psikolojisi üzerine bir sohbet...

23 Haziran 2018, Cumartesi 05:00
A A

Işıl Cinmen

isil.cinmen@posta.com.tr

Psikoterapist İskender Savaşır'a saygıyla...

Neden aşık oluruz?

Aşk, hayatla ve kendimizle barışamamamızın ifadesidir. İnsanın kendine yetmemesinden, hayatı olduğu gibi kabul etmemesinden, kendini değersiz görmesinden kaynaklanır. Bu açıdan patolojik bir altyapısı vardır.

Hayatla neden barışamıyoruz?

Albert Camus der ki, “Felsefe için ciddi olan tek soru: İntihar etmemek için gerçekçi bir neden var mı?” Bu soruya tatmin edici cevap bulmak zordur. Antik Yunan’da Silenus, “İnsanoğlu için en iyi şey hiç doğmamış olmaktır. Doğmuşsak da bir an önce ölmektir” demiştir. Çünkü öleceğimizi bilerek bin bir dertle yaşadığımız hayatla barışmak kolay değil. Aşkta yüzeye çıkan duygulara, hayatla barış kurmak için ihtiyaç duyarız. Aşık olduğumuzda yaşadığımız bir sarhoşluğa ulaşmaktır, kendinden geçmektir. Bütün bunlar hayatla barışma enerjisini verir. Sonuç olarak sahte bir cennet yaratmış oluruz.

CİDDİYE ALMAYIN OYUN OLARAK GÖRÜN

Sorun nerede başlıyor?

Aşkı ciddiye almaya başladığımızda ve cennetin sahte olduğunu göz ardı ettiğimizde başlıyor. Aşkı ciddiye almadan, bir oyun ve ironi olarak görmek gerekiyor.

Kendimizi tek başımıza yeteri kadar değerli ve güçlü hissetmediğimiz için mi aşık oluyoruz?

Bir açıdan evet. Diğerinden değer yüklemesi yapıyoruz. Aşk, bütün olma arzusudur; karşımızdakinin farklılığını, kendi özerkliğini inkar etmedir. Bütün olurken kendini korumamaktır. Bu yüzden karşımızdaki kişi, biz aşıkken bizi terk ederse bütünüyle değersiz hissederiz. Yaşanılan acıyı ‘ölüm acısıyla’ kıyaslarız. Anne kuşun yavru kuşu yuvadan atması gibi...

Peki, ya aşkın içindeki sevgi?

Aşkın içinde sevgi ve saygı barınmaz.

Neden?

Popüler dilde aşkı, sevginin yoğunlaşmış hali olarak anlatma eğilimindeyiz. Oysa aşk, sevememenin ifadesidir. Buna karşılık ‘olgun sevgi’ karşıdakinin yabancılığını, farklılığını sevmektir. Aşk, bu farkın inkarı üzerine kuruludur. Saygı için ise mesafe gerekir. Aşk, mesafe yokmuş gibi davranma yönelimidir. Ciddi bir saygı varsa, ortada aşk yoktur.

Böyle tanımlanınca aşkın sağlıklı olmasının imkanı yok gibi görünüyor. Aşkın bu marazi halinin altyapısında aşağılık kompleksi olabilir mi?

Aşk, zaten doğası gereği marazidir; hastalıklıdır. Aşağılık kompleksine gelince... Bu, insanın kendi değerine dair gerçekçi olmayan olumsuz bir kanaate sahip olması anlamına geliyor. Ve aşk, insanın kendi değerine dair bir probleme işaret ediyor. Aşkta, kendi değerine ait tüm teraziyi aşık olduğun kişinin yönetimine veriyorsun. O seni kabul edince en yukarıya çıkıyorsun; reddedince tümden bir değersizlik yaşıyorsun.

AŞK, HAYATI BOŞALTIR YOKSULLAŞTIRIR

Kişi sadece aşık olduğu kişiye odaklandığında çevresindeki hayata karşı kayıtsızlaşıyor. Bu bir taraftan rahatsız edici, boş ve zaman kaybettiren bir durum değil mi?

Aşk zaten hayatı boşaltır ve insanı yoksullaştırır. Evet, en büyük heyecanları da yaşatır ama bu kendinden geçiş anlarının karşılıklı olarak izin verilen, geçici bir oyun alanı olduğu hatırlanmalı. Çünkü kendinden geçme halinin bir oyun olduğunu bilmemek zarar verir. Aşka korkuyla değil, ironiyle yaklaşmak gerekiyor. Karşımızdakine geçmişimizden getirdiğimiz bütün ihtiyaçları, hayalleri taşıyan kişi olarak bakarız ama onun o sırada dişi ağrıyor olabilir.

Tutkuyla aşkı nasıl ayırt edebiliriz?

Aşk, cevap vermesini istediğiniz arzuya yönelir. Tutkuda öyle bir arzu yoktur. Tutku, nesneyi tüketmeye yöneliktir. “Bacaklarını şu şekilde açarsan ya da tam istediğimde tırnaklarını sırtıma geçirirsen tutkum karşılanır” gibi...

BU BİR HASTALIK VE TEDAVİSİ YOK

Kendi eksikliğiyle barışmış, kendi değeri hakkında gerçekçi ve sağlıklı kanaate sahip olan ve aşağılık komplekslerinin yönetiminde olmayan biri aşkta derin savrulmalar yaşamaz mı?

Aşık olup olmamak bilinçli karar vereceğimiz bir durum değil. Bu bir hastalık ve tedavisi yok. Yani denize açıldığınızda fırtınayla karşılaşmayacağınızı düşünemezsiniz ama fırtınayla başa çıkmak için donanımınız varsa tekneyi parçalamadan kıyıya çıkarsınız.

Sözünü ettiğimiz kişi ‘aşk acısı’ yaşamaz mı?

Hayır, yaşar. Bu olgunluk, tutkudan bilinçli bir kararla kurtulunabileceği anlamına gelmiyor. Sadece aşkın benliği tamamen ele geçirmesini önleyebiliriz ama acıyı önleyemeyiz. Ayrılık acısından kurtulmak istemek gerçekçi bir talep değil. Yas, en büyük öğretmenlerden biridir.

Neden?

Çünkü nesnenin değerini ancak kaybedince anlarsın. Bu doğru bir bilgi... Kaybettiğimiz nesneyi önce parçalara böleriz. Kaybettiğimiz kişinin her parçasının yasını ayrı ayrı tutup, içimizde yaşarız. Sonra da kendi saçımızı okşamayı öğreniriz ve bu, kazanabileceğimiz en önemli bilgidir.

YAŞ SÜRESİ 6 AY İLE 2 YIL ARASINDA OLMALI

Aşk marazidir, peki yas?

Ayrılık acısı ne zaman hastalıklı sayılır? Yasın marazi durumu almasına ‘melankoli’ denir; içinde depresyon barınır. Her depresyonun içine de saldırganlık, öfke ve hınç gizlenir. Tedavi için saldırganlığın çekirdeğine ulaşmak gerekir. Süre çok önemli. Altı ay ile iki yıl arası makuldur. Altı aydan önce yastan çıkmak inkardır. Kaybın ne kadar büyük olduğunu inkar etmektir...

Bu konuyu daha iyi anlayabilmemiz için hangi kitabı okumamızı önerirsiniz?

Suzanne Brogger’in ‘Bizi Aşktan Koru’ kitabı, kendinden geçmenin insanın kendine karşı bir davranış olduğunu anlatır. Aşkın, insanın çaresizliğini yüceltmek üzerine kurulu bir ruh hali olduğundan ve daha çok kadınlar için tuzak olduğundan bahseder.

-Bu röportaj OT Dergisi Aralık 2016 sayısında yayımlanmıştır.

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;