"İştahlıyım n'apiym"

Şarkıcı Kubat bir resim sanatından vazgeçemiyor bir de yemekten...

05 Mart 2011, Cumartesi 05:00
A A

RÖPORTAJ: Suna Akyıldız
suna.akyildiz@posta.com.tr

Fazla röportaj veren biri değilsiniz.

Twitter mantığında değilim, işimle gündemde olmak istiyorum. Özel hayatımı özel yaşamalıyım. Malzeme yok belki bende.

Hiç sevgilinizle de yakalanmadınız. Çok mu başarılısınız yakalanmama konusunda?

Arkadaşlarım oluyor ama gidilecek yerler belli. Görünmek istemezsen kimse seni görmez.

Asıl sormak istediğim, şu 13 tabloyu alma olayı. Bana biraz çılgınlık gibi geldi.

Çocukluğumdan beri karakalemim çok iyidir. Nerede bir tablo görsem gözlerim dolar. 10 yıldır sergileri takip edemediğim ve tablo almadığım için şikayet ediyordum. Yapmıyordum da. Mükemmelliyetçi bir ruh var bende.
Terazi burcuyum. Bir iş yapıyorsam adam gibi yapmak istedim. Son 2 yılda biraz sergi dolaştım. Tesadüf, Kamer’in sergisine gittim. 15 tablo vardı, ikisi satılmıştı. Kamer Batıoğlu kimya mühendisi, ilginç bir teknikle yapmış. Tabloları gördüğümde gözlerim doldu, önünde tur attım resmen.
Kesmedi bir tane almak. Sonra dayanamadım. Bir şeyi çok beğenirsem almalıyım. Dedim ki Kamer’e “Nasıl olabilir, nasıl ben bunları alabilirim?” Tüm sergiyi kapatmak önemli midir bilmiyorum ki (kahkahalar)!

Hepsi şaşırmış olmalı..

Şaşırmaz mı? Kamer’e dedim ki; “Bak bu tabloları alıyoruz ama... Ressamlar öldüğü zaman eserleri kıymetleniyor ya... Ya her sene sergi yapacaksın insanları teşvik edeceğiz ya da ölmen lazım (gülüşmeler). Nasıl güldü anlatamam. “Ben ölmeyeceğim, göreceksin muhteşem sergiler yapacağım” dedi.

Resimler hemen geldi mi?

Sergi 2 ay devam ediyordu ama hemen aldım resimleri. 13 tablo şu anda evimin duvarlarını süslüyor. Aslında evde o kadar tabloyu koyacak yer yok ama... Ev, sergi gibi oldu. İçeri girenlerden 10-15 lira alıyorum (gülüşmeler). Çok güzel oldu. Bana huzur veriyor.

“Sumo gibi kadınlar bana güzel geliyor”
Tabloların hepsi birbirine benziyor değil mi?

O kadınlar estetik değil ama orada zaten Kamer’in vurgulamak istediği ‘kadın’ı seks sembolü olmaktan çıkarıp sanata dikkat çekmek. Tablolardaki 200 kiloluk sumo güreşçisi gibi kadınlar bana çok güzel geliyor.

Anneniz görünce ne dedi?

Annem beni hep destekler. “İyi yapmışsın” dedi. Geçen hafta gittiğim sergiden Kamer’in bir tablosunu daha aldım. Onu nereye koyacağım bilmiyorum (gülüyor).

Var mıdır hayatınızda başka çılgınlıklar?..

Daha yeni başladım. Asıl babamda varmış. 1964’de Belçika’ya gitmiş. Herkes “Dönelim” derken orada ilk Türk kahvesini açmış. Maneviyatı çok yüksekmiş. Yemeyi, yedirmeyi çok severmiş. Çok kişiye yardımı olmuş.

Sanki yurt dışında yaşayanlarda bu durum daha fazla oluyor.

Evet. Orada doğmuş, Türk kültürü ile büyümüşüm. Orada özel bir bağ oluyor aynı ülkenin vatandaşları arasında. Aklıma geldi, bak anlatayım: 4-5 yıl önceydi... Belçika- Brüksel’de kafe sahibi olan Ali adlı arkadaşımla beraberim. Oraya okumaya gidenler Ali’nin mekanına uğrar.
Orada kalırlar, aşağıda çalışırlar. Noel Baba gibidir Ali. Bir gün Paris’e gittik. Ertesi gün trenle dönüyoruz. 2 tane izci tipli kız... Türkçe konuşuyorlar. Sohbet ettik. Amsterdam’a gidecekler. Akşamın o saatinde nasıl giderler diye korkuyoruz.... Brüksel’de birlikte indik, kızları bırakamıyoruz bir türlü.
Damarda Türk kanı var ya... Trenin kalktığı havaalanına gittik, tren yok. Acıkmışlar, renkleri solmuş... Taksici de bizimle. Kimseyi bırakmıyoruz (gülüşmeler). Gece yarısı oldu, tren yine yok. Kızları aldık, Ali’nin mekanına getirdik. Kaldılar, sabah kalkıp gittiler.

Türk misafirseverliği...

Dur, daha bitmedi. Aradan 3-4 sene geçti. Söğüt Şenlikleri’nde bir abi geldi. Sahneye çıkacağım... Elinde bir demet çiçek... Profösörmüş. “Belçika’da 3-4 yıl önce kızıma yardımcı olmuşsunuz, teşekkür ederim” dedi. Çok ilginçti. Her iyilik geri döner. Kötülük de...

Çok neşeli ve eğlencelisiniz. Konuştukça içinizdeki çocuk ortaya çıkıyor sanki...

Çocukluğumu yaşamaya çalıştım ama çok fazla oyuncağım olmadı. Oyuncağım mikrofonumdu. 8-10 yaşından beri de sahnedeyim. Çocuklara hediye alıyorum mesela, paketi açıp ilk ben oynuyorum 10 dakika (gülüşmeler). İçimde kalmış. “Yemek konusuna dayanamıyorum”

Kendinizi şımartır mısınız?

Artık onu da yapmıyorum. Neyle şımartıyorum kendimi biliyor musun? Yemek yiyerek.

Bir anda kilo alıyor, bir anda incecik oluyorsunuz. Bu nasıl olabiliyor?

Çok yiyorum. Bence neşe çok önemli. Neşenin kardeşi de ne biliyor musun? İştah (gülüşmeler). Allahım, benim neşemi eksik etme.

Diyet yapınca dünyanın en mutsuz adamı oluyorsunuz demek ki.

2 aydır karbonhidrata çok dikkat ediyorum. Makarnayı haftada bire indirdim, önceden her gün yiyordum. Pizzayı haftada 2-3 gün yerim. Zamanında diyetisyene çok gittim. Ama bir baktım, onları da yoldan çıkarmışım. Şimdi diyor ki “Yormayacaksın, fazla yemeyeceksin”. Hayat tempomuz o kadar hızlı ki. Sabaha karşı yatıyorsun, öğleden sonra kalktığın oluyor. Ama galiba metobolizmam çok çalışıyor da verebiliyorum. Çalışmasa, 150-200 kilo olurdum ben bu kadar yemeğe. Çok iştahlı bir adamım. Dayanamıyorum n’apim?

Kilo vermişsiniz...

Bir ara 105 kiloydum. Şu anda 93 kiloyum. Boyuma göre 78 olmam lazım. Ama o kiloda kötü dururum. 88 kiloda çok yakışıklı oluyorum (gülüşmeler).

Sinemaya el atmayı düşünmüyor musunuz?

Sinema da hayatın bir parçası. Ama bana uygun bir şey gelmedi. Sadece orada olmak için oynamam. Bir şey katmam lazım, inanmam lazım. Evlilikle de ilgili aynı şey geçerli.

Rahat yaşamayı sevdiğiniz için mi evlenmiyorsunuz yani?..

Rahatlıkla hiç alakası yok. Yanımdayken mutlu olacağıma inandığım bir kadın, iyi olur tabii. Özellikle ‘evlenmeyeyim’ derdinde değilim. Ama olmadı.

O zaman çok detaycısınız... Arızalı kadınlardan mı kaynaklanıyor yoksa bu tutum?

Arıza varsa bendedir. Kadınlarımıza ‘arızalı’ demeyelim. Kadın ve erkek bir araya geldiğinde zaten arıza yaratır. Bugüne kadar kimseye evlenme teklif etmedim. 40-50 yıl birlikte yaşayacaksam aynı kadınla, tamam. Gelip geçen aşklar, evlilikler daha çok yorar.

“Kilise korosundaydım”
Geçen yaz Yasmin Levy ile Kuruçeşme Arena’da çok güzel bir konser verdiniz. Var mı yeni projeler?

Bu yaz olacak iyi isimlerle ortak konserlerim. Son olarak Hakan Aysev’le arya söyledim. Çok keyif aldım. Yardıma muhtaç çocuklar için yaptığı bir projeydi. Orada, evde Pavorotti’den dinlediğim şarkıyı okumuştum.

Nasıldı opera söylemek?

Ben kilise korosundaydım. Her pazar sabahı ayinlere katılıp solistlik yapardım. Benim kolejim katolik okuluydu. Müzik hocam beni keşfetmişti. Bizde ozan geleneği vardır, babam izin verdi. Pazar günleri sabah saatlerinde kiliseye, akşamları da Kuran derslerine giderdim (gülüşmeler).
Evde türkü söylerdim, dışarıda rock dinlerdim (kahkahalar). Bir dönem metal’ciydim, bir dönem teknocu oldum. Çok arayışlarım oldu. O kilise korosunun yorumumda etkisi olmuştur.

Aklınızda kaldı mı ayin şarkıları?

Kalmaz mı? Suzanina vardı mesela, her pazar mutlaka okurdum onu. Meryem Ana’nın İsa’yı hazırladığı gecedir.

İki din arasında kalmadınız mı?

Ya, aslında maya çok sağlam. Fabrika süper. Babam da bunu bildiği için “Oğlum, orası da Allah’ın evi, hatta müslüman çocuğu olarak gidip örnek olacaksın” derdi rahmetli.

Kendinizi en çok nereye ait hissediyorsunuz? Doğduğunuz yere mi doyduğunuz yere mi?

Kendimi Türkiye’ye daha çok ait hissediyorum. Burası benim toprağım. Burayı çok seviyorum. Türkiye’deki insanlar, kültürümüz bambaşka.

Sünni bir anne, Alevi bir baba, Belçika’da yaşam...

Çok ilginç bir hayat! Evet, işte bu yüzden ben dünyalıyım. Hayat o kadar garip ki. Bebek olarak, sıfır olarak doğuyorsun. Ondan sonra sana dayatıyorlar: Sen Türksün, sen Kürtsün, sen Belçikalısın... Büyüdükçe kafese giriyorsun. Bizim görevimiz de kafesleri, duvarları kırıp kendi çocukluğumuza dönmek. Bizim haykırışlarımız da bu.

26.02.2011 tarihli Posta Gazetesi'nden alınmıştır...

3

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;