İstanbul için yapılacak en iyi şey

a
a
Perşembe, 30 Eylül 2010 - 05:00

İstanbul’da bir fotoğraf çekin, birkaç yıl sonra aynı yeri tekrar görüntüleyin, neredeyse her şeyin değiştiğini göreceksiniz. Çünkü ortalama 5 yılda bir şehrin çehresi değişiyor. Birçoğumuzun doğduğu ev bugün yerinde durmuyor.

Tamam, Türkiye dinamik ve hızla büyüyen bir ülke, kabul ediyorum ama dinamizm “çekirge sürüsü gibi her şeyi yok etmek” değildir. İstanbul da tıpkı Venedik, Paris, Roma, Londra gibi dünya kültür mirasının bir parçasıdır ve kimsenin bu şehrin üzerinde gelişigüzel oynama hakkı yoktur.

İstanbul, dokusunu ve kendisine kimlik kazandıran özelliklerini kaybederse ilgi çekmez olur. Çirkin bina ve gökdelenlerle dolup Singapur ve Dubai arası kişiliksiz bir yere dönüşürse marka değerini kaybeder.

[[HAFTAYA]]

Bunlardan ötürü İstanbul için yapılacak en iyi şey hiçbir şey yapmamaktır! Bunu söylerken ne mi demek istiyorum? Hiçbir şey yapmadan hizmet ve proje üretmeden oturalım, yan gelip yatalım demiyorum...

Kastettiğim şu: Şehri toplu konut tarlasına dönüştürmekten vazgeçin. Büyük nüfus hareketlerine neden olacak yeni yapılar inşa etmeyin, yeni iş merkezi kurmayın, alışveriş merkezi hiç yapmayın, boş alanların tıka basa insanla dolmasına neden olacak yeni cazibe merkezleri yaratmayın... Çünkü bunlardan yeterince var.

Yaklaşık 15 milyon insanın yaşadığı İstanbul, Cumhuriyetimizin 100. yılını kutlayacağımız 2023’te 20 milyondan fazla nüfusa sahip olacak.

İstanbul’un sahip olduğu gibi bir fiziki alanda bu kadar insanın yaşayabilmesi mümkün değil. Eğer bu kadar nüfusu buraya sıkıştırırsanız sürekli kavga eden, birbirinin gözünü oyan, mutsuz insanlar yaratırsınız. Yaşam kalitesi düşer, suç oranı artar. Zaten yaşam kalitesi yerlerde sürünen, yaya olarak bile yürümenin imkansız olduğu bir şehir burası. Hal böyleyken İstanbul’a sahip çıkan insanları “Bu çevreciler de zaten her şeye karşı” diyerek eleştirmek ve küçümsemek de insafsızlıktır.

Zekeriyaköy’ü kaybettik!

Hızlı yapılaşma, kontrolsüz nüfus hareketi ve önüne gelen herkesin istediğini yapması sonucu şehrin doğal dengesi hızla bozuldu, iklimi değişti. İstanbul bu yaz tarihinin en nemli günlerini yaşadı, yağmurun yağmadığı günlerde bile birçok evin zemini su içinde kaldı.

İstanbul’u kuşatan ormanları yok ettiler, göller, nehirler kurudu, denizler ve toprak kirlendi, doğal dengenin korunmasında hayati önemi bulunan binlerce hayvan türü yok oldu, her yeri betona boğdukları için yağmur suyu toprakla ve denizle buluşamaz oldu.

Belgrad Ormanı ve çevresine gelip bakın, ormanın içine doğru nasıl bir yapılaşma başladığını görürsünüz. Bir tarafta Çekmeköy ve Zekeriyaköy, diğer tarafta Kemerburgaz hızla doğal kimliğinden uzaklaşıp bina üstüne bina dikilen yerler haline dönüştü.

Daha üçüncü köprü planları kesinleşmeden bile bölgede rant talanı başladı ve binlerce ağaç kesildi. Konut alanları içme suyu havzalarının içine kadar girdi.

Eğer üçüncü köprü, planlandığı gibi Poyrazköy-Garipçe hattına yapılacak olursa İstanbul kesinlikle yaşanmaz bir yer haline gelecek. Yapılmak istenen köprü, şehrin trafik sorununu çözmediği gibi yeni ve çözümü imkansız problemleri beraberinde getirecek. Binlerce canlının yaşam alanı yok olacak. Karayoluna bağımlılık artacak, emisyon patlaması yaşanacağı için atmosfer daha fazla kirlenecek. Kuzey ormanları yok olacağı için sel gibi afetleri yaşamak olağan hale gelecek.

2 milyon ağaca veda

İstanbul’da yapılması planlanan üçüncü köprüyü durdurmak amacıyla “2 milyon ağaç için 2 milyon İstanbullu” kampanyasını başlatan Yeşiller Partisi’nin bu girişimini destekliyorum. Eğer organizasyon planlandığı şekilde gelişirse 2 Ekim Cumartesi günü İstanbullular köprünün yaratacağı tehlikelere dikkati çekmek amacıyla ellerinde mumlarla sahillerde toplanacak. Bunun için 2milyonistanbullu.com adında bir de internet sitesi var.

Ben burada doğmuş, 41 yıllık bir İstanbullu olarak şehrime sahip çıkmayı, Bizans’tan Osmanlı’ya kadar bu topraklarda yaşayan onlarca uygarlığa karşı tarihi bir sorumluluk olarak görüyorum. Çevrenin ve doğanın korunması konusunda çok hassas olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, dilerim ki İstanbul’u mahvedecek şehirleşme projelerine girişenleri durduracak.

Kişi başına düşen yeşil alan miktarı Londra’da 27 metrekare, New York’ta 29, Stockholm’de 87 metrekare. İstanbul’da ortalama 6, şehir merkezlerinde ise 1 metrekare! Başka bir şey söylemeye gerek var mı?