Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

İstanbul'da senfoni Ankara'da kakafoni

Perşembe, 30 Haziran 2011 - 05:00

Madem Ankara toz duman, göz gözü görmüyor, hükümet tutuklu milletvekillerinin sorunuyla ilgili çözüm için adım atmıyor ve kim ne söylerse söylesin, ne yazarsa yazsın, aynı şey tekrar edilmiş oluyor; başka konulara girelim... Hayırlısıyla bir İstanbul Müzik Festivali’ni daha tamamladık, 39’uncusu bitti, 40’ıncısına Allah kerim. Aya İrini’de ve Arkeoloji Müzesi’nin bahçesinde birbirinden güzel konserler izledim. O türü sevdiğim için daha çok vokalli müzik seçtim. Hele önceki gece, Aya İrini’deki Joseph Haydn’ın Yaratılış Oratoryosu’nda koroyu ve solistleri, elimdeki kitapçıktan tercümesiyle dinlerken, aynı gece Miraç Kandili’ni yaşadığımızı düşünerek “Ne de güzel uydu” diye düşündüm.

[[HAFTAYA]]

Dünyayı yaratan Allah’a şükürler içeren bir eser. Koro “Nasıl da minnettarım sana, şükürler olsun amin, amin, amin” diye inlerken biraz ilerde Sultanahmet Camii’nde de mevlüt okunuyor, aynı şükür temasıyla... İki gün önce de Galata’daki St. Pierre Kilisesi’nde org ve piyano konseri izledim. Ünlü org sanatçısı Gandolfo ve piyanist Flavio Rocca’nın konserini küçük bir grup dinliyordu. Müzik ve ortam çok güzeldi, twitter’dan paylaştım ve şöyle bir yanıt aldım: “Kiliseyi davul zurna çalınan bir yere dönüştürmüşsünüz, yazıklar olsun!” Kelimesi kelimesine aynı değilse de böyle bir yanıt! Ne gereksiz bir cehalet ve kabalık! Müzik, dini olsa da olmasa da insanın ruhuna hitap eder. Küçümsenecek bir şey değildir. Kilisede de org zaten vardır ve ilahilere eşlik eder.

Galata Meydanı müzik mekanı

İstanbul Müzik Festivali bitiyor ama hemen arkasından Paul Simon gibi müthiş konuklarıyla Jazz Festivali başlıyor. Bu festivalin bir özelliği, daha çok halka iniyor olması. Hele Galata Meydanı’nda yapılacak olan caz gecesini iple çekiyorum. Bu arada Beyoğlu Belediyesi’ne de haksızlık etmemek gerek. Günler ve geceler boyu, ülkeler buluşması temasıyla Galata Meydanı’nda kültürler arası tanışıklık sağlandı! Bir gün Almanlar geldi, bir gün İspanyollar... Çaldılar, söylediler, Galatalılar da dinledi.

Galata Meydanı giderek her ülkeden gençlerin buluştuğu, müzik dinlediği, eğlendiği bir ortam olmaya başladı. Hem güzel, hem de sıkıntıları var. Tabii ki çok kirleniyor: Şişeler, bardaklar her yerde, tuvalet sorunu da var, yakınlardaki yerlere gideceklerine ağaç altları tercih ediliyor maalesef. Biz semt sakinleri olarak orada konuşlanmaya başlamış, gecelerini de ateş yakarak geçiren berduşlardan fevkalade şikayetçiyiz. Artık zabıta mı bakar, polis mi, her kimse... “Galata Meydanı uluslararası bir buluşma mekanı oluyor” derken berduş mekanı olmamalı!

Öğretmenlerin atama bekliyor!

Cumhurbaşkanı Gül, AKP Genel Başkanı Erdoğan’a başbakanlık görevini verdi. Gözler 61. hükümette. Kimler bakanlığını koruyacak, kimler yer değiştirecek, kimler ilk kez girecek... Kimin umrunda BDP parlamentoyu boykot etmiş, Diyarbakır’da toplanıyor... Kimin umrunda CHP yemin etmemiş, tutuklu milletvekillerinin sorununun çözülmesini bekliyor... Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanı daha dün “Ben olsam serbest bırakırdım” demiş ama onun atadığı mahkemeler aksine karar vermiş! Ne olacak şimdi bu çelişki? Kimin umrunda Balbay’ın tutukluluğunun itirazının bir üst mahkemece bir kez daha reddedilmiş olması...

AKP istediği kadar “Bu yargının işi, bize ne” desin, sorun var ama çözmeye niyet yok. Bu curcuna içinde sesini duyurmaya çalışan bir kesim var ki sayıları hiç az değil: Yüzbine yaklaşan öğretmen adayının gözü atamalarda. Milli Eğitim Bakanlığı’nın KHK ile 14 bin küsur öğretmen atayacağı sözü vermiş olmasına karşın bunu 6500’e düşürmüş olması, bu gençlerin kalbine kor düşürdü. Şaka değil, sayı yarıya indi. Ağrı’nın bir köyünde sınıf öğretmenliğine atandıklarında bile mutluluk çığlıkları atan bu aday öğretmenler, 2010’da yaşadıkları KPSS kopya skandalı yüzünden de ruh durumlarının bozulduğunu hatırlatıyor, artık kendi sorunlarının çözülmesini istiyor. Bakıyoruz, en erken hangi sorun çözülecek?