İstanbul'daki Türkiye

Megakent denilen İstanbul bir Türkiye mozaiği. Yurdun dört bir yanından gelen insanlar bu kentin çoğunluğunu oluşturuyor. Nereden geldiler, nasıl geldiler, ne iş yapıyorlar, nerelerde yaşıyorlar?

Pazartesi, 22 Şubat 2010 - 05:00

İstanbul'daki Türkiye

BAŞLARKEN

Megakent denilen İstanbul bir Türkiye mozaiği. Yurdun dört bir yanından gelen insanlar bu kentin çoğunluğunu oluşturuyor. Nereden geldiler, nasıl geldiler, ne iş yapıyorlar, nerelerde yaşıyorlar? İşte onları, Doğudan Batıya, Kuzeyden Güneye İstanbul’daki Türkiye’yi anlatmaya çalışacağız. Bir ili, bir günde anlatıp bitirmeyeceğiz. Aralıklarla, yeri geldikçe o ilden değişik boyutlarıyla yeniden söz edeceğiz. Bizi izlerseniz, geldiğiniz ilden ve İstanbul’daki hemşehrilerinizin yaşantısından parçalar bulacaksınız. İstanbul’daki Türkiye’den bütün Türkiye’ye selam olsun.

BİNDİK KAMYONA VER ELİNİ İSTANBUL!

On üç yaşında geldi İstanbul'a. Bekâr odalarında, han koridorlarında yattı.Tezgâhtarlıkla başladı işe. Şimdi 59 yaşında İstanbul'un sayılı iş adamlarından...

İstanbul’daki Türkiye’den ilginç bir öyküyle başlıyoruz diziye. Yoksulluğa, yerinde tevekkülle katlanan, ama yerinde de başkaldıran, girişimci ruhunu ve umudunu yitirmeyen Anadolu insanının, şu koca kent İstanbul’daki yaşam mücadelesinin tipik bir öyküsüdür bu. Lâfı uzatmadan, sizi bu öyküsüyle baş başa, göz göze bırakıyoruz. Ancak ufak bir not düşmek isteriz.

Kahramanımız sık sık “Başkanım” diye hitap ediyor. Bilirsiniz, bizde bir gün bakanlık yapsanız, ömrü billâh “Sayın Bakanım” diye anılırsınız. Bir meslek örgütünde başkanlık yaptınız mı, ömrünüz boyunca başkansınızdır. Kahramanımız da bizim meslek örgütlerimizde yaptığımız görevi, sağ olsun, unutmamış olmalı ki, “Başkanım” diye hitap ediyor. Anlatımındaki özgün üslubu ve coşkusunu yansıtabilmek için, dokunmadık, olduğu gibi bıraktık.

İstanbul’daki Türkiye’nin önde gelen başarılı ve varlıklı iş adamlarından biri olan kahramanımızı 59 yaşındaki Sadık Ağca. Şimdi söz, eğrisiyle doğrusuyla kendisinin:

“İş yok, aş yok orda başkanım. İlkokulu bitirdik, dolduk bir kamyona ver elini, İstanbul. Ana yok, baba yok. Orda Erzincan’da kaldılar. Kışta kıyamette geldik İstanbul’a. Büyüklerimiz bize önderlik ediyor; daha önce gelip gitmişler buraya. Tarla tapan derken iki işi bir arada götürüyorlar.

Biz geldik, hemşerilerimizden biri Mahmutpaşa’da. İndik bekâr odalarına. Küçükpazar Beyazıt arasında bir yerlerde, hanlarda. Han odaları gündüzleri ticaret için kullanılır; akşam bekârlar, orda, hanların koridorlarında serer yatardık.

Şimdi ben kendimi bekâr odalarında şanslı görüyorum. Anamın babamın duasını aldım diye düşünüyorum. On üç yaşımda geldiğime göre, burda tezgâhtarlığa başladık Mahmutpaşa, Sultanhamam’da bir Yahudinin yanında. Dolayısıyla orda sebat ettik; bu işi öğrendik. Yahudilerden çok yardım gördüm. Askerlik, dönüşte tekrar devam. Bir on yıllık, on beş yıllık işçilik hayatım var. Tekstilde tezgâhtarlık işi, bir kumaşçının yanında.

HAYAT ÜNİVERSİTESİNDE

Baktık ki, biz bu işi öğrendik yani; tek başımıza da böyle, yapıyoruz, seksenli yıllar…”

“İlkokul mezunusunuz?”

“Evet, ben ilkokul mezunuyum.”

“Hayat üniversitesine geldiniz yani?”

“Evet. Mahmutpaşa’da on, on beş yıl iyi tüccarlar, Cavit Çağlarlar, Ali İhsan Sönmezler… Oradan yetişme. Daha kimi sayıyım ki?... Daha çok…

“PARA LAZIM DEĞİL Kİ...”

Dolayısıyla orda kendi işimizi kurduk, Fersan Tekstil…” “

Para biriktirip mi, yoksa bir ortakla mı?”

“Para lazım değil ki başkanım; ne yapacaksın parayı!

İş biliyorsunuz, dürüstsünüz. Bir de başka biri çağırdı beni: ‘Gel, seni ortak yapıyorum’ dedi. ‘Gel beraber çalışalım’ dedi. Geldim: “Patron, dedim, bak dedim, böyle böyle bir teklif var, ne diyorsun? Dedim. ‘Seni kırmam ben’ dedim. ‘Yani iznin olur mu, olmaz mı?’ dedim. ‘İznim olmaz’ dedi. ‘O işi biz birlikte yaparız’ dedi. ‘İyi, yapalım’ dedim.

Mahmutpaşa’da hemen bir dükkân filan ayarladık. Başlattık kumaş satmaya kendi hesabımıza. Piyasadan alıyorum, borsadan alıyorum, şurdan alıyorum, buradan alıyorum, satıyorum yahu! O gün saha iyiydi, Özal zamanıydı, iyi de para kazanıyorduk. Alıyorduk malı bire, ertesi günü beş olmuş. Uçuyorduk, başkanım!

Ondan sonracığıma… Yahu, nerden açtınız be bunları? Bunlar çok önemli şeylerdir.”

“Çok önemli şeyler”i anlatmaya yarın devam edeceğiz. Kahramanımızın adını fotoğrafın altında açıklıyoruz.

SİVAS REKORU: 1 milyon 700 bin

Nüfusta birinci sırada olmalarına karşın, 39 ilçeden ancak birinde belediye başkanı çıkarabilmişler. Bunu, Sivaslıların siyasette bağımsızlığına bağlıyorlar.

Sivas Platformu 2.Başkanı Hasan Genç (55), İcra Kurulu Üyeleri Sadi Özata(56), Doç. Dr. İbrahim Subaşı(49) ve Ahmet Aslantürk (52) ile İstanbul’daki Sivas’ı konuşuyoruz. Platformun 16 kişilik yürütme, 53 kişilik yönetim, 110 kişilik danışma kurulu var. Yönetimde beş kadın üye yer alıyor.

Marmara Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Doç. Dr. İbrahim Subaşı’nın uzmanlık alanı iş hukuku ve iş anlaşmazlıklarında arabuluculuk yapıyor.

“İstanbul’da Sivas adına pek çok dernek, vakıf var. İl, ilçe, hatta mahalle bazında bile dernekler bulunuyor. Fakat Sivas Platformu çok farklı. Özellikle Sivas adına vakıflar, dernekler, federasyonlar kurulmuş. Bizim platformumuzda herkes var, farklı siyasi görüşte insanlar var. Başkanımız AK Partili, başkan yardımcılarımız Cumhuriyet Halk Partili. Yönetim kurulumuzda Saadet Partisi, Büyük Birlik Partisi, Demokrat Parti ve diğer partilerden de insanlar var. Bizim platformumuzun çok farklı bir özelliği farklı mezheplerden insanların olması. Bizim Alevimiz var, Sünnimiz var. Bizim platformumuzda Müslümanımız var, Hristiyanımız var, Ermenimiz var. Biz asla dar bölgecilik yapmayız.”

13 İLÇEDE BİRİNCİ

Bu farklı kimliklere sahip Sivaslılar İstanbul’da en yoğun şekilde hangi semtlerde oturuyor? Subaşı, şu ilginç bilgiyi aktarıyor:

“İstanbul’da 13 ilçede Sivaslı seçmenler birinci sırada, 10 ilçede de ikinci sırada, İstanbul’da toplam nüfusta Sivas birinci sırada, Kastamonu ikinci sırada, Sivaslıların İstanbul’da toplam seçmen sayısı 800 bin, toplum nüfusu ise bir milyon 700 bin dolayında.

Sivas Platformu Yürütme Kurulu üyesi, inşaatçı Ahmet Aslantürk Türkiye’de Sivas’ın dışında 7 milyon Sivaslı’nın yaşadığını ekliyor. Bu Sivaslılar yaklaşık 800 dernek, vakıf, federasyon çatısı altında örgütlenmiş durumda.

SİYASETTE BAĞIMSIZ

Bu büyük nüfusun büyük bölümünün İstanbul’a geliş nedenlerini soruyoruz. Doç. Dr. İbrahim Subaşı, işsizliği öncelikli olarak vurguluyor.

“Sivas’ta yeterli iş yeri olmaması dolayısıyla gelmişler. Zaman içinde ikinci, üçüncü kuşak oluşmuş. Bir kısmı durumlarını düzeltmiş, bir kısmının durumu çok iyi, orta kesim var, durumu iyi olmayan insanlarımız da var. Nüfusları çok olduğu için, Sivaslıları her alanda görebiliyoruz. Meselâ ben akademisyenim çevreme bakıyorum, çok sayıda akademisyen görüyorum. Tabii ki, esnafımız, iş adamlarımız olduğu gibi, işçi olanlar da az değil.”

Subaşı, İstanbul’a göçün şu sıralarda durduğu ya da çok azaldığı görüşünde. Subaşı’yla beraber Hasan Genç, Sadi Özata ve Ahmet Aslantürk göçün yoğun olarak 1970-1990 arasında sürdüğü görüşünde birleşiyor. Hasan ve Ahmet beyler 1977-78’lerdeki Sivas olaylarının da göçü etkilediğini belirtiyorlar.

Subaşı, nüfusta birinci oldukları halde, İstanbul’un 39 ilçesi içinde bir tek ilçenin belediye başkanlığını alabilmelerine dikkat çekiyor. O da yeni ilçe olmuş Sancaktepe’nin AKP’li Belediye Başkanı İsmail Erdem. “İstanbul’daki Sivas bu kadar mı?” demeyin. Elbet değil; ilerdeki günlerde devam edeceğiz.

‘OĞLUM OLDU, HAFTAYA KAFA KAĞIDINI GÖNDER' 

Eczacı İrfan Çömezoğlu’nun babası, oğlunun köyle bağı kopmasın diye, Akseki’ye telefon edip nüfus kaydını yaptırmış.

“Akseki’nin Sarıhacılar Köyü. Ormanlık bir arazide her yer taş, çakıl, tarla yok. Oranın insanları İstanbul’a gidip, Konya’ya gidip iş arıyorlar. En yakın yer Konya. Eskiden Konya’ya bağlıymış Akseki zaten, sonra Antalya’ya bağlanmış. Biz meselâ Konya’da liseyi okuduk.”

Bunları anlatan İstanbul’un Kadıköy’ünde, Kızıltoprak semtinde, bundan 47 yıl önce ilk eczaneyi açtığını söyleyen İrfan Çömezoğlu’na yaşını sorarsanız, o sevimli gülümsemesiyle: “Kırkı geçtik” diyor, ne kadar geçtiğini varın siz hesaplayın; İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Eczacılık Yüksek Okulu’nu 1958’de bitirmiş.

Tarihi Kızıltoprak Eczanesi, dar uzun bir yer. İrfan Bey bir kenarda, daracık bölmenin içinde, ilaç kutularının yığınlaştığı raflar arasında, kasanın başında oturuyor. İstanbul’daki Anadolu insanının yürek sıcaklığıyla müşterileriyle sohbet ediyor, hoş espriler yapıyor. Yılların tanışlığıyla gelenlerin hemen hepsini tanıyor. “Doktorlara söyleyemediklerini bana söylerler” diyor.

Bir müşteri eczanede çalışanlara reçetesini yaptırmış, ilaçlarını poşete koydurup ücretini vermeye, İrfan Beyin karşısına gelmiş, karşılıklı hal hatır soruyorlar.

“Kaç lira?” diyor İrfan Bey reçeteyi yapana. Cevap geliyor: “Elli üç lira elli kuruş.”

Müşteri, İrfan Beye mesaj dolu gözlerle bakıyor. İrfan Bey:

“Sen 50 lira ver, yeter” diyor.

İstanbul’daki Türkiye’nin insanları halden anlar, yardımlaşmayı bilir.

İrfan Çömezoğlu iki kardeşiyle birlikte, üçü ortak eczanede çalışıyorlar, ayrıca 6-7 çalışanları daha var; “mesul müdür” İrfan Bey: “Devlete muhatap benim” diyor.

Akseki’nin Sarıhacılar Köyü’nden çıkıp gelmişler ya; o sırada İrfan İstanbul’da doğmuş:

“Nüfus kaydım Akseki’de, köydedir, diyor. Babam, memleketi unutmayalım, köyle bağımızı koparmayalım diye kaydımızı ortaya yaptırmış. Muhtara açmış telefonu: ‘Bir oğlum oldu, kafa kâğıdını gönder’ demiş.”

Çıkarıp gururla gösteriyor kimlik belgesini. “Doğum yeri: Sarıhacılar Köyü”

Amma ve lâkin, gel zaman git zaman, 150 hanelik köyde 5-6 hane kalmış; “Onların da ikisi çoban ailesi” diyor İrfan Bey. Şimdi Çekül Vakfı’nın yardımıyla 8 bina korunmaya alınmış; köyü kalkındırmaya çalışıyorlar.

“Yazın nüfus artıyor, diye devam ediyor İrfan bey.

Akseki’den ve başka Akseki’lilerden ileriki günlerde tekrar söz edeceğiz.

 BÖLGELERDEN İSTANBUL’A GÖÇ VE DERNEKLEŞME

Doğu Anadolu’dan Erzincan önde

Karadeniz bölgesinden sonra İstanbul’da en çok hemşeri derneğine sahip bölge Doğu Anadolu bölgesidir. Doğu Anadolu bölgesindeki köy nüfusunda %6,10 azalma varken şehir nüfusunda %35,37 artış olduğu görülmüştür. Toplam nüfus artışı ise %13,75’tir. Son iki nüfus sayımı sonuçları Doğu Anadolu bölgesindeki nüfusun da köylerden kentlere göçtüğünü ve nüfus artışının diğer bölgelere göre az olduğunu göstermektedir. Doğu Anadolu bölgesinde nüfus artışı Karadeniz bölgesi kadar az değildir. Ancak diğer bölgelerle karşılaştırıldığında Doğu Anadolu Bölgesi nüfus artışında sondan ikincidir. Bölgede aile planlamasının yeteri kadar düzgün yapılmadığı ve nüfus artışının hızlı olduğu düşünüldüğünde Doğu Anadolu bölgesi de Karadeniz bölgesi gibi son 10 yılda fazla göç vermiştir. İstanbul’da Doğu Anadolu bölgesine ait en fazla dernek sayısına sahip il Erzincan’dır. Erzincan ilini ise Erzurum ve Malatya izlemektedir. (Kaynak: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eyüp Dursun Ergür, Yüksek Lisans Tezi, 2006)

 

HAZIRLAYAN: NAİL GÜRELİ

[email protected]

7