İşte ara veren dizi ve programlar!

Cuma, 21 Mayıs 2010 - 05:00

Hanımeli Sokağı ara verdi. Her Açıdan ara verdi. 32. Gün ara verdi. Kalp Ağrısı ara verdi. Extra Extra Small ara verdi. Uyan Türkiye ara verdi... Arena ara verdi. Tek Türkiye ara verdi. Deryalı Günler ara verdi. Tatlı Sert ara verdi. Papatyam ara verdi. Genç Bakış ara verdi... Cinemania ara verdi. Şeffaf Oda ara verdi. Caner Karaer’le Sabah Haberleri ara verdi. Doktorum ara verdi. Ve daha birçok dizi ve program ara verdi... Haziran ayı başından sonuna kadar bu haberlerin hepsini değişik günlerde duyabilirsiniz. Bu bir ön bilgilendirme olsun... Günü gelince, ara verenlerin ne zaman başlayacağını da not düşeriz!

Atatürk, Seda’ya konuk olur muydu?

Seda Sayan, Sabahın Sedası’na (Show TV) Atatürk’ün balmumu heykelini konuk edince topa tutuldu. Bu kadar büyütmenin gereği var mıydı bilemiyorum... Elbette Ulu Önder hayatta değil, ama aramızda. Ve elbette onu putlaştırmak isteyen bir sürü gerzek de var. Ama Seda’nınki sadece; milli bayramlarda televizyon ekiplerinin yaratıcılıkta girdiği kısırlık saçmalığının bir ürünü... Atatürk yaşıyor olsaydı herhangi bir kuşak programına katılır mıydı, daha da önemlisi bu Sabahın Sedası mı olurdu bilemiyorum?.. Ama bir tahminim var; Gazi Paşa muhtemelen televizyon izlerken her gün ayrı şaşkınlığa uğrar, ama gördüklerine güler geçerdi. Ekranın basit bir illüzyon aygıtı olduğunu bilerek!

Hepimiz Abiye Kuzu’yuz!

Yakın çevremdeki kadın kankalarımın önemli bir bölümü ciddi bir evrimin eşiğinde. Hepsi birer Abiye Kuzu’ya dönüşmeye başladı... Binnur Kaya’nın can verdiği Abiye karakteri içlerindeki tashihe ihtiyacı olan cinleri ortaya çıkarmış gibi. Herkeste bir kelimelerde harf komikliği yapma hali... Bir de o tek omzu sallayarak konuşmaları yok mu; kendimi Türk Malı’nın içindeki mallardan biri sanıyorum... Binnur Kaya’nın oyunculuk gücüne saygım büyüyor ama kadın arkadaşlara azalıyor giderek. Eskiden elde kumandayla televizyon bizim esirimizdi şimdi tam tersi; hepimiz esiriyiz artık onun!

Tesadüfün iğne deliğine hoş geldiniz!

Daha önce de yazmıştım. Dizilerde tesadüfler üzerine kurulan senaryolar kabak tadı vermişti. Ama belli ki senaristlerin kabakla yetinmek gibi bir düşünceleri yok; suyunu çıkardılar... Mesela önceki akşam Ferhunde’nin (Kanal D/Yaprak Dökümü) yeni sevgilisiyle iki eski kocasına birden yakalanması filan hakikaten tesadüfün iğne deliği kıvamındaydı. Koca bir İstanbul’u bir semtin dar sokaklarından ibaret sananlar için makul olabilir, ama azıcık mesafe bilgisi olanlar için saçmalığın daniskasıdır bu tesadüfler... Daha önce İstanbul dizilerinde sıklıkla yaşanırdı. İzmir dizilerinde de öyle oldu. Eskişehir’i bile avuç içi kadar yapmayı becerdik. Mardin ve Antakya desen neredeyse iki konaktan ibaret. Vallahi senaristlerin coğrafya bilgilerini yeniden bir gözden geçirmelerine ihtiyaç var acilen... Hatta senaryoyu yazdıkları klavyenin yanına bir de navigasyon aleti koymalılar. Küçük dünyalarının aslında ne kadar büyük bir yüzölçümüne yayıldığını anlamaları için.

Yasemin ve Savaş döktürüyor!

İki aşk ya da ilişki diyelim birbirine çok yakışıyor, hatta mesele oldukları dizileri uçuruyor. Biri Savaş ve Yasemin aşkı. Aşk ve Ceza’daki (atv) bu tutkuya önceki gibi karşılıksız yargıyla bakmıyorum. Murat Yıldırım ve Nurgül Yeşilçay hakkını veriyorlar artık anlatılan büyük aşkın. Oyunculuklarına sağlık... Bir de Barış ve İpek var. Onlar bir arada olunca reytingi yerlere düşen dizilerini (Melekler Korusun/Show TV) melekler korumaya başlıyor. Sanırım aralarına üçüncü şahıslar konulmasa uzun bir süre daha meleklerin duasıyla yürüyecek bu dizi. Neyse, iyi şeyler de oluyor sevgili okur. Ve kaçmıyor gözlerden...

Sevdiğim için yazıyorum!

Bazı okurlarımdan rica geliyor. Ezel ve Türk Malı’na dokunmayın diye. Anlamadığım şey, iki dizinin de çok izleniyor olması tartışılmayacağı anlamına mı geliyor? Sevgili okur, koşulsuz sevgi eğer hastalıklı bir bağımlılık halini alırsa, ilişki tek taraflı olarak değersizleşir. Bir taraf nasıl olsa seviliyorum diyerek alabildiğine bir şımarıklık içine girer... Bu köşenin sahibi balansı tutturmaya çalışıyor bu anlamda. Sevgiye değer verin, şımarıp değersizleştirmeyin diye. Hem dizilere hem de izleyicisine su terazisi uzatıyor. Yani can sıkıntısına gerek yok, işler yolunda gidiyor!

Kapalıçarşı’nın bereketi kaçtı!

Ah bir de yürümeyen, yakışmayan, sakil duran aşklar var sevgili okur. Mesela Kapalıçarşı’da neredeyse dizi ahalisinin yarısının Diyar’a aşık olması durumu. Arda da bu tayfanın içinde... Aslında Nejat İşler gitmeseydi mesele Diyar ile Cemal arasında yuvarlanıp gidecekti. Ama aksiyon girdi devreye ve Arda da artık bir inceden sızı duyanlardan... Diyar kimin olur, kimde kalır bilemiyorum ama yayın saati giderek gece yarısına inen Kapalıçarşı’da dükkan eskisi kadar bereketli kapanmaz. Benden söylemesi!