Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

İşte en gerçekçi Kürt açılımı

Pazar, 30 Ağustos 2009 - 11:50

Yok Kürtçe eğitimmiş, yok dilini konuşmakmış, yok kimlik savaşıymış, belli bir küçük grubun derdi. Bölgedeki insanların çoğunun derdi, daha iyi yaşamak ve güven duymak! Bunun en güzel kanıtlarından birine Cuma akşamı tanık oldum: YASED, Yabancı Sermaye Derneği, bir sosyal sorumluluk projesi yapmak istemiş. GAP Bölgesi üniversitelerinde okuyan 124 öğrenciye üye şirketlerinde staj imkanı sağlamışlar. Çok basit gibi gözükmekle birlikte değil. Önce bölgedeki 9 üniversiteye gidip kendilerini tanıtıp niyetlerini anlatıp ikna etmişler. Sonra başvuran bine yakın öğrencinin içinden en kolay uyum sağlayacak olanları seçmişler. Sonra onları eğitim gördükleri alanlara göre şirketlere yerleştirmiş, üniversite yurtlarında kalacak yer, yol parası, asgari ücret de olsa maaş, sigorta ve birer mentor (danışman, koç) sağlamışlar. Benim tanık olduğum olay, stajlarını bitirmiş gençlerin sertifika töreniydi. Gençlerin çoğu, bizimkilerin aksine, hafif mahçup ve efendi, takım elbiseli, kısa saçlıydı. Çok heyecanlı, çok mutluydular. Bu bir aylık staj döneminde en çok etkilendikleri konu, kendilerine değer verilmiş olmasıydı! Batıdan bir kapı aralanmıştı sanki. Diyarbakırlı Ramazan Demirkıran mülakata gittiği gün kapıyı açıp baktığında içeride gördüğü o takım elbiseli, ciddi adamlardan o kadar çekinmiş, kendi halini onlara o kadar uygunsuz görmüştü ki, kapıyı kapayıp geri dönmüştü. Israr üzerine tekrar içeri girdiğinde bu davranışını, “nasıl olsa beni seçmezsiniz diye düşünmüştüm” gerekçesiyle açıklamıştı. Ziraat Fakültesi’nde okuyordu ve Pfizer’de çalışmak istemişti. Stajının sonunda işe o kadar uyum sağlamıştı ki, bölümünde herkesin meşgul olduğu birkaç gün, bütün işleri o yürütmüştü! Stajyerlerin içinde kız öğrencilerin sayısı da azımsanmayacak kadar çoktu. Ailelerinden izin almaları o kadar da zor olmamış, bazılarında öğretmenleri gidip aileleri ikna etmişti.

Eğitim ve iş önemli

Gençler İstanbul’da staj yapma olanağı bulmuş, burada adam yerine konmuş olmaktan çok memnundu. Ve en önemlisi, onların Batı’ya olan güvensizliği, olumsuzluğu kırılmıştı. İşte budur, yolu budur. Oradaki insanların da Batıdakiler kadar değerli, eşit ve aynı fırsatlara sahip olduklarına inanmaları. Bunun koşullarının yaratılması. GAP Bölgesindeki 9 üniversitede 70 bin öğrenci okuyor ve bunların dörtte üçünü bölgenin çocukları oluşturuyorsa onların da iyi eğitim aldıklarına, iyi bir işleri ve gelecekleri olacağına inançları olursa çok şey değişmez mi? Eğitimi, işi, parası, güvenliği olan insanın çok büyük başka ne derdi olur ki? Biz yıllarca beraber yaşadık, kimse kimsenin gözünü, Kürtsün, Türksün diye çıkarmadı ki. Bizi birbirimize kırdırmak isteyenlerin dolduruşuna gelmesek yetecek aslında!

Yemeğin lezzeti malzemesinde

Ramazanın ilk iftar davetini Geleneksel Anadolu Halk Mutfakları araştırmacısı Adnan Şahin’den aldım. Adnan Bey’in Galata Meydanı’nda Kiva Han isimli güzel bir lokantası var. Türkiye’de Şinitzel değil de gerçek Anadolu yemekleri yemek isteyen yabancılar başta olmak üzere, damak tadına düşkün İstanbulluların da uğrak yeri oldu. Adnan Şahin’in en büyük iddiası ise mutfaktan çok tedarikte. Etler Kırklareli’nden, dolma yaprakları ve bezli sucuk, Tokat’dan geliyor. “Ovada yetişmiş kuzu Kıvırcık da olsa yenmez”, diyor! O gün bir Ankara tava ikram ettiler, eti de muhteşemdi, yanındaki iç pilavı da. Dört çeşit dolma ise olağanüstü; erik soslusundan, baklalısına kadar. Çeşit çeşit kavrulmuş ot yedik. “Bonfileyi ne yapsan güzeldir, marifet dağdaki otu yenir hale getirmek, Anadolu kadını bunu yapıyor” diyor. Dulavrat çorbası buna örnek, bir tür aşure gibi, evde ne kalmışsa onunla pişmiş, çok lezzetli. İftariyelerde ise domates reçeli müthişti. Tatlı ise kadayıf dolması, herkes yuttu. İçli köfteyi ben kıtır severim, o yumuşak seviyormuş, öyle yaptırmış. Bu kadar çok şeyi nasıl yedin derseniz, yemekten sonra hakkın huzuruna kısa yoldan çıkıveriyordum, eve zor gittim! Neyse ki arada portakal, kivi ve otlardan oluşan şifa isimli içecekten içirmişti! İftar güzel ama bütün gün aç kalıp da birden bu kadar çok yemenin sağlıklı olduğuna beni kimse ikna edemez, şimdi yine kızacaklar bana. Önerim şudur: iftarı ikiye bölelim, az az, aralı yiyelim. Olmaz mı?

Badem daha çok ısırır!

Badem’siz yaz geçer mi? Tekrar ortaya çıkıp yazımızı şenlendirmesine bayılıyorum. En son gelen haberlerde iki kişiyi ısırmıştı, bence daha çok da ısırabilir. Ben bile Lokum Hanımı sevmeye kalktığımda ısırıyor, 14 yıllık hayat arkadaşım, sevgili kedim. Badem’in artık 200 kiloya çıkmış bir fok olduğunu anlarsanız, onu sizi ısırmak zorunda bırakmazsınız! Hayvan, insanlarla birlikte yaşamaya alıştı, insanları seviyor. Yalnız tutulduğu kafesinde sıkılmış, parçalamış çıkmış. Marmaris’den Ören’e yüzüp gelivermiş, ama biraz yorgun, çıkmış sahile, uzanmış şezlonga, uyuyacak! Etrafında yüz kişi. Kimi kuyruğunu tutuyor, kimi yüzgeçini çekiyor. Kimi her nedense taş atıyor! Uzaktan sevin, fotoğrafını çekin, ama laubalilik, sululuk, magandalık istemez. Badem’i rahat bırakın, denizlerimizi süslemeye, bizi sevindirmeye devam etsin! Yoksa delinin biri onu sevmekten vazgeçip öldürecek diye korkuyorum. Sonra hepimiz bir yanacak pir yanacağız! Üstelik Badem, artık genç bir hanım olmuş, üreme zamanı gelmiş, canı sevişmek, doğurmak istiyor. Kendine uygun bir eş arıyor. Malum, zamanımızda adam gibi erkek kıtlığı var, demek Badem de bulamıyor, biraz sinirli olabilir, belki de plajlarda bir huzur değil, erkek fok arıyor!