İsyanların içyüzü

Başbakan Erdoğan'ın “Dersim'i İnönü bombalattı” sözü yanlış. Bunun bir bilgi eksikliğinden kaynaklandığını düşünüyoruz

Pazar, 22 Ağustos 2010 - 05:00

İsyanların içyüzü

ERGUN HİÇYILMAZ
[email protected]

Tunceli Vilayeti’nin İdaresi Hakkında Kanun (2884 Sayılı) TBMM’de 25 Aralık 1935’te kabul edilmişti. Kanuna göre Tunceli’ye Ordu ile irtibatı kesilmeyen ve rütbesinin salahiyetine sahip olmak üzere komutan rütbesinde ‘vali kumandan’ atanmasını öngörüyordu. Dördüncü Umumi Müfettiş sıfatını da alacak valiye geniş askeri, idari ve hukuki yetkiler tanınmıştı. Yetki sadece düzeni sağlamaya yönelik değildi.
Bu düzenin sağlanması için Tunceli’de oturan kişi ve aileler gerekli görüldüğünde sınırlar dışına gönderilebilecekti. Vali cezaları uygulamak ile idamları onaylamakta tam yetkiliydi. Yani bakanların kanunen sahip oldukları bütün yetkilere haizdi. Gerektiğinde ilçe ve nahiyelerin sınırlarını değiştirmek, belediye başkanlıklarını ihtiyaç duyduğunda kaymakam veya bucak müdürlerine vermek veya bu görevlere muvazzaf subayları tayin etmek valinin yetkileri arasındaydı. En önemli maddelerden biri de sanıklara temyiz yolunun kapatılması olmuştu. Kanun, yürürlüğe girmeden önce işlenen suçları da kapsayacaktı.

DERSİM’E 11 HAREKAT

2 Ocak 1936’da yürürlüğe giren kanunla Tunceli’yi diğer illerden farklı kılan bir statü oluşuyor ayrıca Bingöl, Elazığ ve Erzincan illerini de içine alan Dördüncü Umumi Müfettişlik oluşturuluyordu. General Abdullah Alpdoğan bu müfettişliğin başına getirilmişti. Bu arada gelip teslim olmaları koşuluyla asker kaçakları affedilmiş, halkın nüfusa kaydolması için de kolaylıklar sağlanmıştı.
Yoğunlaşan inşaat faaliyeti ile sadece karakollar yapılmıyor, yolların açılması ve köprülerin de kurulması sağlanıyordu. Kanunun görüşülmesi sırasında İçişleri Bakanı Şükrü Kaya bu güne kadar esaslı bir tedbir alınmadığını ve asıl hastalığı tedavi için bu kanuna ihtiyaç duyulduğunu ifade edecekti. Kaya, 1876’dan bu yana Tunceli’ye 11 askeri harekat düzenlendiğini açıklamıştı. Böylece 1935’e kadar adı Dersim olan il, Tunceli oluyor ilk komutan vali olarak Abdullah Alpdoğan atanıyordu.

21 MART 1937 GECESİ

l937’de ayaklanmanın belirtileri yer yer kıpırdanmalar ile kendini göstermeye başlamıştı. Sina, Kahmut, Danzik, Amutka ve Haydaran’daki karakol inşaatlarına Hasanan aşiretinden Seyit Rıza ve Koçgirili Alişir (Alişer) gibi bölgenin önemli liderleri karşı çıkmıştı. Seyit Rıza, Haydaran, Kureyşan, Yusufan ve Demenan gibi diğer aşiret reisleri ile bir toplantı yapacak ve mücadele kararı alınacaktı.
Gerginlik giderek tırmanıyordu. 1937 kışında Tunceli askeri kuşatma altına alınmış, şehre giriş ve çıkış yasaklanmıştı. 21 Mart gecesi, Nevruz kutlamaları için ateşler yakılmıştı. Ardından binalar ve köprüler de yakılmaya başlanmıştı. Tunceli-Erzincan yolundaki Pah Bucağı köprüsü Haydaran ve Demenen aşiretine mensup kişilerce yakılıp, telefon hatları kesilmişti.
25 Nisan’da ise Kahmut Karakolu’na takviye için gönderilen jandarma kuvvetleri pusuya düşürülmüştü. Bunu 26-27 Nisan’daki karakol baskınları takip etmişti. Askisor’daki karakolun ardından, 9. Jandarma Taburu Süvari Bölüğü’ne pusu kurulmuştu. Baskınlar, pusuya düşürmeler ve sabotajlar devam ediyordu. Mayıs ayında Mazgirt Beşiktepe’deki Seyyar Jandarma Taburu ile 2. Jandarma Süvari Birliği ve Mazgirt’deki Sabit Jandarma Bölüğü’ne aynı anda yapılan baskınlarda asker büyük çapta zayiat vermişti.
Bu arada köprüler ve yollar tahrip ediliyor, askeri teçhizata da el konuyordu. Ankara’da Bakanlar Kurulu’nun 4 Mayıs toplantısına Cumhurbaşkanı Atatürk başkanlık ediyor, toplantıya Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak da katılıyordu. Konu asayişin sağlanması ve ‘Tunceli Tenkil Harekatı’ idi. Toplantıda, Nazımiye, Keçigezek, Karaoğlan ve Sin hattına etkili bir saldırı yapılması kararlaştırılmıştı. Kararlar arasında isyan bölgelerindeki halkın zarar görmemesine ilişkin maddeler de vardı. Bunun için halkın operasyon bölgesinden toplanarak ateş hattının dışındaki yerlere nakledilmesi gerekecekti.
Bu arada bölge halkındaki mevcut kesici ve ateşli silahların toplanması ile isyancıların karargahı haline gelen köylerin tahrip edilmesi de bu kararların arasındaydı. Genelkurmay, askere karşı girişilen baskın ve saldırılardan son derece rahatsızdı ve büyük yara almıştı. Zayiat, telafisi mümkün olmayacak biçimde daha da büyüyebilirdi.
Acil askeri tedbirler her yönden arttırılacak, bu arada Hava Kuvvetleri de harekata katılacaktı. Elazığ’da konuşlanan Hava Kuvvetleri ile Ankara’daki Muhafız Alayı gibi takviye birlikler harekatta yer almışlardı. Mevsim koşullarının düzelmesi ile silahlı kuvvetlerin operasyonları, isyancıları durdurmuş ve havadan yapılan harekata Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen de pilot olarak katılmıştı. Operasyonlar sırasında halk meskenlerini terk edip mağaralara sığınmak zorunda kalmıştı. Ölen ve yaralananlara iki ateş arasında kalanlar ile isyancıların aralarındaki çatışmalardaki kayıplar da eklenince zayiatın büyüklüğü ortaya çıkıyordu.

SEYİT RIZA ASILIYOR

Seyit Rıza ve hareketin bazı ileri gelenleri 12 Eylül 1937’den itibaren teslim olmak zorunda kalmışlardı. 58 isyancı Elazığ’a götürülmüş ve yargılanmıştı. Çoğunlukla aşiret reisi olan ve idama mahkum edilen 11 kişinin arasında Seyit Rıza ve oğlu Hüseyin de vardı. İdama mahkum edilenlerden dördünün cezası çok yaşlı olduklarından dolayı 30 yıla indirilmiş, başta Seyit Rıza olmak üzere diğerleri idam edilmişti. Harekat 22 Ekim tarihine kadar sürmüş ve Dersim’de otoriteye karşı çıkış büyük çapta bastırılmıştı.
Böylece harekatın birinci etabı, kış mevsiminin yaklaşması da dikkate alınarak tamamlanmıştı. Yumuşatıcı kararlar ardı ardına geliyordu. Nüfus kütüğüne kayıt yaptırmayanlara hemen yapmaları koşuluyla af getirilmiş, önemlisi aşiret reislerine verilen cezalar da ertelenmişti. Vergi borçları (daha çok aşiret ileri gelenlerini ilgilendiriyor) hafifletiliyor, asker kaçakları affediliyor ve bunların askerlik süreleri de 6 ay olarak tespit ediliyordu.
Kararlar Dersim’de sükuneti sağlamıştı. Ancak ek bir kararla dağılan asilerin tekrar toparlanmasının önüne geçmek için, 1 Haziran 1938’de Hava Kuvvetleri destekli yeni bir harekata girişilecekti. Komutanlık, 3 Ağustos’ta Dördüncü Umumi Müfettişlikten alınarak 3. Ordu Komutanlığı’na devredilecekti.
Tunceli sınırları içinde ilan edilen ‘yasak bölge’lere riayet etmeyenlerin imha kararı ilan edilerek ikinci harekata 15 Eylül 1938’de son verildi. 2 yıl süren harekatın bilançosunda, ölü sayısı binlerle ifade ediliyordu. Tunceli ile ilgili kanunun süresi daha sonra çeşitli tarihlerle uzatılacak, ancak 1947’de yürürlükten kalkacaktı.

BAŞBAKAN CELAL BAYAR’DI
Şevket Süreyya Aydemir ‘İkinci Adam’ kitabında Atatürk ile İsmet İnönü’nün siyasi ayrılığına temas eden satırlarında, Dersim hadiselerinde kimin başbakan olduğunu şöyle anlatıyor: Atatürk sorar: “Başvekilliğe kimi münasip görüyorsun? İsmet Paşa bir isim vermez. Atatürk devam eder: “O halde ben bir namzet teklif edeceğim.
Celal Bayar’a ne dersin? - İsabet buyurdunuz. Her hususta olduğu gibi Tarih 20 Eylül 1937’dir. İnönü artık fiilen Başbakan değildir. Yalnız o sıralarda Meclis tatile girdiği için, Celal Bayar başbakanlığı bir süre vekaleten yürütülmüş ve İnönü izinli sayılmıştır. Resmi tebliğler de böyledir. Bu görev 25 Ekim’den itibarendir ki, Celal Bayar’ın uhdesinde kesinleşecektir. (Remzi Kitapevi, 1. Cilt, 1966)

İNGİLİZLER’İN TAVRI
Kurtuluş Savaşı öncesi ile döneminde isyanları körükleyip desteklemek işgal kuvvetlerinin politikasıydı. Özellikle Doğu ve Güneydoğu da Ermeniler’i silahlandırmanın dışında özellikle Kürtler üzerinde propaganda çalışmalarına girişmişler ve Kuvay-i Milliye’yi içten dıştan zaafa uğratmışlardı. İngiliz politikasının başında Binbaşı C. Noel vardı. Nutuk’ta bazı bölümlerde adı Nowil olarak da geçen binbaşı, Nutuk’ta adından en fazla söz edilen yabancılardan biri olmuştu. Atatürk Nutuk’un 53 yerindeki ifadelerinde Binbaşı Noel yer almış, bu da işgalci subayın isyanlarda oynadığı rolü ortaya koymuştur.
1918’de başlayan Kürt ayaklanması İngilizler’in büyük çapta yardım ve desteği Sivas bölgesine kadar yayılmıştı. Mütareke devrinde, Kurtuluş Savaşı sırasındaki (1921) Koçgiri isyanına Dersim katılmadı. Bunda Dersim bölgesinin Ermenistan’a verileceği söylentileri ile bölgedeki Kuvay-i Milliye taraftarının rolü olmuştu. Başkaldırının Dersim’in dışında kalması bir kısım aşiret reislerinin Mustafa Kemal yanında yer alması ile mümkün olabilmişti.
Bunların başında Dersim milletvekili Diyap Ağa ile Mustafa Ağa vardı. Dersim 1925 Şeyh Sait ayaklanması dışında da kalmıştı. 1930’da başlayan Ağrı ayaklanmasına Dersim’deki aşiretler üzerinde çok nüfuzlu olan Seyit Rıza’nın katılması ve Erzurum ile Erzincan bölgelerine de saldırılar düzenlenmesi üzerine hükümet otoriteyi sağlamak üzere kesin tedbirlere başvurmuştu.
Genel olarak tetkik edildiğinde Türkiye’nin kuruluş evresinde 1919-1921 yılları arasında Anadolu’da 20’den fazla ayaklanma olduğu görülür. Yani neredeyse her 30 günde bir ayaklanma oluyor. Ayaklanmalar sanki bir merkezden idare ediliyordu. Düşmanın saldırı mevkiine kuvvet gönderilirken başka bir yerde isyan atlıyordu. Henüz düzenli ordu aşamasında bulunan kuvvetler ne yapacaktı? Düşmanla mı yoksa isyancılarla mı savaşacaktı?
Şeyh Sait ve benzeri ayaklanmalar bundan dolayı önem taşıyordu (1925). Çünkü diğerleri gibi belli bir alana değil, bölgelere yayılan ve aynı zamanda dini ile etnik temele dayanan ayaklanmalardı. Mesela Şurayı Devlet Başkanlığı yapmış Seyit Abdülkadir’in bazı hukukçular ile gazetecilerin bu başkaldırıda ön safta oluşu meselenin siyasal yanını da ortaya koyması bakımından dikkat çekici olmuştu.

OSMANLI’DAN CUMHURİYETE DERSİM
Dersim’in en eski ahalisinin Urartular olduğu kabul edilir. Sonrasında Asur, Pers Roma, Bizans, Sasani ve Selçuklular’ın yerleşim alanı olmuştu. Türkler’in Dersim’e ilk girmeleri Emir Sanduk’un 1057 seferi ile başlamıştı. Malazgirt Savaşı’ndan sonra Emir Mengücek bütün bölgeyi ele geçirmişti. Dersim’e yerleşen Türkmen boyları arasında Ağaçeri, Yıva, Çavurdur, Döğer ve Çepniler bulunmaktaydı. 16. yüzyılda Diyarbakır Beylerbeyliği’ne bağlı bir sancaktı.
16. yüzyıldan itibaren Doğu Anadolu üzerindeki savaşlarda Osmanlı egemenliğine karşı olan mutezileler (cemaatler) ile Türk boyları için Dersim bir barınak haline gelmişti. Öncesinde de aynı durum mevcuttu. Hıristiyanlık çağı ile Müslümanlar’ın hakimiyeti sırasında resmi mezheplerin dışındaki dini cemaatler ile bunların idaresinde söz sahibi olan ağa ya da reisler, otoritelere karşı güçlerini ortaya koydular.
Vergi vermemek, askerlik yapmamak gibi çeşitli konularda silahlandırılmış aşiret kuvvetlerini merkezi otoriteye karşı harekete geçirmişlerdi. Osmanlı Devleti 1840 tarihinden itibaren Erzurum Beylerbeyliği’ne bağlı bulunan Dersim’i bir sancak haline getirmiş ve bazı beylikleri bağlamıştı. 1845, Dersim’in Erzurum’dan ayrılarak ayrı bir il haline geldiği tarih olmuştu. Ancak bu karar da durumu değiştirmeyecek şeyhlik, ağalık sisteminden yana olan eski bölgesel davranışla, yönetim anlayışına karşı çıkacaklardı. Bu direniş sonrası 1862’de Elazığ ilinin kurulması ile Dersim, bu yeni ilin mutasarrıflığı haline gelecekti.
Mutasarrıflık merkezi Hozat olmuştu. Ovacık, Çemişgezek, Çarsancak, Mazgirt, Kesican, Kızılkilise ve Pah ilçeleri de Hozat’a bağlanmıştı. Böylece mutasarrıflık 533 köydeki yaklaşık 65 bin nüfus ile, 13 bin 460 kilometrekare toprağa sahip oluyordu. Nüfusun yarıdan fazlasını Türkler, diğer yarısını Kürt ve Ermeniler teşkil ediyordu. 1877’den itibaren ıslahat kuvvetleri bölgede başıboşluğu gidermeye çalışmış, Sami ve İsmail Paşalar, Ahmet Muhtar Paşa ile (l878) Ali Şefik Paşa (1885) bu görevi üstlenmişti.
Abdülhamit döneminde bölge askerlerinden oluşturulan Hamidiye Alayları da istenen sükunetin sağlanmasında etkili olamamıştı. l907 ayaklanmasını bastırmakla görevli Neşet Paşa’ydı. Meşrutiyetin ilanı ile tenkil harekatına son verilecekti. Ali Paşa ile Şurayı Devlet Azası Mustafa Bey ıslahat hareketinin incelemesini yapmak üzere Dersim’e geleceklerdi. Ardından 1909’da İbrahim Paşa Dördüncü Ordu Kumandanı olarak bölgeye gönderilecek ve kumandan Ovacık’ta karargahını kurarak aşiret temsilcilerinden sükunet sözü alacaktı.