İzlanda'da çekti Paris'te sergiliyor

a
a
Pazar, 07 Kasım 2010 - 05:00


İzlanda'da çekti Paris'te sergiliyor

Prof. Dr. Mehmet Ömür’ü kulak burun boğaz hastalıkları alanındaki en önemli isimlerden biri olarak tanıyoruz. Ve onun ‘kaçış noktası’ olarak tanımladığı hobileriyle yaptıklarını bilmiyoruz. Mehmet Ömür, fotoğrafçı kimliğiyle İzlanda’da çektiği soyut fotoğrafları 4-8 Kasım arasında Paris’te sergilemeye hazırlanıyor. İzlanda’daki volkanik arazi üzerindeki su dalgalanmalarının toprakta bıraktığı izleri görüntüleyen Mehmet Ömür’ün ‘Ripple Marks’ adlı fotoğraf sergisi, Paris’in Saint Germain des Pres bölgesinde düzenlenen ‘Fotoğraf Fuarı’ çerçevesinde sergilenecek. Prof. Dr. Mehmet Ömür’le sergisi açılmadan önce buluştuk. Doktorluğunun dışında hayatını, hobilerini, şaraba olan tutkusunu konuştuk. Çağdaş resim koleksiyonu da yaptığını söyleyen Mehmet Ömür bu kadar çok alanda faaliyet göstermesini şöyle açıklıyor: “Hekimlik çok sıkıcı, yorucu ve stresli. Kendinize sigortalar bulmak zorundasınız. Bunu yapmazsanız, ruhsal açıdan çok zora girersiniz”.

RÖPORTAJ: Merve Özaytekin merve.ozaytekin@posta.com.tr

Çok başarılı bir doktorsunuz, hobileriniz de profesyonel düzeyde. Şarap hakkında kitap yazdınız, fotoğraf sergileri açıyorsunuz. Çocukken de böyle miydiniz?

Evet. Lise ve üniversite yıllarında Orta Anadolu, Kapadokya Bölgesi’nde turist gezdirdim. Rehberlik dışında basketle, pinponla ilgilenirdim.

Sosyal olmanızın sebebi disiplinli bir ortamda büyümenize tepki olabilir mi? Olabilir. Aslında annem çok sosyal ve kişilik olarak dışa dönük. Babam da öyle ama o silahlı kuvvetlerde görevliydi. Haliyle evde disiplin hakimdi. Okulum Saint Joseph de çok disiplinliydi. Evdeki o hava, okul hayatım boyunca da devam etti.

Şaraba ilginiz nereden geliyor?Aileden mi yoksa Fransız okulunda eğitim görmenizle bağlantısı var mı?

Var tabii... Okulda yemekhanede bizi gözetleyen bir hocamız olurdu. Öğünlerde önünde bir şişe şarap dururdu. İçeceği kadarını içer ertesi gün şişeye kaldığı yerden devam ederdi. Bizi eğitmekle görevli kişilerin şarap içmesi, sürekli görmeye alıştığım o görüntü şarabın bende iyi bir şey olduğu duygusunu uyandırdı. Yoksa evimizde alkollü içki içilmezdi.

Şarap konusunda nasıl uzmanlaştınız?

Şarap Sevenler Derneği’nin üyesi olarak şarap tadımlarına başladım. Tempo Dergisi’nde ‘Şarabi’ adlı bir köşe yazdım, Vatan Gazetesi’nin Eki’nde de köşem devam etti. Avrupa sorunlarıyla ilgilenen euroactiv.com.tr adresli bir web sitesi var. Yazılarıma orada ‘Şarap Dünyası’ adlı köşeyle devam ediyorum.

Fotoğrafçılığa nasıl başladınız?

Babam bir fotoğraf makinesi hediye etmişti. Üniversite yıllarında da sık sık Fransa’ya gidiyordum. Oradaki arkadaşlarımdan birinin çocuğu yeni alınan fotoğraf makinesini dereye düşürmüş, tamire götürdüklerinde “Yenisini alın daha ucuza gelir” demişler. Arkadaşım “Türkiye’de tamir ettir, senin olsun” dedi. Ankara’da iyi bir ustaya teslim ettim. Birkaç haftada yepyeni bir Canon’um oldu. Onunla uzun yıllar fotoğraf çektim.

Fotoğraftan mesleğiniz dolayısıyla koptuğunuz olmadı mı?

Hayata atıldıktan sonra biraz uzaklaştım. O zaman fotoğrafa bütçe ayırmak zorundaydınız. Fotoğrafların tab edilmesi, basılması hepsi paraydı. 10 yıl önce fotoğrafta dijital devrim yaşanınca SLR dijital fotoğraf makinelerine geçtim. Şimdi 2-3 senede bir makinemi yeniliyorum. Fotoğrafçılıkta her yıl biraz daha ileriye gidiyorum.

Oğlunuz da fotoğrafçı. Kim kime yardımcı olur?

İkimiz de birbirimize yardım ederiz. O foto muhabiri ve film setlerinde set fotoğrafçısı olarak çalışıyor. Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’da ödül alan filmi 3 Maymun’da da çalıştı.

Projelerinizi nasıl belirliyorsunuz?

Kendi kendilerini yaratıyorlar. Yazın İzlanda’ya foto safariye gittim. İzlanda doğa harikalarıyla dolu. Fotoğrafçı için de cennet. Şelaleler, gayzerler, kaynaklar, buzullar, yanardağlar, volkanik plajlar, çöller ve kar bir arada. Bu ülkede çektiğim doğa fotoğrafları Uğur Varlı Sanat Galerisi’nde 18 Aralık’ta sergilenecek. Bu arada İzlanda’da hiç beklemediğim bir fotoğraf projesi gelişti. O da Paris’te açılacak serginin fotoğraflarını oluşturdu.

Paris’te 4 Kasım’da açılacak serginin fotoğrafları soyut. O kareleri nasıl yakaladınız?

Onlar bir volkanın eteğinde derenin kumlar üzerinde bıraktığı izlerin fotoğrafları. 400 kare fotoğraf çektim. Onlardan 15 tanesi siyah beyaz soyut fotoğraflardı. Onlardan serginin fotoğrafları çıktı. Sergiyle bir de fotoğraf kitabım çıkacak.

Neden serginizi Paris’te açıyorsunuz? 

Fransa’da iki yıl çalıştım. Sonrasında ilişkilerim hep devam etti. Benimle çalışmayı seven bir galeristim var. İlk sergimi bundan 7 yıl önce açmıştım. Yazın bir sergim daha açıldı. Bu teklifi yine bana o getirdi. Paris’te, Saint Germain des Pres’deki bütün galeriler, fotoğraf fuarı çerçevesinde ortak fotoğraf sergileri açacak. Benim sergim de bunlardan biri olacak.

Mesleğinizden hobinize ne katıyorsunuz?

Doktorluk, insan vücuduyla ilgilenmek sanata bakışı değiştiriyor. Zaten tıbbiyeden nadiren doktor çıktığını, daha çok sanatçı çıktığını söylerler ya bunda gerçek payı var. Çünkü doktorlar kendilerini bu sahalarda rahatlatmaya çalışıyorlar. Yaptıkları iş de sanata farklı yansıyor.

Koleksiyoner yönünüz var mı?

Eski obje koleksiyonu yapıyorum. Terazi, saat gibi objeler biriktiriyorum. Fikret Mualla, Adnan Turani, Özdemir Altan, Burhan Uygur, Komet gibi Çağdaş Türk sanatçılarının resimlerini biriktiriyorum. Ama koleksiyonerliğin hastalık haline geldiğini düşünüyorum.

Nasıl?

Kötü bir hastalık değil bu. Ama koleksiyonerlik bir süre sonra insanı bu dünyadan koparabilecek tutku haline gelebiliyor.

Sizin için hobileriniz neden bu kadar önemli?

Çünkü hekimlik mesleği çok yorucu, stresli bir meslek. Kendinize sigortalar, kaçış noktaları bulmak zorundasınız. Bunu yapmazsanız, ruhsal açıdan zora girersiniz.

Eşinizin Bibeka adlı bir kafesi var. Siz de yoğun çalışan bir doktorsunuz. Birbirinize zaman ayırabiliyor musunuz?

Eşim kafesiyle meşgul. Güzel yemekler yapıyor. Ben de en çok onun yaptığı yemekleri severim. Ama mutfağa girip ben bir şey yapmam. Eşim yaptığım her işte de beni sonuna kadar destekler.

Hobileriniz doktorluğunuzu olumsuz etkilemiyor mu?

Öncelik mesleki faaliyetlerimde. Sabahları ameliyatlarımı, öğleden sonra hastaların muayenesini yapıyorum. Akşamları birkaç saat hobilerime vakit ayırıyorum. Hafta sonları ve tatillerde mutlaka hobilerimle uğraşıyorum.

Her akşam şarap içer misiniz? Evinizde kavınız var mı?

Hayır, her akşam içmem. Ancak misafir olduğunda ya da eşimle birlikte şarap içerim. Evimde aşağı yukarı 200 şaraplık bir kavım var. Bu kavda hem yerli hem yabancı şarapları dengeli bir biçimde tutmaya ve yaşlandırmaya çalışıyorum. Bunları da değişik üzüm cinslerinden, değişik bölgeler olmak üzere saklamaya çalışıyorum.

Sağlık açısından şarap hakkında ne düşünüyorsunuz?

İçindeki antioksidanlardan dolayı her gün iki kadeh içilirse kalp hastalıkları, kanser gibi birçok hastalığa karşı koruyucu özelliğe sahip. Özellikle kırmızı şarap.

(Bu yazı, 31.10.2010 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır.)