İzlenme ve görüntülenme

Elele Dergisi'nin haziran sayısında ünlü yazar Kürşat Başar 'Mahremiyet' başlıklı yazısında, “Yeni teknolojik gelişmeler sayesinde, herkesin birbirinin paparazzisi olması gibi bir durum çıktı ortaya” diyor...

Pazar, 06 Haziran 2010 - 05:00

İzlenme ve görüntülenme

Hazırlayan: Özgür KÖYLÜ
okoylu@posta.com.tr

Gerçekten de teknolojik devrimle birlikte sosyal yaşam yeniden biçimlendi. Bugün artık herkes ‘hem başkalarının hayatına karşı dizginlenemeyen bir merak hem de izleniyor olma tedirginliği’ içinde yaşıyor. Bunun çok ciddi sonuçları da yok değil. Son dönemde Deniz Baykal hadisesi, Sarah Ferguson’un başına gelenler ortada... Peki sınırlar nerede, bu paranoya içindeki toplumların gitmekte olduğu yer neresi, kişiler ne tür hasarlar alıyor, bu tür durumlarla baş etmek nasıl mümkün, gibi soruları uzmanlara sorduk...

Davranış Bilimleri Enstitüsü çift ve aile terapisti uzman psikolog Şirin Hacıömeroğlu

Görüntülenen kişilerin psikolojisi ciddi şekilde bozulur
‘Özel hayatına her an tecavüz edilebilir insan’ nasıl bir durumdadır

Telefon dinlemek, insanların görüntülerini gizlice kasete çekmek, fotoğraflamak ve bunun gibi insanın özel hayatını hedef alan ve herkesin gözlerinin önüne serilen durumlar uzun zamandır var. Şimdi teknolojik gelişmeler bunun çok daha kolaylıkla yapılabilmesini sağlıyor.
Bütün bunlar insanların özel hayat bütünlüğünü bozuyor. Özel hayat kişilerin en çok kendileri olabildikleri, sosyal maskelerini çıkarabildikleri ve daha özgürce davranabildikleri yerdir. Böyle bir alana sahip olamayan ya da bunun içinde endişeler yaşayan kişi benliğine dair birçok şeyi bastırmak zorunda kalabilir.

Bunun sonuçları neler olur?

İç çatışmalar, korku, endişe, stres gibi psikolojik, fiziksel ve duygusal gerginlikler artar. Benim gözlemlerime göre bu tür sıkıntılar içinde bulunan kişiler iş ve ikili ilişkilerde genel olarak daha fazla tedirginlik ve güvensizlik hali yaşıyor.
Bunun tek sebebi özel hayatın kişinin iradesi dışında ortaya konması değil tabii ki, güvensizlikle ilgili başka faktörler de var. İnsanlar daha kolay vazgeçebiliyor...

Daha az çaba sarf ediyor, iletişim kuramıyor... Daha huzursuz ve agresif yaşanıyor ilişkiler, bunlar yapıcı ifade edilmiyor. Bu gibi durumlarda hem kendine hem karşısındakine güven azalıyor. Buna bir de özel hayatta gizlenen bazı şeylerin ortaya çıkma paranoyası eklenince gerginlik çok yükseliyor.

Peki sizce bu korkularında insanlar haklılar mı?

Tabii insanlar haklı olarak bir korku yaşıyor, çünkü bunun örneklerini sık sık medyada görüyorlar. Üstelik zaten çevremize karşı güvensiz olduğumuzda bu korku artıyor.
Özellikle hayatı zaten çok göz önünde olan, aslında bir bakıma bunu hayat tarzı olarak seçmiş kişilerde bu korku daha fazla. Çünkü onların ortaya konma ve takip edilme ihtimali sıradan bir vatandaşa göre çok daha fazla.

Başına böyle bir şey gelen insanın psikolojisi nasıl olur?

Çok etkilenir, sarsılır, hatta bunun son derece ciddi bir travma olduğunu söyleyebiliriz. Genelde de bu gibi durumlarda ortaya konan kişinin benliğinin ahlaki boyutuyla ilgili olur (Seks, rüşvet, aldatma gibi görüntüler olay yaratır yoksa kişinin ailesiyle yemek yediği özel hayatını kimse kaydedip sunmaz) ve olumsuzdur. Bu büyük bir utanç duygusudur ve de herkes bunu görmüştür.

Bunun sonucunda kişi nasıl bir bedel öder?

İlişkilerde itibarını kaybetme, işini kaybetme, statü kaybetme, para kaybetme, eşini kaybetme, sevgi ve saygı kaybetme vs. gibi yani çok fazla kayıp söz konusu olur.

Bu durumdaki kişi psikolojik destek almalı mıdır?

Kesinlikle evet. Eğer kişi psikolojik destek almazsa aynen diğer travma yaşantılarında da olduğu gibi olayın etkileri yıllarca kendini gösterir. Travmanın etkisi herkeste farklı gözlenebilir, travma sonrası stres bozukluğu, kaygı bozuklukları, depresyon, kronik ağrılar, fobiler, fiziksel semptomlar, insan ilişkilerinde zorluklar gibi. Yani bu travmanın kişinin ilerideki yaşamında son derece ciddi sonuçları olacaktır...

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Klinik Psikoterapi Birimi ve Dissosiyatif Bozukluklar Programı Başkanı Prof.Dr. Vedat Şar

Toplum şantaj, tehdit ve röntgenciliğe alışıyor
Önce Deniz Baykal’ın Milletvekili Nesrin Baytok’la birlikte olduğu iddia edilen görüntüler ortaya çıktı. Ardından Sarah Ferguson rüşvet alırken görüntülendi. Mahremiyet neredeyse hiç kalmadı! Artık pek çok kişi gizli çekim korkusu yaşıyor. Üstelik sadece ünlüler değil, herkes. Bu durum bizi nasıl etkiliyor?

Bu durumun psikolojik açıdan son derece önemli sonuçları var. Aslında teknoloji alanındaki gelişmeler yeni değil ama özellikle Türkiye birçok konuda olduğu gibi bu konudaki gelişmelere de hazırlıksız yakalandı. Sonuçta ne oldu? İnsanların özel yaşamlarına teknoloji kullanılarak yapılan tecavüzler ülkemizde belki hiçbir yerde olmadığı kadar devasa boyutlara ulaştı. En sonunda toplumun yönetimi ve siyaset yaşamını bile açıkça etkiledi.
Aslında şimdiye dek şantaj ve tehdit, gizlice de olsa toplumun değişik köşelerinde vardı. Ancak son olarak Deniz Baykal olayıyla birlikte en uç noktaya ulaştı.

Sokaktaki insanın bu durumdan etkilenmesi nasıl?

Aslında insanların hayatından sahnelerin kaba bir biçimde yayına sunulduğu programlar, kişiye özel mahremin teşhir edilmesi ve seyredilmesinin ilk örnekleriydi. Giderek bunun ‘Biri bizi gözetliyor evi’ gibi yayınlarla mahremiyetin sergilenmesinin sanki normalmiş gibi gösterilip herkese kabul ettirildiğine tanık olduk.
Sözüm ona yetenekli kişileri bulmaya yarayacağı söylenen bazı yarışma programlarında yarışmacıların jüri üyeleri tarafından ağır eleştirilere tabi tutularak aşağılandıklarını gördük.

Yine belirli bir ödülü kazanmak için yarışan ve paraya ihtiyacı olan insanların canlı yayınlarda hiç de hoş olmayan durumlara girdiklerini, duygularının, aile ilişkilerinin saatler boyu yakın kamera çekimleri ile yansıtıldığını izledik. Bu tür sahneler toplum yaşamımızın parçası haline getirildi ve normalmiş gibi kabul ettirildi.

Ahlaki bir çöküş mü yaşanıyor?

Rezil etme, aşağılama, küçük düşürme, utandırma amacına yönelen, kişisel yaşama ve mahremiyete, haneye ve özel mülkiyete tecavüz anlamına gelen, en azından ayıp sayılması gereken bu girişimlerin ülkemizde din ve ahlakın çok fazla gündeme getirildiği bir dönemde yaşanması düşündürücü bir çelişki. Yaşananlar bir şeylerin gözüktüğü gibi olmadığını gösteriyor.

Bu konuda paranoya yaşayarak size gelenler oluyor mu?

Paranoyadan çok, gerçek olaylarla karşılaşıyoruz. Telefonunun dinlenilmesi, banka hesaplarına ilişkin bilgilerin öğrenilmesi, utandırıcı görüntülerinin kaydedilip internet ortamına konulması gibi olaylar sadece tanınmış kişilerin değil, sıklıkla sıradan insanların da başına geliyor. Ve tabii böyle bir durumda kalan kişi büyük sıkıntılarla karşılaşıyor.

Ne tür sıkıntı oluyor?

Bir kere öncelikle bu tür olayların üzerine gidilemiyor, çünkü kişiler çoğunlukla bu konunun mümkün olduğu kadar gizli tutulmasını istiyor. Zaten üzerine gidilirse kurban durumundaki kişi daha büyük zarar görüyor.
Düşünün ki artık sıradan insanlar bile telefonlarının dinlendiğine kesin gözüyle bakıyor ve ona göre konuşuyor! Kimse özel yaşamına ilişkin bir bilgiye telefon konuşmalarında yer vermiyor.

Dolayısıyla artık telefon dinlemelerinin dinleyenlerin bir işine yaramayacağı bir döneme doğru da gidiyoruz! Demek ki bütün bunları amacı üzüm yemek değil bağcı dövmek.
Yani maksat toplumu bazı kötülüklerden koruyacak (terör ve başka suçlar gibi) bilgileri edinmek değil, toplum ve sıradan insan üzerinde psikolojik baskı oluşturmak.

Bu durum medyada sıklıkla yer buluyor...

Maalesef medyanın kullandığı dil de bu dejenerasyona katkıda bulunmaktadır. Örneğin artık birçok gazete ve ünlü anchorman ‘telefon dinlemesine takıldı’ ifadesini çok normalmiş gibi kullanıyor.
Hukuken telefon dinlemesi belirli bir kişi ve durum için alınan hakim kararına göre yapılır ve bu şekilde yapılmayan bir dinlemeye ‘normalleştirilerek’ yaklaşılamaz.

Görüntülerin ya da ses kayıtlarının gerçek olup olmadığı da tartışılıyor. Teknoloji burada da devreye giriyor ve gerçekmiş gibi görüntüler kayıtlar yapılabiliyor...


Kişiler hakkında ortaya sürülen ses ya da görüntü kayıtlarının gerçekten o kişiye ait mi olduğu ya da teknolojik olanaklarla mı üretildiği bir yerde önemini kaybediyor. Hatta giderek bu tartışılmamaktadır.
Öte yandan tartışılması da kişiye zarar vermektedir. Kişi, arkası kesilmeyen tartışmalar ve yayınlarla zaten üzerine yapışan bu ithamla yaşamayı sürdürmektedir.
Aslında bu tür olaylarda amaç bir gerçeği ortaya çıkarmak değil, bir etki elde etmektir. Ancak etki ilk bakışta bir kişi ile sınırlı gibi görünse de aslında bütün bir toplumu kapsamaktadır.

Bu tür durumların kişi ve toplum üzerindeki psikolojik etkisi nedir?

İnsanların özel hayatlarına girilmesi hedef olan kişilerde de, toplumda da travma etkisi yapıyor. İnsanların ve toplumun bu şekilde travmaya uğratılması onları bir anlamda ruhen hasta ediyor.
Bir kişinin başkaları önünde rezil edilmeye, ayıplanmaya, kötü ve kirli gibi gösterilmeye çalışılması ve bunun hunharca yapılması sade vatandaşta korku, utanç, çaresizlik ve güçsüzlük hissi yaratır ve amaçlanan da aslında budur.

Korku, utanç ve güçsüzlük hissi ile yapılan şey vatandaşın çocuklaştırılması, pasifleştirilmesi, belki de küçük yaşta kendi ailesinde yaşamış olduğu çocukluk çağı ruhsal travmalarının ona yeniden yaşatılması anlamına gelir.
İnsanlarda çocuklaşma potansiyeli her zaman vardır, çocuklaşan erişkin ise kolay yanlış yapar, etki altında kalır, kendini güçsüz hisseder, daha kolay istismar edilir ve yönetilir.
Maalesef bu yapılanlarla, başkasını tehdit etmek ve şantajı ilişkilerde kullanmak insanlara benimsetilmektedir. Birçok kişi görünüşte yapılanları kınasa da insanlar bu gibi davranışlara farkında olmadan alıştırılıyor.

Böyle bir ortamda ilişkiler ne hale geliyor?

Artık kişisel ilişkilerde de insanlar daha kolay tüketiliyor ya da kendilerini tüketiyorlar. Aşk ilişkilerinde bile insanlar birbirlerini daha kolay terk edebiliyor, ilişkilerini derinleştirmek ve özünü geliştirmek yerine başka ortamlarda başka kişilerle baştan başlamayı tercih ediyorlar.
Ancak bu tüketim de çözüm olmuyor ve mutluluk getirmiyor. Çünkü aranan bir türlü bulunamıyor. Ve tabii bu ortamda doğaldır ki karşınızdakine kolay güvenemiyorsunuz.

İnsanların teknoloji karşısında böylesine çaresiz duruma düşmesi ne hissettirir?

Her türlü mahremiyetine girilebilen insan kendisini değersiz ve küçük görmeye başlıyor. Bu çok tehlikeli bir nokta. Kendisini değerli olarak algılayamayan insan tehlikelidir, her türlü istismara açıktır, kışkırtılabilir.

5