İzmir'de dansözü alkışlamadılar

a
a
Salı, 21 Eylül 2010 - 05:00

Hani cennet bahçesi derler ya, öyle bir yerdeyiz. Sırtımızı yemyeşil ağaçların süslediği bir tepeye dayamışız. Kristal şamdanların aydınlattığı beyaz çiçeklerle süslü masalarda gümüş takımlar... Sahnede Cennet’e yakışan bir huri! Kırmızı dans kostümünün içinde raksediyor. Kıvır kıvır saçları beline kadar, savuruyor. Beli incecik, döndürüyor. Göbeği ayva bile değil, atıyor! Sonra dansını kesip kendisini izlememek için başını önüne eğmiş seyirciye bakıyor, affetsin beni, hayvanat bahçesindeki sevimli maymunlar gibi ‘hani alkış?’ işareti yapıyor: Tık yok!

[[HAFTAYA]]

Yandaki sırf erkek masaya bakıyorum. Onlar hâlâ yere bakıyor. Hoppalaa! Cumhurbaşkanı Gül bile ponpon kızlara baktı. Bu ahali, üstelik de İzmir’de, dansöz kıza niye bakmıyor? “Bravo Didem” diye abartılı tezahürat yapıyorum tek başıma. Masa arkadaşlarıma “Ne biçim İzmir burası?” diye çıkışıyorum. “Burada İzmir’in bürokrat kesimi var, onlar böyle buz gibi oturur” diyorlar. Davetliler İzmir’den değil, Erzurum’dan, Van’dan olunca, eh dansöz kız, alkış yerine hava alıyor, sanki bayılmazlar! Oysa İzmir’in çok ihtiyacı olan bir turizm tesisinin açılışındayız. Sudi Türel’in kumarhane niyetine işlettiği, kumar yasaklanınca da boşladığı İl Özel İdare’nin Balçova’daki Prenses Oteli’ni Kaya Grubu’na ‘itelemişler’. Patronu Burhanettin Bey’in deyimi, onun yalancısıyım. Yani ihaleyi verivermişler. O da basmış 30 milyon doları, yepyeni yapmış. Buranın özelliği, termal suları (içinde neler olduğunu bilene rastlayamadım, ama ben biliyorum, çok yararlı). Norveç Hükümeti her yıl buraya emekli olmuş devlet memurlarını gönderiyor, güneş, kaplıca, rahatlasınlar diye. Üstelik, İzmir’de büyük otel de yok ve yakında bitecek kongre merkeziyle Kaya İzmir Termal Kongre Oteli büyük bir açığı kapayacak. Ama açılışa hemşehri, protokol çağırınca kimse dansözü alkışlamıyor da İmparator İbo çıkınca pek bayılıyorlar! İzmirliler ‘Hayır’ sonucuna rağmen tedirgin. Konuşmalar, şakalar hep baskı üzerine. “Tuzlu su sazanları” olarak “low profile” durumları. Baktım, kamusal alanda (yani görülecekleri yerde) alkol almak için de yöntem geliştirmiş, rakı, şarap yerine vişne, votka içiyorlar. Ne alaka derseniz, cola gibi gözüküyor! Yahu iyi ki EVET dediniz, bir özgürlük, bir özgürlük, uçuyoruz hakikaten...

Bazı çocuklar okullu olamadı

Anne, okul açıldı, ben niye okula gidemiyorum?”... “Babana sor!”. “Baba, herkes gitti, ben niye okula gidemiyorum?”.. “Örgüte sor!”. Örgüt, çocukların okula gitmesini yasakladı. Bu örgütleri oldum olası sevmem. Üniversitede, sol sempatizanı bir genç olduğum halde hiç bir örgüte girmedim. Örgütte demokrasi olmadığı için anlamsız ve yanlış kararları hiç bir şekilde tartışamazsınız. Bir karar alırlar, “Kızlar çanta taşımayacak, heybe taşıyacak, saçları da örgülü ya da kısa”... Bir gün karar almışlar, bütün oğlanlar gidip saç kazıttı. Bir geldiler, utanıyorlar hallerinden ama ‘gık’ları çıkmıyor. Niye kazıtmışlar? Niyesi yok, öyle, örgüt kararı (Basın Yayın Komünü). Silahla oynarken arkadaşlarını öldürmüşler. “Faşistler vurdu!” dediler, hepimizi Cebeci’den Kızılay’a yürüttüler. Gerçek ortaya çıktığında bütün örgütlerden nefret ettim. Şimdikilerin de bizimkilerden hiç farkı yok. ‘Çocuklar okula gitmeyecek’ten tutun da öldürdükleri adamların vebalini üstlenmedikleri gibi! Sonra da örgüt liderini tanrılaştırma! Sanki bir haltmış gibi, yüceltme. “Öl” desin öl, “Dükkanı kapa” desin, kapa; “Aç” desin aç. “Oy ver” desin ver, “Verme” desin verme. “Boykot” desin, he, he, he! Nereye kadar? Hadi kendinizi yakıyorsunuz, canınız ciğeriniz, evladınız, çocuklarınızı yakmayın!