Kabuk değişimi sancıları

a
a
Perşembe, 23 Eylül 2010 - 05:00

Öyle gümbürtülü bir gün ki Allah sonunu hayır etsin! Ayşenur Aslan’ın CNNTürk’teki Medya Mahallesi programına yetişeceğim, bir yandan hazırlanıyorum, bir yandan kulağım haberlerde. “Tophane’deki galerilere saldırı” diye bir not düşüyor ortama! Hoppala, benim mahallemde, daha dün arabanın jantı ve lastiğini tamir ettirmek için gittiğim lastikçi Yaşar’ın orada, ben istemeden çay ikram eden Tophaneliler mi saldırmış galeriye?

[[HAFTAYA]]

İyi ama orada yıllardır açık duran bir sürü galeri var, kahvenin yanındaki eski Tütün Deposu’ndan bozma Rodeo, mahallenin içinde, kimse saldırmadı. Ne oldu ki? Tophane’den Galatasaray’a çıkan Boğazkesen’de züccaciye toptancılarının yerini Cihangir’den inen sanat galerileri almaya başladı. Tıpkı Tophane’deki eski binaları satın alıp restore ettikten sonra turistlere apart olarak kiraya veren, ya da hostel yapan, hatta kimi rivayetlere göre gay hostel yapanlar olduğu gibi. Bu bir semtin kabuk değiştirmesi. 20 yıl önce buraya taşındığımda bana “deli” gözüyle bakanlar, sadece “aydın” arkadaşlarım değildi, burada yerleşik Romanlar; Arap kökenli Siirt, Bitlis, Mardinliler, yoksul Yahudiler, alt orta gelir grubundan eski İstanbullardı. 100-150 yıllık tarihi ama harap binaların içinde elektrik bobini sarılır, Perşembe Pazarı esnafına, Şişhane’deki elektrikçi ve avizecilere imalat yapılırken ben az ağlamadım, buranın planlı programlı turizm ve kültür alanına dönüşmesi için. Sonunda para girdi. Para herşeyi ve çok çabuk değiştirdi. Kabuk çatladı. Artık o eski püskü binalar büyük paralara satın alınıyor, yenilenip yabancılara hostel, apart yapılıyor, yüksek fiyatla kiraya veriliyor. Kereste dükkanlarının yerini meyve suyu sıkanlar aldı. Hırdavatçılar, tasarımcı. Eskici dükkanları kokoreççi! Yakında onlar da gidecek, biraz daha para girecek, meyve suyu dükkanları şık barlara, kokoreççiler İtalyan restoranlarına dönüşecek.

Eskiler kızgın

Henüz evini satıp da gitmemiş olanlar şaşkın. Henüz evi para etmeyen aşağı mahalledekiler öfkeli. Hayatlarının içine yeni hayatlar girdi: Sergi açılışı yapan galerilerin önündeki kaldırımlar sigarasını tüttüren, içki içen, bohem sanatçılar ve konuklarıyla doldu. Aslında semt çok kapalı değil. Sarıya boyalı saçları, pırıltı giysileriyle Roman kadınlar da bütün gün evinin önünde oturur, sokak düğünlerinde göbek atılır. Ya da kapalısı vardır ama evindedir. Asıl kavga, benim mekanımda egemenlik benimdir kavgası. Tıpkı kedilerin evlerinde başka kedi geldiği zaman gösterdikleri tepki! Üstelik gelenler yabancı. Gelenler farklı. Gelenler gürültücü. Gelenler bize hiç benzemiyor! Uzaydan gelip de “hey dostum!” diyene taş atan köylüler gibi, mahalleli de, bu yeni gelen, farklı giyinen, içki içen, gürültü yapan yenilerden hoşlanmıyor! Yazılıp çizildiği gibi “sanata karşı olmak” gibi bir dertleri yok, çünkü zaten o sanattan haberleri yok. Onların kızgınlığı sokaktaki yaşama. Onlar perdesini kapamadan odasında soyunan yabancıya kızgın. Gece yarısı terasta parti yapıp müziği kısmayan ve ortalığı ayağa kaldıran gençlere kızgın. Meydana masalarını yayıp yürüyecek yer bırakmayan lokantalara kızgın. Kaldırımın üstünü işgal edip kokteyl yaparken sigara içmeye çıktık diyene kızgın. Tophaneli kızdı mı da bir başka kızıyor. Burada herkes doludur. Biber gazı filan vakayi adiye. Bir kişi kavga ederse, arkasında bütün mahalleli durur. Ne mi olacak? Beraber yaşamanın yolları aranırken bir de bakacağız ki kan değişecek, parayı gören satıp gidecek. Buraları yeni gelenlere kalacak. “İtaatsiz”den çaldığım bir tweeter esprisiyle, “Bu bir saldırı değildi, canlı performans gösterisiydi” şiddet enstalasyonu!