Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Kaçak yıkımı değil muhalefet cezası

Perşembe, 27 Ağustos 2009 - 11:34

Galata Meydanı bu yaz Cihangir’den daha kalabalık olmaya başladı. Giderek İstanbul’un en trendy, en in semti olma yolunda. Burayı
20 yıl önce keşfetmiş biri olarak çarpık da olsa bu gelişmeyi ne kadar uzun zamandır beklediğimi söylemeye gerek yok. O küçücük Galata Meydanı’nı büyütecek ve soluk aldırtacak tek yer, Tophane’ye inen yoldaki üçgen biçiminde yeşil alan üzerine yapılmış kaçak binadır aslında. Onu oradan kaldırmak için Beyoğlu Belediye Başkanıyken Kadir Topbaş çok uğraştı. Meclis’den karar da çıktı, mahkemeden onay da. Bu binanın yıkılması için yasal hiçbir engel kalmadı. Kadir Topbaş, bırakın Beyoğlu’nu, 2. kez İstanbul Belediye Başkanı oldu, ama o bina hâlâ duruyor, yıkılmadı! Ne Kadir Bey yıktı, ne Ahmet Misbah Demircan yıkabiliyor. Hiç kuşkusuz sahibi kendi çevrelerinden olduğu için...

Zafer Mutlu’nun bir deniz kazasında kaybettiği kızının adına kurduğu vakfın okul binaları ise, okulların açılmasına bir iki hafta kala, yıkım kararı durdurulamayacak bir biçimde, içinde çocukların eşyaları bile varken yıkılıyorsa bunda sadece “kaçak bina yıkımı” ilkesi olabilir mi? O okulun yeri, Galata Meydanı gibi, tarihi kentin tam da göbeğinin çukur deliği değil, dağ başında kaybolmuş bir yerdir! Eyüp Belediyesi için bugün ya da yarın yıkılmasında hiçbir aciliyet yoktur. Ama Zafer Mutlu adı rahatsızlık yaratıyor. Zafer Mutlu, Vatan gibi muhalefet yapan bir
gazetenin değil de, şimdiki Sabah gibi dönmüş bir gazetenin başında olsaydı, o binalara dokunulur muydu? Yoksa bu Doğan Grubu’nda yönetim kuruluna alınan Zafer Mutlu’ya bir kutlama mesajı mıdır? O binaların yıkım sonrası hallerini görünce ben utandım.Yerde öğrencilerin ödevleri, bayraklar, Atatürk fotoğrafları, evraklar duruyordu!

Karaköy’de ana caddenin üzerindeki koca koca binaların göz göre göre kaçak kat çıktıklarını, karşımdaki tarihi binaya sanatçı geçinen birinin dış cephede pencere açtırdığını belediyeye defalarca ihbar etmiş ve karşılığında HİÇBİR ŞEY yapılmadığını görmüş bir gazeteci olarak Büyükşehir ve Eyüp Belediyesi’ni, değerli başkanlarını kaçak yapılaşmayla mücadelede gösterdikleri titizlik dolayısıyla kutluyorum! Tabii bu haberi ve hoyratlığı görmezden gelen “yandaş medya mensupları”nı da. Bir ülkede medya bu kadar satın alındı ve susturulduysa
gelecekten nasıl umutlu olabiliriz?

Eda şezlongtan bir kalktı, pir kalktı!

Terkedilmiş, üstelik de kendisi teselliyi tek başına barlarda ararken terkeden sevgilisi, kendisinden daha yakışıklı, daha havalı birini bulmuş bir erkek olarak Nurettin Hasman bir kustu ki, ağzından çıkanı kulağı duymuyor! Eda, şöhreti, Nurettin Hasman’ın sevgilisi olarak yakaladı, yaz aylarını Bodrum’da hiç kalkmadan geçirdiği şezlongunda güneşlenerek geçirdi. Değişik dekolte kıyafetleriyle paparazzilerin peşinden koştuğu bir figür oldu.

Babası yaşındaki sevgilisiyle olan aşkını onun kendisine yaptığı sürprizler, yaşattığı hayatla açıkladı. Ne ki Nurettin’de para suyunu çekiyor, yaşı doğal olarak ilerliyor, çıtır genç kızlıktan 30’lu yaşlara gelen Eda’nın istek ve beklentileri farklılaşıyor, elde ettiği şöhreti TV programlarına taşırken yaşlı sevgili olmadan da ayakları yere basıyordu. Ve aşk bitti! Ve Eda, yeni bir başka sörf yelkeni açtı! Yaşı yaşına, başı başına uygun, genç ve yakışıklı sörf hocasına aşık oldu. Şimdiye kadar Eda’dan daha güzel ne kadınlara sörf öğretmiş ve hiç
etkilenmemiş Bora ise bu kez Eda’ya aşık olduğunu ve evlenmek istediklerini açıkladı! Su aktı, yerini buldu. Genç kadın, yaşlı erkek birlikteliğinin altında mutlaka bir çıkar ilişkisi ararım. Kaybolmuş baba figürü hasreti falan değil! Kadının libidosu, 30’lu yaşlarda doruğa çıkar, erkeğinki 22 diyorlar. Bu bilimsel açıklamaya göre, kadınla erkek arasında cinsel birliktelik açısından on yaş fark olması normaldir, ama genç erkek, olgun kadın dengesiyle. Bakınız Meltem Cumbul, Kıvanç Tatlıtuğ aşkı.
Geçici bir yaz aşkı değilse, onlar yine birbirlerine koşacaklardır. Beren Saat- Kıvanç Tatlıtuğ dizi aşkıydı, gerçek aşk değil. Eda’yla Bora ise birbirlerine yakışıyor. Eda, Bodrum’daki şezlongta yapacak başka bir şey olmadığı için yatıyormuş demek bütün bir yaz! Bir kalktı, pir kalktı,
bütün yaz sörf tahtasının üstünden inmedi, spor yaptı. Demek ki uyuşuk da değilmiş, uyuşturan varmış! Çıtır kız peşinde koşan ve hediyeler, süprizlerle gözlerini boyayan kart zamparalar bu hikayeden bir ders çıkarır mı acaba?