Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Kaçtılar mı göçtüler mi?

Pazar, 19 Haziran 2011 - 05:00

 İnsanların evlerini barklarını bırakıp bilinmez bir geleceğe gitmesi kadar acıklı bir şey var mıdır? Tıpkı yıllar önce Saddam’ın zulmünden kaçan Iraklılar gibi, bugün de Beşar’ın zulmünden kaçan Suriyeliler kapımıza dayandı. Ellerinde bayrakları, kucaklarında çocukları, omuzlarının üzerinde tabutlarıyla geliyor, elma ağaçlarının altında bekleşiyorlar...

Sonra da beyaz çadırlara istif edilip bekleşiyorlar! Sayıları 10 bini buldu. Türkiye onlara yiyecek ve barınacak yer veriyor ama bana kalırsa ne yapacağını bilemiyor. Çünkü onların ne olduğunu da bilemiyor! Birisi “Medya yanlış isim koyuyor, onlar mülteci değil” dedi. Uluslararası diplomaside kavramlar çok önemli. Suriyeliler Türkiye’ye sığınıyor, iltica etmiyor. Ama sürekli kalmak için mi, geçici bir süreliğine mi?..

[[HAFTAYA]]

Statüleri nedir? Niye, hadi geçtim medyadan, akrabalarıyla bile görüşmeleri yasaklanıyor, niye tecrit ediliyorlar? Orada yaşanan sadece can pazarı. Öldürülmekten korktukları için kaçıyorlar. Geri dönerlerse ne olur? Türkiye, büyük ağabey olarak bu insanların can güvenliğinin pazarlığını yapmalı ve evlerine geri göndermeli. Kolay mı onları burada yaşatmak? Ve çözüm mü?

Mübadele Müzesi’nin anlamı

Çatalca’da açılan Mübadele Müzesi’ni gezdim dün sabah. Ne demek mübadele? En kısa deyimiyle “insan takası”! Devletlerin kararı ve uygulamasıyla Birinci Dünya Savaşı sonrası Yunanistan’da yaşayan bir milyon müslüman Türk’ün, Anadolu’ya, Anadolu topraklarında yaşayan Rum Ortodoksların ise Yunanistan’a gönderilmesi...

Hem de bunun bir ay gibi kısa süre içinde gerçekleştirilmesi. Osmanlı İmparatorluğu dağılmaya başlayıp ulus devlet kurulma çalışmaları başladığında Yunanistan da kendi ulus devletini kurmaya çalışıyor. Savaş koşulları içinde Müslümanlarla Ortodoksların bir arada yaşama şansı azalıyor! Bir devlet adamının aklına bu çözüm geliyor ve oradan bir milyon müslüman ahali, buradan 800 bin kadar ortodoks Rum takas ediliyor. Birbirlerinin boşalttıkları evlere yerleştiriliyorlar. Gelenlere ev, toprak ve iş veriliyor ama ne dramlar yaşanıyor. Bir kere kimse o insanlara bunu isteyip istemediğini sormuyor! Mallarını mülklerini, hatta ocakta yemeklerini yaşadıkları yerde bırakıp kucak bebeleriyle yola dökülen insanlar, gemide ölen çocuklarını denize mi atmıyor, ailesini mi kaybetmiyor!..

Ne haksızlıklar, ne mutsuzluklar yaşanıyor yeni yaşama alışılana dek. İşin ilginci bu insanların dilleri de geldikleri yerin dili. İşleri yola koyana dek, bazen aynı evde bir Rum aileyle bir Türk aile birlikte yaşamak durumunda kalıyor ama Ayşe ile Hasan Rumca konuşurken Yorgo ile Sofi Türkçe konuşuyor! O insanlara bugün mübadil deniyor hâlâ. Bir kısmı Çatalca’ya yerleştirilmiş mübadillere ise “patriot”, yani vatanperver denmesinin nedeni başka. Yunanistan’ın Drama ve Nasriç bölgesinden gelenler, oraları en son terkedenler. Jandarma Yüzbaşı Bekir Fikri kendi başına direnince Yunanistan’ın şikayeti üzerine görevden alınıyor. Bu kez de çete kurup direnmeye devam ediyor! Onun bu direnişçi ruhuna “patriot” deniyor.

‘Memleket’e gidiyorlar

Çatalca’da yaşayan “patriot”lar vakıf kurmuş, içlerinden Ertuğrul Bey’in tahsis ettiği eski bir Rum binasına, 2010 Kültür Ajansı’nın desteğiyle bir müze yapmışlar. Eksikleri çok ama o günlerden kalan 92 yaşındaki Fehim Uçan’ı bu bile mutlu ediyor. Açılışa Yunanistan’dan da gelenler olmuş. Zaten senede bir kaç kez otobüslere doluşup “memleket”i ziyarete gidiyor, oradakilerle Rumca konuşuyorlar. Oradakiler de Türkçe konuşmaya hasret, “Rumca konuşacaktınız da ne geldiniz?” diye çıkışıyorlarmış bunlara!

Demem o ki saksının bile yerini değiştirdiğinizde bitki yaprağını döküyor. Kedi, sahiplerini bırakıp eski evine geri dönüyor. İnsanları eşya gibi oradan oraya yollamak kadar insafsızlık olabilir mi? Tamam biz göçebe toplumuz, yatağımız hep dürülü, kolumuzun altındadır ama yerleşik düzen olmadan da medeniyet olmuyor. Mübadele Müzesi’nin canlısı sınırda, Hatay’da! Güç kavgası ve dünya malı için insanların hayatları, gelecekleri üzerine oynanan oyunlar hiç bitmiyor. Acılar, dramlar devam ediyor, bir sinema artistinin katılımıyla renkleniyor, o kadar