'Kadın dikenli bir kaktüstür ama...'

'Papatyam' dizisinin 'Kasap Necati'si Metin Akpınar, sevdikleri kadınlara semboller kullanarak seslenen erkeklere tüyo verdi

Salı, 24 Ağustos 2010 - 10:34

'Kadın dikenli bir kaktüstür ama...'

Başrollerini Metin Akpınar ile Nilgün Özhan Kasapbaşıoğlu'nun paylaştıkları 'Papatyam' adlı dizi, bu akşamdan itibaren her salı saat 20.15'te yeni bölümleriyle ekranda olacak. Bir evlilik programında tanışan Kasap Necati ile 'Papatyam' diye seslendiği Feride'nin öyküsünü anlatan dizinin Necati'si Metin Akpınar, "Bu sezon dizide küçük oğlum ve gelinim yok. Kadromuza dört genç arkadaş eklendi. Salı akşamları seyircileri günlük hayatın koşuşturmasından koparıp onlara rahat bir nefes aldıracağız" diyor.

'Papatyam'ın sevilmesinde dizideki her karakterin Türk insanına aynalık etmesi önemli bir rol oynuyor. Bu gerçekçilik dizilerin çoğunda yok.

Kesinlikle. Bizim dizimizdeki aile yapısı Türk aile yapısıyla benzeşiyor. Son zamanlarda her sektörde yozlaşma var. Eskiler, "Bir işin çivisi çıkarsa, her şeyde birden çıkar" der. Bu ülkenin çivisi de oynadı, her an çıkabilir. Çıkmadan çiviyi yerleştirmek önemli. Bu yüzden biz o çıkmalara girmeden, inandığımız doğruları yansıtıyoruz. Bizim dizimizdeki karakterler yaratık değil. Sevinirken de üzülürken de insan gibiler. Günahıyla sevabıyla doğal olan insanların öyküsünü anlatıyoruz. Hal böyleyken öykülerimiz sınırlı ama halk seviyor. Mesela ben altı bölüm gerdeğe giremedim, dert oldu seyirciye.

Seyircinin bu tür bir yaklaşımı var ama. Dizi karakterleri ölünce, cenaze törenleri yapılıyor bu ülkede.

Bizim sanatımız 'gibi yapmak' sanatıdır. 'O olmak' sanatı değildir. Biz halkı, "Bu sadece sizi eğlendirmek için yapılıyor, gerçek değil, bunun içine düşüp boğulmayın" diye uyarıyoruz. Uyaramadığınız zaman millet yapışıyor. Dizideki kahraman gibi olmaya çalışıyor. Onun gibi giyiniyor, yapay cenaze töreni düzenliyor, mevlit okutuyor, dizinin çekildiği yere turistik geziler yapıyor.

Bir de dizideki gibi sevdiklerine 'Papatyam' demeye filan öykünseler. Duygularını belli edebilmeye yani...

Türk insanı hem üreme içgüdüsünü hem de beslenme içgüdüsünü yasak ve ayıp sayar. İnsanlara içgüdülerini bastırmaları öğretiliyor. Çocukken mastürbasyon yapamıyorsun. 8 yaşından sonra libido başlıyor, onu durdurmak olası değil ki! Libidoyu durdurmayı değil kontrol etmeyi öğretmeliyiz çocuklarımıza. Rakamlar korkunç. Vajinismus olan çok kadınımız, mümin mastürbatör olan çok erkeğimiz var. Bizde çiftler, "Haydi sevişelim" diyemezler. "Seni çok seviyorum" demek yerine semboller kullanırlar. "Sen benim gelinciğimsin, aslanımsın" derler. Papatyam da öyle bir sembol. Bir de papatya çok güzel ve yararlı bir bitkidir. Hem tangosu ve falı da var.

Yani bir erkek bir kadına 'Papatyam' diyorsa, ona bayağı derin bir iltifat ettiğini düşünebilir miyiz?

Davranışı da söylemine uyuyorsa evet. Mesela ben kaktüsü de çok severim. Kaktüs çok farklı bir bitkidir. Yaprağı olmadığından dikenlidir ama ona iyi bakarsanız size öyle bir çiçek verir ki; o çiçek tıpkı orkide gibidir, çok nadir bulunur ve çok güzeldir. O yüzden bir kadına 'Kaktüsüm' diye de hitap edilebilir. Bir kaktüse iyi bakarsanız, o kaktüs mutlaka kendiliğinden çiçek verir. Tıpkı kadınlar gibi... Referandum demokratik değil, halkı ikiye bölüyor!

Referandum konusunda papatya falı baksak birlikte; sonuç ne çıkacak sizce?

Ben özgür irademle oyumu kullanacağım ve açıklamayacağım. Birileri benden etkilenebilir, kimseyi yönlendirmek istemem. Bu konuda açıklama yapanlara kızıyorum. Referandumlar anlatıldığı ve empoze edilmeye çalışıldığı gibi çok demokratik enstrümanlar değildir. 'Üniversite yemeklerinin içine nane konsun mu?' ya da 'Köpekler nereye pislesin?' gibi basit konularda referanduma gidilebilir ama 26 maddenin tamamına 'evet' ya da 'hayır' denmez. Bu durum, baştan demokrasiyi sorgulatıyor insana. Halkı 'evetçiler' ve 'hayırcılar' diye ikiye bölüp, bunlardan birini yanlış ilan ederek demokrasi olmaz. Demokrasi birinin dediği yerde toplanıp anlaşmak değildir, anlaşamayanların demokratik kurum ve kurallar aracılığıyla birlikte yaşamasıdır. Biz buna zıt şeyler yaşıyoruz.

Günümüzde çoğu evlilik yürümüyor. Çoğu çift, Necati ve Feride gibi mutlu değil. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Evlilik insan doğasına aykırıdır. Ayrı kafa yapısında, ayrı cinste, fiziksel yapıları ve eğitim seviyeleri farklı olan iki insanın uzun yıllar pranga mahkûmu olarak yaşamalarına evlilik denir. Doğru bir şey değil evlilik. Ama evliliğimizi sürdürmek zorundayız çünkü bu bir akittir. Evlenirken sözlü bir akit yapıyorsunuz karşı tarafla. İyi günde kötü günde bir yastıkta kocamak için değil, gidebildiği kadar iyi gitsin diye yapıyorsun bunu. Bunun için öncelikle demokrat olmak lazım. Akde vefa olursa, insanlar sözlerini tutarlarsa, tutmadıkları zamanda birbirlerine söylerlerse kavga dövüş olmaz. Paradigma ben ya da sen değil biz paradigması olacak. Empati kültürü olacak. Böyle demokrat bir yapıda evlilik yürür.

Necati ne zaman eşini kırsa özür dilemek yerine şarkı söyleyerek gönlünü alıyor. Sizin de var mı böyle taktikleriniz?

Olmaz olur mu! Karım bütün şarkıları ezberledi. Artık türkülere ve özgün müziğe geçeceğim. (Kahkahalar)

Aman arabeske geçmeyin de! Biliyorsunuz son dönemde arabesk meselesine elini kaptıran kolunu kurtaramıyor...

Arabesk, yaşam biçimi olarak eleştirilmesi gereken bir şeydir. Müzikte bunu eleştirmek çok doğru değil. Erkin Koray'ın 'Çöpçüler' adlı parçasının çıktığı ve birilerinin "Bu, minibüsçü müziği" diye yakındığı dönemde, ABD'den bir müzikolog geldi. Adam, "Bu tür müzikleri inkâr etmeyin çünkü bunlar kolay anlaşılır ve söylenir. Bu sayede büyük kitleler bunları hemen yakalar. Bu müzikleri yok sayarsanız, insanları itersiniz. Bunların yerine Bach koyamazsınız. Bunların iyisini vererek insanları yukarı çekeceksiniz ki; Bach da dinlesinler, Mozart da" demişti. Biz bunu yapamadık. Baştan tü kaka' dedik arabeske, 60 senedir de böyle gidiyor. Aynı durum kebap içinde geçerli. Gaziantep mutfağı İtalya'dan, Fransa'dan, Afrika'nın kuzeyinden izler taşır ve eti iyi işler. Bu mutfağa arabesk denemez ama diyoruz. Kebapçılar, kebap yiyenler, altın kolye takanlar, kırolar olunca tavır arabesk oldu. Müzikde 'tü kaka' ilan edildi.

Ece Saruhan/HT Gazete