Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Kadın, gazeteci ve muhalifsen dikkat!

Salı, 07 Haziran 2011 - 05:00

Başbakan’ın giderek artan sinirli haline ve çıkışmalarına baktıkça düşünüyorum; ne yazmalıyım, nasıl yazmalıyım? Tayyip Erdoğan, AK Parti Genel Başkanı olarak yürüttüğü seçim kampanyasında, aynı zamanda bu ülkenin, yani benim de Başbakanım olduğunu niye unutuyor? Ben bu ülkede yaşayan bir kadın, bir gazeteci, AK Parti’ye oy vermeyecek bir seçmen olarak kendimi niçin bu kadar horlanmış, aşağılanmış ve tehlikede hissediyorum?

[[HAFTAYA]]

Niye bir tehdit altında olduğum rahatsızlığı var ve bu işime bile yansıyor? Başbakan, yüz binlerin doldurduğu miting alanlarında bir meslekdaşımdan bahsederken neden “Bir de bayan olacaksın!” diyor? Başbakan Erdoğan’ın kadın-erkek eşitliğine inanmadığını elbette biliyorum. Ama sırf yazdıklarından hoşlanmadı diye bir gazeteciye meydanlarda hakaret etmesi, soyadına gönderme yaparak, “namert” demesi, daha da fenası, kadınlığına vurgu yapması ne demek? Ben artık onun “ileri demokrasi” söylemlerine, göz boyayıcı türlü çeşitli açılımlarına niye, neden, nasıl inanayım, kadın-erkek ayrımı bile yapıyorsa?

Bir kadın göstericiye “Kadın mı, kız mı” sorusunu yöneltmek ne demek? Hakikaten ne demek? Bir yanda Suriye, Mısır, Libya, Fas, Tunus, kim nerede muhalefet bayrağını açmışsa sırtını sıvazlayacak, en demokrat halinle onların yöneticilerine “Sertlik yapma” diye tavsiyelerde bulunacaksın, öbür taraftan kendi evinde sana karşı çıkanın kemiğini kıracak, hakaret edeceksin... Bu nasıl demokratlık? Başbakan, bir başka meslekdaşımı sınavdaki yanlışları ortaya çıkardı diye açıkça tehdit etti. “Cezasını çekecek” dedi. O arkadaşın televizyon programı yayından kaldırıldı. Hızını alamadı, eleştiri yaptı diye yabancı basını bile terörist olmakla suçladı.

Son dönemde onlarca köşe yazarı işini kaybetti. Onlar yine şanslı, hiç olmazsa içeri atılmadı. Nedim Şener, Ahmet Şık, Müyesser Yıldız yeni girenlerden. Mustafa Balbay, Tuncay Özkan yıllananlardan. Bu gazetecilerin, fikirlerinin iktidar karşıtı olması dışında suçları yok. Başkasının muhalifinin sırtını sıvazlayan iktidar, kendi muhalifine terörist muamelesi çekiyor. Seçim sonuçları hakkında fikrini söyleyen, eleştiri yapan, anında damgayı yiyor: Terörist!

En büyük terör örgütü ise “silahlı örgüt kurmak”tan suçlu TSK! İki albay daha tutukladılar. Nereye kadar? Albay ve generallerin hepsini tutuklayana kadar mı? Sanırsınız padişah, başkaldıran yeniçeri ocağını dağıtıyor! Ve tabii “adalete inanınız, bekleyiniz” masalı... Bugün Gazeteciler Cemiyeti’nde basın özgürlüğünün uğradığı tehditler üzerine bir basın toplantısı var. Dikkat çekmek, şikayet etmek bir işe yaramıyor ama razı olmaktan, sessiz kalmaktan iyidir! Belki yakında basın özgürlüğü üzerine bir basın toplantısı bile yapamayacağız, son şansımızı kullanalım.

Meydanda kaç kişi var?

Partiler birbiri ardına miting düzenliyor ve en büyük tartışma mitinge katılanların sayısı üzerinden yapılıyor. Polise göre bin, partililere göre on bin, basına göre ikisinin toplamını ikiye böl, biraz da kendin kat!.. Oysa bunu ölçmenin bir tekniği var: Meydanın havadan bir fotoğrafı çekiliyor, bu fotoğraf üzerinde büyütme ve kareleme yöntemiyle bir kareye kaç kişi girdiği belirleniyor.

Meydanın kaç metrekare olduğu biliniyorsa, o kareye bölünüyor. Böylece kare sayısı çarpı içindeki insan sayısıyla en doğru rakam bulunuyor. Kazlıçeşme Meydanı için yapılan tahminlere bakın; başınız dönmedi mi? Ve tabii miting meydanına gelen insanlar, o çoluk çocuk seçim sandığına ne kadar yansıyacak, sonuçlar ne olacak? Türkiye’de en doğru seçim tahmini, sandıklar açıldıktan sonra yapılır. Bekleyeceğiz. Hâlâ karar vermeyenler var!