Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Kadının elinden tutunca

Perşembe, 10 Haziran 2010 - 05:00

Şakır şakır yağan yağmura aldırmayıp sırf Turizm Atölyesi Başkanı Tülin Ersöz’e söz verdiğim için Feshane’ye, ne olduğunu bile bilmediğim İSMEK’in sergisine gittim. İyi ki de gitmişim, Tülin Hanım’ın amacı bir şeyler almamdı, ben feyz aldım! Şehrin kenarından, köşesinden, otobüslerle gelmişler, binlerce kadın, genç kız. Evet, neredeyse hepsi örtülü. Hatta neredeyse Türkiye İslam Cumhuriyeti görüntüsü. Ama o kızların, kadınların gözündeki coşku, davranışlarındaki rahatlık, çarşafın altındaki makyaj, o kadar öğretici, o kadar düşündürücü ki! Türkiye’yi değiştirecek olan malzeme bu, ama önce biz onu değiştirmeliyiz. Görmek istememek, görmemezlikten gelmek, farkına varmamak o kadar büyük yanlış ki! Ve AKP’nin o kadar doğru politikası ki bu kadınlara yatırım yapmak! Bütün partilerin, bütün sivil toplum örgütlerinin ders alması gerekiyor. Belediye Başkanı’yken Tayyip Erdoğan’ın 100 küsur kişiyle başlattığı İSMEK, İstanbul Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitimi Kursları, bu yıl 175 bin kişiye kurs vermiş. 175 bin kişi, kaç tane açık üniversite demek bir düşünün. Bilgisayar programcılığı da var, dikiş, nakış da, deri işleme, ahşap boyama da, turizm de. Çoğu, kadına yönelik el işi, ama maksat üretime katmak. Bu yıl 13. yapılan sergi, dünyanın en büyük el sanatları sergisi kabul ediliyormuş. Stantların arasında koşuşan o örtülü kızların cep telefonlarıyla en çok neyin fotoğrafını çekip, nerede iç çektiklerini merak ediyor musunuz? Dekolte tuvaletlerin! O da kadın, ben de kadın. Süslü, özenli, meraklılar. Takıp takıştırmaya onlar da bayılıyor. Siyasi iklim bir değişse, baskı bir hafiflese, rol model olan kadınlar farklı olsa, atıverecek üstünden çarşafı da, başındaki örtüyü de. Kocanın, anne babanın kapattığı evden çıkmak, dışarıda, hayatta var olmak istiyorlar. Bunun yolu kursa gitmek, öğrenmek, çalışmak, üretmekten geçiyorsa koşuyorlar, kim tutuyorsa ellerinden onun elini tutuyorlar! Gürsel Tekin, benzer bir çalışma başlatmış, 3 ilçede danışma merkezleri açmıştı, gelen insanlar aynı insanlardı. Bir hafta boyunca Feshane’de konserler, konferanslar var. Bir kursa giden ikinciye gitmek için yalvarıyormuş. Oraya gidin, kozadan çıkmak için çırpınan kelebekleri görün.

Cehenneme çevrilen cennet!

Bir başka kelebek hikayesi ama bu kez hüzünlü. Bir tür mavi kelebek, bir çiçeğe ve onun kokusuna aşık. Her yerde onu arıyor, bulunca gidip üzerine konuyor. O çiçek ise sadece mezarlıklarda yetişiyor. Üstelik de düzenli mezarlıklarda değil, yüzlerce ölünün üstüste atılıp toprağa karıştığı ve sadece fani bedenlerinin değil, gözyaşlarının, acılarının karıştığı ve kimyasını değiştirdiği toprakta! Bu toprakta üstüste atılıverip üzerlerinden de buldozer geçirilmiş ölüler, Sırpların katlettiği Boşnaklardan başkası değil. Ve 15 yıldır, Avrupa’nın göbeğinde Srebrenisca’da katledilen 8 binden fazla insanın toplu mezarı bu mavi kelebeklerin mezarlık çiçeklerine olan aşkı sayesinde bulunuyor! Bu yıl da anma günü olan 11 Temmuz’da son bulunan toplu mezardan çıkarılan 800 cenaze gömülecek kendi mezarlarına. Farkedilmiş ki kaybolan yakınlarını, çocuklarını arayanlar, onları bulup yeniden gömdükten sonra en fazla bir yıl daha yaşayabiliyor, sonra onların yanına gidiyormuş! Tamam, gözyaşlarınız akmaya başlayabilir, bu törene dahil olmak için TEKFEN Filarmoni Orkestrası ve TRT Gençlik Korosu, 6 Temmuz’da İstanbul Lütfü Kırdar’da Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Sladzic ve T.C. Cumhurbaşkanı Gül himayesinde, güftesi ve bestesi Bosnalı sanatçıların olan Srebrenica İnferno (Srebreniko Cehennemi) adlı eseri seslendirecek. TEMA’nın da kurucularından Nihat Gökyiğit, TEKFEN Orkestrası’nın 23 ülkeden gelen ve birlikte barış içinde çalan müzisyenlerden oluştuğunu vurgularken, “Bu iş bizim orkestraya yakıştı” diyor. Bu konserin toplu cenaze töreninden bir gün önce Bosna’da tekrarlanması için çalışmalar da sürüyor. Dünyayı paylaşamayıp cenneti cehenneme çeviren insanlar birbirini katletmeye devam ediyor. Savaşlarda ne acılar, ne dramlar yaşanıyor. Bu katliamlarda 8 yaşındayken ailesini kaybeden bir çocuk, öyle bir hastalığa tutulmuş ki hiç büyümemiş! Geçenlerde 26 yaşındayken 8 yaşında çocuk görüntüsünde ölmüş! Üstüne daha ne anlatabilirim ki...