Kadınlar, şiddet ve müzik!

a
a
Pazar, 07 Mart 2010 - 05:00

8 Mart Kadınlar Günü için gelen etkinlik haberlerinin bini bir para. Avrupa Konseyi’nden gelen anma mesajı ise içimi burkuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kadınlara yönelik baktığı davalar içinde 6 uç örnek veriyor, üçü Türkiye’den. Aile içi şiddet, bedensel bütünlüğe taciz ve soyadı kullanımı konularında birbirinden dertli üç olay. Aile içi şiddet dosyasını okurken başım dönüyor, gözlerim kararıyor! Amacım şu zor günlerde ruhunuzu karartmak değil. Etkinliklere dikkatinizi çekmek. En sevdiğimiz erkekler ise aile içi şiddete karşı çıkmak için aynı sahnede buluşup şarkı söylüyor: Ferhat Göçer, Kenan Doğulu, Cihan Okan, Mirkelam, Kargo, Teoman, Mustafa Ceceli, Yalın ve Yüksek Sadakat, ENBE Orkestrası eşliğinde şiddet gören kadınlar için Güldünya şarkılarını söyleyecek. Lütfü Kırdar’daki bu konser kaçmaz, ama ben her yıl olduğu gibi bu yıl da, başka şehirlerdeki kadınlarla beraber olacağımdan gelemiyorum!

Hep şarkılarla kutlasak!
Cemal Reşit Rey sahnesinde ise Doğulu sanatçılar var, İran’dan bir ses, Mamak Khadem’in konseri. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği de Ataköy ve Anadolu yakasında müzik, dans, konuşmalardan oluşan iki ayrı etkinlik düzenliyor. Turkcell’in maddi katkısı ve ÇYDD’nin organizasyonu ile yürütülen Kardelenler projesine Birleşmiş Milletler’in sahip çıkmasıyla dünyaya bir devlet projesiymiş gibi sunulmasına da bir parantez açıp değinmek farz oldu! New York’ta Birleşmiş Milletler salonundaki törene Devlet Bakanı Selma Kavaf katılıyor, bir Kardelen kızımız konuşma yapıyor, ünlü romancımız Elif Şafak da, ama ne vefasızlıktır ki ÇYDD’nin temsilini bırakın, ABD’ye giderken haber bile verilmiyor! O bursla hayatı değişen kız çocukları bilecektir kıymetini, üzülmeyin demekten başka çare yok! TÜREV, Türkiye Engelliler Vakfı’nın Yılın Kadını gala yemeğinde ise Zeliha Sunal bir konser veriyor, Yonca Lodi, Hakan Aysev gibi sanatçılar da aynı gece sahnede. Ne olurdu 8 Mart’ları hep böyle şarkılar türkülerle kutlayabilsek, koca dayağı, baba dayağı yemiş ya da, koca, nişanlı, sevgili, baba, ağabey, amca, dayı tarafından öldürülmüş kadınlar için gözyaşı dökmeden, öfke duymadan! Avrupa Konseyi de bunun için hükümetlerin daha çok çaba sarfetmesini istiyor ve 2011’de imzaya açılacak “Kadınların aile içi başta olmak üzere her türlü şiddetten korunması için” yeni bir sözleşme hazırlıyor. Ne acıklı ki, başta bizimki, devlet kadını erkekten koruyamıyor!

My Pavyon ve Delicatessen


Siz nasıl eğlenirsiniz? Çilingir sofrasında iki kadeh atarak mı, mum ışığında romantik bir yemekle mi, erkek erkeğe biracıda mı? Herkesin zevki, keyfi başka. Bir zamanların gazino kültürünü yeniden canlandırmak isteyen Cenk Eren ve Ali Sayar, My Pavyon’un gördüğü ilgiden şaşkın! Levent’teki Set Kebap’ın bahçesi biraz da kitch dekore edilerek hazırlanan mekanın bütün cumartesi geceleri çok çok önceden dolu. Garsonların servis bile yapmakta zorlandığı sıkışık masalara yerleşen gruplar ya doğum günü kutluyor, ya da bir yıldönümü. Hiçbir şey kutlamadan gelip masanın üzerine çıkıp oynayanlar yok değil. Benim en çok beğendiğim, gecenin erken başlayıp erken bitmesi! Öyle sabaha karşı 3’de çıkan esas oğlanı beklemeye sabrım yok. Burada yemeğe oturduğunuzda komplekssiz bir Afet Hanım çıkıyor sahneye. Güzel güzel Türk Sanat Müziği söylüyor. Yemek bitince de Cenk’in vakti gelmiş oluyor. Tuhaf bir sahne elektriği var Cenk Eren’in, ne söylerse yakıştırıyor, eğlendiriyor. Fasıl gibi yapıyor, ceketi beline takıp Roman oynuyor, ağır takılıyor. Ne istersen var. Arada bir salona bakıyorum, herkes şarkılara avaz avaz eşlik edip keyfine göre takılıyor. O gün hakkında çıkan acımasız bir gazete yazısı yüzünden Cenk’in kırılmış kalbi de düzeliyor önündeki tabloya bakıp. Herkesin eğlenme biçimi başka.

Herkesin eğlence biçimi kendine
Siz bu tarz eğlenceden hoşlanmayabilirsiniz, yerin dibine batırmak, bunu seven, eğlenenleri aşağılamak değil mi? Müziğin sesi yüksekmiş, konuşulmuyormuş. Sohbet etmek isteyenin burada işi ne? Ya İKSV’nin üst katında yeni açılan X’e ne demeli? Orası lokanta, saat dokuzdan sonra orada da konuşulmuyor! Geçen akşam Nişantaşı’nda yeni açılan ve hakkında çok olumlu yazılar okuduğum Delicatessen’e gittik. Sıcak, samimi bir atmosfer yaratılmış. Sakin de, beğendik, oturduk. Çok da açız. Ama gelen iki yemeği de yiyemedim. Herhalde aşçı izindeydi, komiler pişirdi! Üçüncü sınıf büfede bile bu kadar sıradan, bu kadar lezzetsiz, sunumu bu kadar özensiz yemek olmaz. Açken bile yenmeyecek kadar tatsız. Tabaklar geçtim özgünlüğü, şık bile değil, tavuk kasede geldi! Fiyatlar ise aman aman! Garsonlar üzüldü, işletmeci üzüldü, mahçup olup yenmeyen yemeklere hesap bile almadılar ama benim bir akşamım boşa gitti, burayı ballandıra ballandıra anlatanlara da bir kez daha şaştım. Çünkü yemeğin lezzetli olup olmadığı aşağı yukarı herkes için birdir, ama eğlencenin biçimi kişiye göre değişir.