“Kafası çalışan hiç kimse 'eşim bilir' demez!”

İlker Ayrık,'Ben Bilmem Eşim Bilir Yarışması'yla hepimizin sevdiği bir karakter olmayı başardı. Konservatuar hocalarının ıskaladığı, ailesini magazin programlarından uzak tutan ve kendi filmini çekmeye hazırlanan ünlü oyuncuyla tiyatrodan özel hayata her şeyi konuştuk...

23 Mart 2014, Pazar 05:00
A A

Röportajı:CANAN DANYILDIZ 

- ‘Ben Bilmem Eşim Bilir’ iyi tuttu, nasıl kesişti yolunuz projeyle?

Bir yarışma var, sunar mısın diye çağırdılar. 3 gün düşünme süresi istedim. Kanala dönüp ‘tamam’ dedim.

- Reyting alacağını hissettin mi?

Öyle mi seçersin işlerini? Yoo, çalışacağım işleri hiç öyle tercih etmem. İyi olacağını düşünürsem girerim. İyi olacağını düşündüğüm ama reyting almamış işler de var, pişman değilim.

- Çiftlerle yarışmak nasıl bir şey?

Herhangi bir yarışmadan farklı olsa gerek. Başka bir yarışma programı sunmadım daha; izlemekle tecrübe etmek, sunmak ayrı bir şey. İlginç bir deneyim ama; eğlenceli, seviyorum. Çiftlerle konuşmanın şifresini de çözdük, keyif alıyorum.

- Millet neden bu kadar sevdi?

Bilmem! Tahminim; kadın ve erkeğin beraber seyredebildiği nadir programlardan biri. Çocuklar da seyredebiliyor.

- Programda verilen hediyeler de iddialı!

200. programda 176. arabamızı verdik. 720 çift katıldı yarışmaya şimdiye kadar; başvuru sayısı 510 bin! Tv dünyası için hiç

- Neye göre seçiyorsunuz çiftleri, tipini beğenip mi?

Yok! Vallahi samimiyetine bakıp seçiyoruz, önemli olan seyircide de ‘A bak, Ahmet aynı senin gibi ya da Ayşe bak bu kız tam sen!’ hissini vermeli. Birilerinin evine bir program olarak ancak böyle girersin.

“İltimas geçilmesin diye çiftlerle son an tanışırım”

- Özellikle takındığın bir tavır var mı program öncesi?

Evet! Programdan önce çiftlerle asla tanışmıyorum. Açılış anonsundan sonra stüdyoya giriyorum ve hepsini orada görüyorum gerçekten, kayıtta yani.

- Sebep?

O anda tanışmak güzel, doğal haline bırakıyorum. Bir de, yarışmadan önce 3 dakika biriyle konuşursun; ötekiyle farketmeden 5 dakika. Sonra bu yanlış anlaşılır.

- Olmazsa olmazların var mı?

Biri; çiftlerle asla tanışmamak, çay içmek ve ekibimle kayıt öncesi laflamak.

- Kaprisli, zor biri misin?

Ekibime sor! (Gülüyor) Hiçbir zorluğum ve kaprisim yoktur. Net!

“Yaptığım her şeyi babamın görmesini isterdim!”

- Babanı 9 yaşında kaybediyorsun, illa başarılı olma duygun bununla bağlantılı mı?

Yok, hiç böyle bir baskı hissetmedim. Erken yaşta babasını kaybeden bir tek ben değilim ki!

- Nasıl karşıladın o yaşta?

O yaşta olağan buluyorsun. Ancak büyüyünce anlam veremiyor olabilirsin. O yaşta ‘ulan herkesin babası ölüyor, seninki de işte...’ diyorsun. ‘Bundan sonra yetim hayatı yaşayacağım, kahretsin’ vs. diye davranmıyorsun.

- Neyi görmesini isterdin babanın en çok?

Bilmiyorum düşünmedim...

- Sen? Düşünmeyeceksin? Hiç inandırıcı değil!

Bunu düşünmedim! Sadece başarımı değil; başarısızlığımı, her şeyimi görmesini isterdim...

- Sıradan bir durum gibi karşılıyorsun?

Doğal ve sıradan bir şey ölüm çünkü. Bunu kime sorarsan aynı cevabı alırsın; ama ölüm bizim başımıza gelince olağan dışı oluyor. Tabiat bu.

“Ailemin televizyonda ne işi var?”

Özel hayatınla gündeme gelmiyorsun...

Bunu özellikle yapmıyorum. Çünkü özel hayatımla gündeme gelmemin özel bir sebebi yok. Özel hayatımı paylaşırsam, bunun özel bir sebebi vardır da ondan paylaşıyorumdur. Paylaşmamam gerektiğini düşünüyorum.

Neden mahrum ediyorsun ki seni sevenleri hayatından?

Eşimin, ailemin televizyonda ne işi var? Kadıköy’de yaşıyorum, saklanmıyorum. Eşimle yürüyoruz, bisiklete biniyoruz vs.

- Eşin Sanem ortaokul aşkın, neden kendi camiandan biriyle evli değilsin?

Evlenmek istedim; onunla evlenmek istedim ve öyle oldu!

Senin evde ‘ben bilmem eşim bilir’ durumu var mı?

Yok! Çünkü benim tayin edeceğim şeyler vardır; ya da eşimin bileceği şeyler. Kafası çalışan bir kadın ya da erkek ‘eşim bilir’ demez.

- Oğlunuz Ferit nasıl büyüyor?

Herkes gibi...

- Ona özellikle öğrettiğin bir şey yok mu yahu!

Kimse kimseye bir şey öğretemez. Öğrenir o zaten. Beklentiyi ne kadar yüksek tutarsak o kadar başarısız olur çocuk. Sevgi önemli bir şey, sevmeyi öğrensin; özgüveni olsun; bir sorun olduğunda bizle paylaşsın yeter.

Kalabalık geleneksel aile anlayışını seviyorsun zahir?

Severim tabii ki! Biz de 3 kardeşiz. Aile büyüklerinin de olduğu kabalıklar güzel.

- İkinci çocuk var mı aklında?

Aklımda var; bu yalnızca benim bileceğim iş değil. Evin reisi olsaydım; ‘ikinci çocuğu yapacağım’ derdim. Ama ikinci çocuğu yapma konusunda eşimle ortak bir karara varırsak neden olmasın? Kardeşlerin olması gibi güzel bir şey var mı hayatta?

“Millet Erdal Abi’ye değil, Behzat Ç.’ye gidiyor!”

- Tiyatron nasıl gidiyor, oyunun? Sansüre maruz kaldın mı?

Tiyatro iyi gidiyor; politik oyunlar da oynuyoruz ama sansür şimdiye kadar hiç olmadı.

- Sahnede ne hissettiğini merak ediyorum!

Çook şahane bir mutluluk Canan! Bu bir oynama hali! Hani derler ya, oyundaki rolü taşıyor musun eve? Ne saçmadır o! Düşünsene bir okul oyununda ağaç rolündesin; rolü taşıyıp eve gittiğini? (Kahkaha atıyor) Ne mi hissediyorum? Çok iyi hissediyorum, tarif edemeyeceğim bir şey.

Asla oynamam dediğin bir rol var mı? Çırılçıplaksan mesela?

Yok yok, hiç öyle kurallarım yok! Ya ben role çıplak mıyım; değil miyim diye bakmam ki! Proje iyi mi diye bakarım!

- İyiyse soyunur musun?

Tabii ki! Neden soyunmayayım ki!

- ‘Çok insan gelmiyor’ derdin var mı?

Bu çok kültür hayatıyla, politikayla ilgili bir şey. Çok mu resim sergisine giden var? Yoo! Biz yarışmaya katılan çiftlere bir şart koyduk, gittikleri bir tiyatro oyununun biletini getirmek! Onsuz yarışamıyorlar.

- E peki niye tiyatroya giden çok değil?

Bilmem! Tiyatro salon olsun diye yapılmaz, insan gelsin diye yapılır. Bak maç da tv’de var ama Şükrü Saracoğlu ağzına kadar dolu. Tiyatro pahalı mı dersin? Hayır bir maç bileti 66 TL.

- Ama seyirci iyi oyuna akın ediyor, misal Erdal Beşikçioğlu’nun oyunu...

Ya Erdal Abi onu kendi popülaritesiyle birleştirdi, millet Erdal Beşikçioğlu’na değil; Behzat Ç.’ye gidiyor. Erdal abi çok iyi bir aktördür. Ha bence çok da iyi yaptı.

- Senin için de aynı şey oldu mu? E ben, turneye gidiyorum; kimse ‘Uçurtmanın Kuyruğu’na gelmiyor; bir çeşit ‘Ben Bilmem Eşim Bilir’e geliyor. ‘Karman çorman’ diye yeni bir oyunumuz var, mayısta sahnede olacak. Önümüzdeki sezon tek kişilik bir oyun düşünüyorum. Sırada yapımcılığını üstlendiğim bir sinema filmi olacak.

“Çiftler adalet duygusu zayıfladığında aldatır”

- Evlilik zor bir şey mi?

Yok değil; işi ve hayatı kolaylaştıran bir şey bilakis! Paylaşıyorsun her şeyi; bir takım yüklerini ona bırakıyorsun; onun yüklerini de alıyorsun bir bakıma. Hayat ve iş de böyle bir şey.

- Bu kadar şahaneyse... Neden aldatırlar o zaman çiftler birbirini?

Benimkisi devam eden bir evlilik, bu yüzden bunun sebebini bilemem. Bunu evliliğini yürütememiş birine sormak daha doğru olur belki. Bu da ayıp değil; insanlar bazen bazı ilişkileri yürütemezler; çok doğal.

- Biraz açsana!

Ya, doğru bakamamıştır ilişkiye, az emek vermiştir, çok emek görmüştür; adalet duygusu zedelenmiştir filan. Her evlilik cumhuriyet kurmak gibi ve kendi anayasası var. Birbiriyle mukayese edemezsin. Her insan farklıdır çünkü. İnsan şaşar beşer! Herkes başarısız giden bir şeyde başkasıyla karşılaştırır kendini. Sıkıysa iyi bir şeyle karşılaştırsınlar kendilerini!

-Annem zamanında pekala yürüyormuş evlilikler aktör!

Ya annenin zamanındaki saygı, renklilik, ekonomik durum... Jenerasyon, sosyal hayat vs. her şey değişiyor. Geçmişi bırakıp, geleceği şekillendirmek için düşünmeyi tercih ederim.

“Arabayı alan çocuk yapmaya koşuyor!”

- Başka projeler var mı aklında?

Bir iş gayet iyi giderken; neden başka bir şey düşüneyim ki?

- Hep hislerinle mi yön bulursun?

Evet, tabii ki! Hissiyatın dışında bir takım analizlerim var ama bunun bir formülü yok.

- Rol yapıyor musun?

‘Ben Bilmem Eşim Bilir’de reyting olsun diye kaşıyacağımız o kadar çok şey var ki! Ama yapmıyorum! Çünkü karakterim değil; rol yapmıyorum...

- Merak ettim ne yapmıyorsunuz mesela? Önceden yarışmacıların kaybetme anında, çocukları oluyordu stüdyoda; onların ağlama anları... Şimdi karar aldık final çekimlerinde çocuklar olmayacak. Yoksa bunu sömürürüm de sömürürüm.

- Ama yine de kazanma hırsları rahatsız edici olabiliyor! Tavlayı bile oynasam Canan, kazanmak için oynarım! Çok hırslı bir adamımdır. Sadece kaybettikten sonra centilmenliği korumak önemli. Burada bir ailenin hayatını değiştirebilecek bir armağan var. Kazanmak için hırslanmasından daha doğal ne olabilir ki?

- Bu maddecilik huzursuz edici!

Şimdiye kadar verdiğimiz tüm arabaları trafikte geziyor sanma. Buraya geldiğinde hamile olmayıp arabayı kazandığında hamile kalan çok kadın gördüm! Çünkü onu büyütmek için maddi bir birikime ihtiyacı var; yapamıyor çocuğu. Otomobili kazanıyor; belki de birkaç gün sonrası çocuk yapıyorlar. (Gülüyoruz) Otomobili kapan çocuk yapmaya koşuyor!

- Vayyy vay vay!

Evet! Çünkü artık, ‘bu çocuğu bütüyebiliriz’ diyorlar. Ya da otomobili satıp ev ve iş için sermaye yapan; batıp da işini yeniden kurmaya çalışan; kredi kartı yüzünden gırtlağına kadar batmış; ya da 5 yıldır sevgili 8 yıldır nişanlı ama evlenecek para yok... Onlar da geliyor.

“Balkan kökenliyim onun için çalışkanım!”

-Tiyatro oyunun, yarışma programın, reklam filmin ve Seksenler dizisi... Nasıl enerji buluyorsun?

Ya bu benim işim; işsizliğin bu kadar tavan yaptığı bir memlekette ayıp olur. Balkan kökenli olduğum için çalışmayı seviyorum.

Seni konservatuara kabul etmemişler; ‘Oh ben oldum ama!’ diyor musun?

Yok hayır! (Kahkaha atıyor) Ne münasebet! Bunun hırsı olur mu? Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde (MSM) eğitim gördüm. Konservatuara almayan hocaların kendisiyle de çalışma fırsatı buldum ayrıca.

- Bu kadar yeteneklisin, peki neden ıskaladılardı seni?

Bilemem! Şartlar öyleydi demek ki! MSM’de hocalık yapıyorum şu an; ben de bazı öğrencileri ıskalıyor olabilirim. 3 dakikada bir çocuğun iyi olup olamadığını anlamak çok zor iş. Kendimi ıskanlanmış hissetmiyorum, MSM’yi kazandım.

Endüstri mühendisi olmak istiyormuşsun...

Kulağımıza iyi bir şey diye çalınmış, yazdık tercihlere. Endüstri mühendisliğini bilmeyen bir çocuğa bu mesleği yazdırırsan; bu benim değil memleketin ayıbıdır!

-Oyunculuk ne alaka? Nasıl bir geçiş?

Lise tiyatrosunda sahneye çıktım; oyun bitti... Yok hayır galiba daha oyun sırasındaydı... Kimseye söylemedim ama içimden ‘iş işte bu ya’ dedim.

“Kıvanç’ı asla kıskanmıyorum, gurur duyuyorum!”

- Kıvanç Tatlıtuğ’la bir reklam filminde oynuyorsun, kıskanıyor musun yakışıklılığını?

Yok canım! Daha neler! ‘Allah kahretsin, Kıvanç’ın baklavaları var, çok talep görüyor!’ (Kahkaha atıyor) Bunu kadınlar düşünür, erkekler düşünmez.

-Kıskanan erkek yok mudur yahu!

Valla, kıskanıyorsa; o erkekte başka bir şey vardır! Kıvanç arkadaşım; insan arkadaşını kıskanır mı? Tam tersine! Çok güzel oynuyor, çok yakışıklı ve yürekten mutlu oluyorum, gurur duyuyorum.

- Rolüne bozulmadın mı?O sağduyulu, sen uyanık; çakal!

Sen bir markasın; sağduyulu rolünü bana mı verirsin, Kıvanç’a mı? (Kahkaha atıyoruz) bunlar teknik şeyler Canan, işim bu. Rahatsızlık duymam. Ne münasebet! 

- Üzerine yapışmadı mı bu komik ve eğlenceli roller?

Hepsi aynı şey benim için. İşim oyunculuk; aktörlük yapıyorum... Rol geliyor, kendimi içinde görüyorsam katılıyorum; görmüyorsam katılmıyorum.

-Gelecek dram rollerini ıskalamıyor musun bu komik işlerle?

Böyle bir derdim yok ki! ‘Ya seyirci dram oynarken beni görmedi, tüh Allah kahretsin!’ diye düşünmüyorum. Zamanı var, daha dur bakalım.

(16.03.2014 tarihli Posta karnaval'dan alınmıştır.)

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;