Kalırsa bir soru kalır bende...

a
a
Salı, 27 Nisan 2010 - 05:00

İsmail Cem Televizyon Ödülleri belki sektördeki eli ayağı düzgün ilk ödül uygulaması olduğu için hem ilgi çekti hem de hızlı bir itibar kazandı...
Rahmetli Cem’in sadece Türk siyasetine değil televizyona olan katkıları da teslim edildi ki, ben en çok buna seviniyorum...
Yine de gala gecesi bin küsur kilometre uzaktan oradaki heyecanı bizzat yaşadım. KanalTürk televizyonunun canlı yayınladığı ödül töreninde kameralar yüz detaylarına girdiğinde merak ve gerginliği hissedebiliyordum...
Neyse. Konuşmalar yapıldı ve ödüller dağıtıldı. Hem ön jüride hem de büyük jüride olduğum için dağıtılan ödüllerin adaletini tartışmaya bile açmayacağım. Belki birçok ödül, hiç düşünmediklerime gitse bile...
Yine de törenin bazı yerlerindeki kopukluklar dikkat çekiciydi. Araya giren reklamlar, büyük ödüllerin geç saatlere sarkması, ortamdaki alkol ve gerilim dozunun giderek yükselmesi filan, gözden kaçmadı...
Elbette Oscar töreninde de reklama gidiyor organizasyon ve yayıncı ikilisi. Ama orada neredeyse yüz yıla yaklaşan bir disiplin söz konusu. Biz henüz emeklerken Oscar gömleği giyersek, bol duruyor üstümüzde; gördük işte!
Unutmadan, hemen her dalda aday kadro açıklanırken, drama dalında En İyi Yardımcı Aktör adaylarını açıklamadan, ödül sahibini kendisi seçmiş gibi davranan arkadaşın tavrı kafamı bulandırdı...
Hem jüriye, hem diğer adaylara hem de bizzat ödülün ruhuna gece için minik meslek için büyük bir leke sıçradı o an...
Ödülü Aşk-ı Memnu’nun Adnan’ı Selçuk Yöntem aldı ama adaylar da en az Yöntem kadar saygıdeğerdi benim için. Bir sıkıntı mı yaşandı bilemiyorum?
Orada değildim ama o an orada olmak isterdim bandı başa sarıp, kırılan kalpleri düzeltebilmek için!

Görmediğim ne var?
Çok Güzel Hareketler Bunlar (Kanal D) bana göre hepsi birbirinden değerli yetenekleri barındıran bir mutfak... Ama salondaki izleyicinin kendi bellekleri için star olarak not düştüğü isimler var. Onlar sahneye her çıktığında ortalık çığlıktan geçilmiyor...
Yani, ışık açıldığında mevcutta iki oyuncu varken alkış almıyor, ne bileyim soldan yeni biri girdiğinde yıkılıyor salon...
Hakikaten ne oldu acaba diye kalıyor insan. Benim izlerken görmediğim, arkadaşların salondayken farkına vardığı bir şey mi var? Yok! Salon seyircisinin tepkisini bir ufak gözden geçirmekte fayda var. Dikkat dağıtmaktan başka bir şey olmuyor çünkü. Hem oyuncu hem de ekran başındaki izleyici için!

En çok Türkçe’ye dikkat!
Dizilerde birçok yanlış yapılıyor, bu tamam. Ama sanırım en çok Türkçe yanlışları rahatsız ediyor izleyiciyi.
Eldeki tek sermaye olarak lisanımız kaldığı için belki de... Mesela, Aşk ve Ceza’nın (atv) jeneriğinde oyuncu isimlerinin küçük harfle başlamasına takılmış bur okurum. “Aman, iş sadece ona kalsa” diyemeyeceğim...
Haklı çünkü. Gündelik dile yeni alışkanlıklar taşıyan bir kamyon gibi diziler. Ve her yükünü boşalttığında bir geleneğimiz daha altında kalıyor...
Türkçe’de isimler büyük harfle başlar. Hiçbir yaratıcılık denemesi asıl olanı değiştirmek için mazeret olamaz. Maksimum dikkat talep ediyorum!

Ödül için hırs yapanlar kim?
Sevgili kardeşim televizyon eleştirmeni Yüksel Aytuğ ile İsmail Cem Ödülleri’nin hemen ardından yaptığımız minik değerlendirme sırasında hem çok güldük hem de endişelendik...
Hafta sonu program yaptığım için katılamadığım ödül törenindeki izlenimlerini sordum; “Vallahi neredeyse üstümüze yürüyecekti bazıları” dedi gülerek. “Rahat ol” dedim. “Benim de telefonum hiç susmadı”... Ödül sonuçlarını merak eden mi istersin, sonuçlardan mutlu olmayan mı, fark etmez. Neredeyse telefonda küfürleşmeye kadar götürenler vardı işi. O vakit anladım Türkiye’de mesele seçmek değil, bizzat seçilmek...
İşi bu kadar hırs yapacak hale getiren nedenleri anlamak mümkün değil. Ego diye kaldırıp attım hepsini. Ve fakat.. Kalabalık bir jüri topluluğu içinde sadece ikimize bile uygulanan dolaylı şiddeti göz önünde bulundurursak, olur a önümüzdeki yıl jüriye dahil ederlerse beni, bir de çelik yelek rica edeceğim ödül komitesinden. O kadar yani!

Kapadokya il midir?
Bir bulaşık deterjanı reklamında ekranı dörde bölüp memleket illerini yerleştiriyorlar. Bir dilimde İstanbul, bir diğerinde Gaziantep ötekinde Trabzon, berikinde Kapadokya yazıyor... Hayda! Benim bildiğim Kapadokya antik zamanlardan günümüze akan ve içine Nevşehir, Niğde, kısmen Kayseri gibi illeri alan bir coğrafik bölge...
Hayır, il oldu da haberimiz mi yok? Olmadıysa zaten hakikaten bu tarz bir bölmenin anlamı ne?.. Ha, bir de bölmüşsünüz tamam. O zaman fondaki resimlere Trabzon için Sümela Manastırı, Gaziantep için Zeugma mozaikleri, İstanbul için ise Kız Kulesi filan koyun da, peri bacalarına eş değer bir güzellik çıksın ortaya. Haksız mıyım?

OKTAY GAMZE’Yİ ÖPMEYECEK Mİ?
Arka Sıradakiler toplam izleyicide yine pazar gecesini göğüsledi tek başına.
Fox TV’nin medarı iftiharı oldu dizi kısacası...
Ben en azından genç kuşağın eğilimlerini tespit etmek için izliyorum diziyi. Maşallah ne kadar suç türü varsa, alayı dizide sıralanıyor...
Ama kimi zaman cana kıyacak kadar ileri giden arkadaşların hiçbiri aşklarını şöyle bir sarılıp öperek göstermiyor. Tuhaf bir ahlak anlayışı hakim kısacası...
Af buyurun kadın satmak mubah, sevgiline sarılıp uyumak ayıp. Vallahi ilginç!