'Kaptım gitarı Kübalılara Batı müziği yaptım'

Türkiye'nin önde gelen sanayi gruplarından Eczacıbaşı Topluluğu'nun İcra Kurulu Başkanı (CEO) Dr. Erdal Karamercan. Çok başarılı bir CEO, Ezcacıbaşı'nın dünya vitrininde boy göstermesinde önemli payı olan bir isim. İstanbul Erkek Liseli ve Boğaziçili Erdal Bey'in iş dışı yaşamında müziğin yeri ayrı. Erkek Liseli yıllarında; 'Asiller' isimli bir rock grubu kurmuşlar, grubun gitaristi Erdal Karamercan'dan başkası değil

'Kaptım gitarı Kübalılara Batı müziği yaptım'

Çocukken mandolinle başlayan, sonra gitarla devam eden müzik tutkusunu, şirket içinde ‘Ezca Dolabı’ ismini verdikleri müzik grubuyla sürdürüyor. Karamercan, melodisi güzel, hoşuna giden her türlü müziği seviyor. Sanat ve müzik aşkının yanı sıra, eskisi kadar oynayamasa da iyi bir tenis oyuncusu ve izleyicisi. Erdal Karamercan’ın Küba anısı da dinlemeye değer. Salsa ritimleriyle herkesi kendinden geçiren Kübalı sokak müzisyenlerine hiç bilmedikleri Batı müziğini çalarak, onlarla unutulmaz bir coşku yaşamış...

ÇAĞRI BİLGİN

cagri.bilgin@posta.com.tr

Buena Vista Social Club gibi...

Bir tarihte müziğine aşık olduğum Küba’ya gitmiştim. Daha doğrusu onların müzik aşkına aşığım. Her gün bir kahvede oturuyorum, oraya 70-80 yaşlarında 4 tane yaşlı insan geliyordu. ‘Buena Vista Social Club’ üyeleri gibi. Her gün biraz para vererek müziklerini dinliyordum. Onlar da orada beni bekliyorlardı. Sonunda dedim ki, “Bir haftadır buradayım, Batı müziği ile ilgili bir nota duymadım.” Hemen gitarı verip, “Çal” dediler. Onlara Batı müziği yaptım. Anında eşlik ettiler, birlikte şahane coşkulu müzik yaptık, etrafımız doldu taştı.

12 yaşından beri gitar çalıyorum

Enstrümanla ilk defa 7 yaşında tanıştım. O zamanlar okullarda mandolin çok popülerdi. 12 yaşında gitara geçtim. Beatles, Rolling Stones popülerdi. O dönemin müziğinden çok etkilendim. O dönemin müziğini yaptım. Dünyada Beatles, Rolling Stones ve Dire Straits rüzgarları esmeye başlayınca elektro gitara yöneldim. Ezcacıbaşı içinde kurulan Ecza Dolabı grubuyla çalıyoruz. 70-80 parçalık mükemmel bir repertuar çıktı ortaya. Beatles’dan, Rolling Stones, Moğollar, Cem Karaca, Duman, Erkin Koray, Santana’ya kadar çok şey var.

İstanbul’da zeytin yetiştiriyorum

Zeytinyağı dışında yağ yemem. Her yemekte zeytinyağı tüketirim. Zeytinyağı biriktiririm. Arkadaşlarım kendi ürettikleri yağlardan gönderir. İstanbul’da bahçemde de zeytin yetiştiriyorum. Güney’e bakan cephede kuytuda ağacı üşütmeden yetiştiriyorum. Bodrum’daki evimizde de zeytin ağaçlarım var. Tabii benim ağaçlarımdaki zeytin yetmiyor, çok tüketiyoruz.

Hiçbir diyete inanmıyorum

Yemeyi içmeyi çok seviyorum, hatta bayılırım. Ama yerken ölçülü ve disiplinli olurum. Bir gün çok kaçırdıysam hemen ertesi gün kontrol ederim. Belirli bir diyet uygulamıyorum. Çünkü hiçbir diyete inanmıyorum. Birinin ‘yeme’ dediğini diğeri ‘ye’ diyor. Tüm diyetleri alt alta yazsanız, ‘hiçbir şey yeme’ ya da ‘her şeyi ye’ çıkar. Anne tarafım Boşnak, baba tarafım Kayserili, bu nedenle Türk mutfağına bayılırım. Antakya mutfağına da bayılırım. Bunun yanında Ege’nin otları ve zeytinyağlı yemekleri benim için çok özeldir. Dünyada; Çin, Japon ve İtalyan mutfağını çok beğenirim.

Yıllardır tenis oynuyorum

Uzun yıllardır tenis oynuyorum, vakit buldukça ve vücudum müsaade ettiği sürece oynuyorum. Sakatlıklar belli yaştan sonra artabiliyor, o dengeyi kurmak lazım. Denizde yüzmeyi çok seviyorum. Günde 2.5-3 saat yüzerim. Bir de Eczacıbaşı Spor Kulübü Başkan Yardımcısı’yım, transferlerden, menajer ilişkilerine kadar her şeyle çok yakından ilgileniyorum. Çok eski bir kulübüz, kadın voleybolunda dünyada bir ekolüz. Fakat futbolda Beşiktaşlıyım.

Sosyal medya geleceğimiz

Facebook, Whatsapp ve Twitter kullanıyorum. Henüz Instagram’a geçmedim. Çünkü iddialı fotoğraflar çekmek lazım, telefonla çektiğimi paylaşmak istemem. Sosyal medyayı çok önemsiyorum, bizim geleceğimiz, işlerimizin geleceği orada. Pazarlama birimleriyle yaptığım toplantılarda konuyu hep sosyal medyaya getiriyorum. Geleneksel medyadan sosyal medyaya doğru geçişte, tanıtım bütçelerimiz dahil olmak üzere tüm stratejilerimizi konumlandırmamız gerekiyor. Hızlı bir şekilde, fakat rasyonellikten uzaklaşmadan. Geleceğin tüketicileri de orada.

Yönetimden macera kitaplarına geçtim

Kitap okumaya zaman ayırmaya çalışıyorum. Yönetim kitapları okumaktan sıkıldım. Hepsi de sonuçta, üç aşağı beş yukarı aynı noktaya çıkıyor. Aslında hepsinin merkezinde duygusal zekanın yönetimi yatıyor. Ben de duygusal zekayı çok önemsiyorum. Bununla ilgili tüm kitapları okumuşumdur. İyi yönetimde de bu konu çok önemli. Fakat artık, macera kitapları okuyorum. Bilim kurgu, uzay da tercihim. Sinemada da bu tarzları seviyorum. Kafa yormamı çok gerektirmiyor, rahatlatıyor.

Gazetelerin kokusunu severim

Her sabah 6.30’da kalkarım. Saati kurmama bile gerek yok. Çok özel bir şey yapmam, stretching (esneme) hareketleri yaparım, duşumu alır çıkarım. Yolda gelirken günlük haberleri ve gazeteleri okurum, Gazete kokusundan vazgeçemiyorum, sayfaları açıp kapatmayı çok seviyorum. Bu nedenle tabletten günlük gazete okumuyorum. 8’e çeyrek kala işe gelirim, kahvaltımı genellikle işte yaparım.

Yüzlerce planım var

Müziğe zaman ayırmak diye bir şey yok. Hayatımın her anında var, vazgeçilmezim. Kulağıma iyi gelen her tınıyı, iyi bir melodiyi dinlerim. Bu müzik dünyanın her yerinden olabilir. Playlist’lerime bakınca çok çeşitli müzik görebilirsiniz. 1000’e yakın plağım var. Yüzlerce CD’im, fakat şimdi müziği Mp3 formatında depoluyorum.

Cümbüş Atatürk’ün hediyesi

Evde çalışma odamda enstrümanlarım var. 3 gitar, cümbüş, ud, mandolin, darbuka, perküsyonlarım. Cümbüş çok özel bir alet. Herkes bilmez cümbüş, Atatürk’ün Türk müziğine kazandırdığı bir enstrüman. Bunu Türkiye’de ilk Zeynel Abidin Cümbüş yapmış. Çocukluğum onun Unkapanı’ndaki dükkanında geçti. Hergün bir şey alırdım. Çünkü evimiz o dükkanın üstündeydi.

Eskilerden Kwai Köprüsü ve Siyah Orfe

20 yıl önce sorsanız Türk filmi izlemem derdim. Artık harika filmler yapılıyor. Uğur Yücel’in ‘Benim Dünyam’ filmine eşimle birlikte mutlaka gideceğiz. Dünya sinemasında geriye bakınca, 2 tane film aklıma geliyor. Biri Kwai Köprüsü, diğeri 1959 yapımı Siyah Orfe. Bunlar beni çok etkilemişti. Eskilerden Dustin Hoffman, Steve McQueen’e bayılırdım. Kelebek müthiş bir film. Taksi Şoförü de öyle. Şimdi bu kadar ayrım yapamıyorum. Harika filmler çekiliyor. Bir filmi öne çıkarıp diğerlerine haksızlık etmek istemem.

iPad'e çok alıştık

Artık, iPad’le yaşıyoruz. Uygulamalara da alıştım. Masaüstü bilgisayar işte ve evde var. Fakat dizüstü bilgisayarı artık bıraktım. Tablete bu kadar hızlı alışacağımı tahmin etmiyordum. Önceleri biraz da karşı durmuştum.

Ağustosta şirketçe tatildeyiz

Geçen yıla kadar uzun hafta sonları tatillerini tercih ederdim. Yazları perşembe akşamından çıkıp pazar akşamı dönmek gibi. Uzun tatil kullanmazdım. Geçen yıl şirkette ağustos dönemini tatil ilan ettik. Zaten ağustos ayı verimsiz bir dönem. Şimdi tüm şirket aynı anda tatile çıkıyor. Çok da faydalı bir uygulama oldu. Verimlilik epey arttı. 3 hafta herkes tatilde. Bizim yabancı şirketlerimiz var, onlarda da böyle uygulanıyor. 6-7 sezondur senede bir kez Monte Carlo’daki uluslararası tenis turnuvasına giderim. Tüm yıldızları yakından görebiliyorum. Artık kışın kayak tatilleri yapmıyorum.