Mert Ali Başarır

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Kara Kuvvetleri Komutanı Kim Olabilirdi?

Pazartesi, 09 Ağustos 2010 - 05:00

1612 numaralı, Yüksek Askeri Şûra’nın kuruluş ve görevleri hakkındaki kanun, 26.7.1972’te resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmişti. Otuz sekiz yıllık süreç içinde yaşanılanlar arasında bu yılki YAŞ, adeta nefesler tutulmuş bir ‘derbi maçını’ andırıyordu. Hatta, dördüncü gününü de doldurup, haftalık olunca kıran kırana bir ‘kupa finali’ de denilebilirdi. Uzatmalar bitmiş, sıra penaltılara gelmiş vaziyetteydi.

Satranç gibi

Yüksek Askeri Şûra dönemleri yaklaşırken ve toplantılar sırasında, Karargâhı, üzerinde Genelkurmay ile dönemin hükümetinin oynadığı ‘satranç tahtasına’ benzetmek mümkün. Tıpkı, Brzezinski’nin ‘Dev Satranç Tahtası’ kitabında, ‘dünyanın ekseni’ diye nitelendirdiği Avrasya’yı, üzerinde global mücadelenin oynandığı satranç tahtası olarak görmesi gibi;

Ordu komutanlarını emekli edersem, Jandarma’yı, Kara’ya çekerim. Emekliliğimi verirsem, benim yerime dönem arkadaşım gelir, görev süresini uzatmış olurum. Genel Kurmay’a önü açılır. Onu 1. Ordu’ya atarsak, Kara’ya, Ege’yi getiririz.

Şah derken, mat olmak

Ama bazen sonuçları farklı oluyor tabii. Başbakan Demirel’in, Yüksek Askeri Şûra’ya az zaman kala, ‘darbe’ endişesiyle Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Namık Kemal Ersun’u görevden alması ile başlayan, 3.Ordu Komutanı Org. Ali Fethi Esener’i bu göreve getirmek istemesiyle devam eden süreçte, aradan çıkan Org. Kenan Evren’in başına ve başımıza ne işler açtığı malum.

1987’de Özal’ın, Org. Necdet Üruğ ile Org. Necdet Öztorun’un manevrasını görüp, ikisini de görevden alıp, istifaları sonucu Necip Torumtay’ı Genelkurmay Başkanı yapması. Ama, Körfez Savaşı sırasında Özal’ın ‘1 koyup, 20 almak’ istemesi üzerine Torumtay’ın istifası. Şah derken, mat olma halleri.

Komutan düzeyinde vicdani ret

Başbakanın, ‘İrtica ile Mücadele Eylem Planı’nın hazırlanması emrini verdiği öne sürülen ve internette ‘kara propaganda’ yaptığı iddiası yüzünden, 1. Ordu Komutanı Org. Hasan Iğsız’ın Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atanmasına karşı çıkması üzerine, yerine devre arkadaşı, Jandarma Genel Komutanı  Org. Atila Işık’ın getirilmesi beklenirken, komutanın emekliliğini istemesi, YAŞ’a damgasını vuran ‘komutan düzeyinde vicdani retti. Kara Kuvvetleri Komutanı yerine oturtulamadığı için, Genelkurmay Başkanı da boşta kalmıştı. Genelkurmay Karargâhı, Başbakanlık Resmi Konutu, Köşk arasında Kara Kuvvetleri Komutanı arandı.

Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un talebi üzerine, önceki gece Tayyip Erdoğan ile Başbakanlık Resmi Konutu’nda yapılan ikili görüşmede, karşılıklı diretmenin kalmadığı dışarıya yansıyordu. ‘YAŞ’ süresince ‘asker-sivil yenişmesi’ işlevini tamamlamıştı. Böylece görüşmede uzlaşı sağlandı.

Org. Hasan Iğsız ve Org. Atila Işık emekli, Org. Işık Koşaner ise Genelkurmay Başkanı oldu, ‘bir Işık söndü, bir Işık yandı.’ ‘Balans ayarı’ için Sincan’da tankları gezdiren Org. Erdal Ceylanoğlu, sonunda Kara Kuvvetleri Komutanı idi artık. O zamanki tankları Sincan’da kalmış, Paşa Ankara’ya gelmişti.

Muhtar da, e-muhtar olmak ister

Tabii asker olsun, sivil olsun herkesin gönlünde, bir üst makama gelmek, en tepeye çıkmak yatar. Onca yıl emek verdiğin kurumda yükselmek arzusu, ‘kifayetsiz muhteris’ değilsen, en büyük motivasyon kaynağı olur. Aksi takdirde bu ‘hiyerarşik tırmanma ihtirası’ insanı yer bitirir.

Gazeteye yeni başlayan bir muhabir, bir gün genel yayın yönetmeni olabilmenin hayaliyle yaşar. Fakültede, doçent, önce profesör olmayı ister, sonra bölüm başkanı, dekan, rektör merdivenlerini saymaya başlar.

Hâkim, mahkeme reisi olmayı, doktor başhekimliğe yükselmeyi kafasından geçirir. Askeri hiyerarşide istasyonlar, o kadar fazladır ki, bitmez, tükenmez.

Daha kendi halinde istekler de vardır. Kiracı, ev sahibi olmayı, kapıcı, yöneticiliğe terfii, bakkal, market açmayı, hayat kadını, genelev patroniçesi statüsüne kavuşmayı hedefler. İşçi, sendika ağalığına geçişin, savcı, ‘özel yetkili’ payesinin, ihtiyar heyeti, muhtar olmanın, muhtar, ‘e-muhtar’ diye anılmanın, bakan, başbakan koltuğuna oturmanın, başbakan, cumhurbaşkanlığına çıkışın yollarını gözler. Tabii bu görevlerde yıllanmak söz konusu değil. Günü gelince general de olsan, makamı devredeceksin.

Emekli paşa forsları

Emir-komuta zincirine göre üst düzey komutanların, emekliliklerinden sonra alacakları, yeni ‘forslara’(!) bir göz atalım;

Tuğgeneral emekli olunca, Tüygeneral,
Tümgeneral emekli olunca Gümgeneral,
Korgeneral emekli olunca Körgeneral,
Orgeneral emekli olunca Morgeneral
Genel Kurmay Başkanı, emekli olunca Zırhgeneral.
Bakınız, Yaşar Paşa’mın (Büyükkanıt) 'zırhlı Audi'si'

Pensilvanya’dan da ses yoktu

Sekiz gündür Kara Kuvvetleri Komutanı arayışı Türkiye’yi biraz yormuştu...
Aslında Hükümet ile Genelkurmay arasındaki restleşmeyi gidermede bir ara formül vardı.
Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na kim getirilebilirdi? Artık teamül, tahammül kalmadığı, Pensilvanya’dan da ‘bir kanaat’ gelmediği için ‘kara bulucu’ olabilirdik:
‘Orgeneral Stanley McChrystal’
Afganistan’daki Amerikan güçlerinin komutanı Orgeneral Stanley McChrystal, Rolling Stone dergisine verdiği mülakatta, Obama ve Joe Biden’ı hedefleyen sözlerinden dolayı, Başkan tarafından görevinden alınmıştı.

NATO’cu olsun

Kuzey Atlantik Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen’in teşekküründe söylediği gibi, NATO’ya büyük hizmetleri dokunan, ISAF’a (Uluslararası Güvenlik ve Destek Gücü) olağanüstü katkılarda bulunan McChrystal, ‘NATO’cu’ bir general. AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, her ne kadar “İthal komutan getirmeyeceğiz” dese de Orgeneral McChrystal’i atardın Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na. ‘NATO’cu mu, değil mi?’ polemiği de kalkardı ortadan. Teamül gereği, Genelkurmay Başkanı da olurdu sonunda.

Çuvalcı General

David Petraeus’a da bir görev mi?
2003’teki Irak işgali sırasında, 101'inci hava indirme tümeni komutanı Petraeus'a bağlı Albay Mayville ve Amerikan askerleri, Süleymaniye'deki Türk timine, ‘NATO müttefikliği’ ve ‘stratejik ortaklığımız’ nedeniyle(!), ‘çuvaldız’ yerine, ‘sadece’ başlarına ‘çuval’ geçirerek Bağdat'ta sorgulama yapmıştı. ‘Çuvalcı general’ Petraeus da, levazımın yeni yapılanması ‘ikmal sistemine’ atanırdı.

YAŞ’ın yanında kuru da yanmasın

Sonuç olarak, bir başbakanın, birlikte çalışmaya başlayacağı, ‘astı’ durumundaki ‘askeri bürokrat’ Genelkurmay Başkanı’nı seçmede, selefi önerse de, kendi inisiyatifini kullanması, doğal bir tasarruftur. Ancak geçmişteki gibi kuvvet ve ordu komutanlığı atamalarında, tek geçerli kıstas olarak ‘darbe temayülü’ sinyalini aramak, kıdemi, liyakati yok saymaktır. Vesayet ‘el değiştireceği’ yerde, ‘boşa çıkmalıdır’.

Darbeciler Kulübü

Tabii ki anti-demokratik girişimlere karşı, anti-militarist bir duruş almak, herkesin asli görevi olmalı. Ancak ‘balyozu’ gelişigüzel sallamadan, ‘kurunun yanında YAŞ’ın da yanmamasına’ çok özen göstermek, Türkiye’nin bir ‘moloz yığını’ haline getirilmesine fırsat vermeyecektir. Bir ülkenin silahlı kuvvetlerini de salt ‘darbeciler kulübü’ gibi değerlendirmek, değişimin parametresi değil, aksine zaman içinde, reform rüzgârlarının tersine esmesidir.

Başbakanın alkol açılımı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dünya Sağlık Örgütü'nün Küresel Sigara ile Mücadele 2010 Yılı Özel Ödülü'nü aldığı törende, 'alkol açılımı' yaparak "Alkol yerine üzüm yiyin" demişti. Konuşmasında alkol eldesini de açıklayan Erdoğan, tedavülden kalkan 'Nereden Buldun Yasası'sını yeniden uygular gibi "Bu alkolü siz nereden elde ediyorsunuz? Meyvelerden filan elde edilmiyor mu bunlar? Üzümden elde etmiyor musun? Ediyorsun. Onları ye." diyerek 'doğal içkiyi' tavsiye etti. Çünkü şaraptaki bozulmayı önleyici katkı maddesi olan kükürt dioksiti, -ama sıvıdan ama havadan- kışın tüten bacalardan yeterince alıyoruz. Üzüme göre şarap GDO'ya (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) gireceği için 'AB müktesebatına'(!) da biraz ters bence.

Patlıcan kızartma

Başbakan "Alkol yerine, üzüm yiyin" dedikten sonra, sebzeye geçip "Sigara yerine patlıcan kızartın" önerisinde bulunursa hiç şaşmayın. Çünkü patlıcanda da 'nikotin' var. Uyarı; "Patlıcan kızartmak, yağ sıçramasından ölümcül yanıklara sebep olabilir." Erdoğan danışman olarak yanına Erman Toroğlu'nu alırsa hem sebze, meyve piyasasına hakim olur, hem de hal'den daha iyi anlar.

Hevenk hevenk yenirse

Alkolle üzümün ortak noktaları çok fazla. Dozunda bir salkım üzüm, tıpkı içki gibi damarları genişletmeye, kalp ritmini düzenlemeye yarar. Alkol gibi üzüm de stres atmanıza yardımcı olur. İkisi de cinsel gücünüzü hatırlatır.

Üzüm, hevenk hevenk yenildiği zaman, fazla kafayı çekmiş gibi 'baş ağrısı' yapar. Fazla üzüm tüketmek, alkol gibi susatır. Kara üzüm ile beyaz üzüm birbiri peşi sıra yenirse, içkileri karıştırmak gibi dokunur, zamansız barsak isyanlarına sebep olur. 'Salkımda durduğu gibi durmaz'; insan gibi sağa sola yuvarlanır.

Üzümün avantajları

Çekirdekli üzüm yerseniz, çerez bedavaya gelir. Alkolde olduğu gibi sık sık 'kadeh teması' gerekmez. Üzüm yiyip, direksiyon başına geçerseniz, 'alkol avcıları' sizde fazla promil çıkartamaz.

Başbakan dertten, kederden sigara içtiğini söyleyenlere "Benim senden fazla derdim var. Ben 73 milyon insanın derdiyle dertleniyorum" karşılığını verirken, bugünlerde başı dertte olan sebeb-i mevcudiyeti; Necmettin Hoca'ya hiç el atmıyor. Ne demişler; " Erbakan, Erdoğan'a bir bağ bağışlamış, Erdoğan, Erbakan'a bir salkım üzüm vermemiş."

Erdoğan, altın çilek ve üzüm satışlarına tavan yaptırdı. Sonunda 'şıracı' bir başbakanımız oldu. Artık Vefa Bozacısı'nın da işleri açılır herhal.

‘Otobüs külüstür’ değil, ‘metrobüs’ mü diyoruz?

BDP’nin ‘şeş başkanı’ Selahattin Kaldırımtaş (!), Ağrı, Patnos’taki mitingde ''Değiştirilen yeni anayasa, ‘külüstür bir otobüse’ benziyor. Bu otobüste ne 'Kürtler'in, ne de 'Alevi'lerin oturabileceği bir koltuk var'' dedi. Demirtaş, bu otobüsün tekerleğinin patlak olduğunu ve içinin boş olduğunu söyledi. Başbakan'a seslenen ‘şeş başkan’, ''Gel hep beraber yeni bir otobüs alalım. 'Kürtler'in de 'Alevi'lerin de oturacağı yeni bir otobüsü alıp, beraber yola çıkalım'' diye konuştu.

‘Binin canlar, bir gidelim’ Turizm

Sayın Demirtaş, bu otobüs nereden kalkıp, nereye gidecek kısmetse? Yaz mevsimlerinde, Ramazan’da, bayramlarda otobüslerde yer bulmak zor olduğu için mi yeni otobüs ihtiyacı doğdu. Bu arada mevcut otobüslerin koltukları sökülmüştür, tekerlekleri patlatılmıştır. Ancak otobüslerin içi boş değil, dolu.

Bizim ‘Binin canlar, bir gidelim’ Turizm’de herkese yer var, kütük sorulmuyor. Bu otobüste cam kenarı, koridor tartışması yok. Demokratça, isteyen istediği yere oturuyor. Koltuklar numaralı değil. Hiçbir yolcu da ‘yeni koridorlar’ açmayı düşünmüyor. ‘Yolcu Hakları Evrensel Beyannamesi’ne de uyuluyor. Ayakta yolcu kalmıyor. Ayak kokusu, sarımsak-soğanlı nefesler, özellikle de kan izleri yok. Yoldan ‘ördek’ de toplanmıyor.

Daroğlu Seyahat

Ampul Turizm’in şoförü gibi kendisi uyuyup horlamalarıyla yolcuları uyutmuyor, durumu yok. Kolonya yerine gülsuyu verilmiyor, yeşilde durup, kırmızıda geçmiyor. ‘Daroğlu Seyahat’ gibi de sürekli ‘şerit’ değiştirmiyor. ‘Hilal Turizm’ gibi de bazen ‘ruhsatı’ kaptırıp (1999), trafikten men edilmiyor. Yaya geçidinde yürüyenlerin tipine bakıp, gaza basmıyor, şoför mahallinden uzanıp, ‘ipini’ sarkıtmıyor. ‘Ayrılıkçı Turizm’, ‘Tekyön Seyahat’ gibi ‘ihtiyaç molası’nı dağın başında vermiyor, ‘muavinleri’ de çocuk değil. ‘Stabilize yolu’ tercih ediyor, ‘mıcıra’ girmiyor. Güvenle gidip, kimsenin burnu bile kanamadan dönüyor. Bu nedenle karayolunda seyreden bütün otobüsleri, ‘DNA Birlik’ aracı olarak görmek yanlış.

Karoseri kaldı geriye

Otobüs deyince insanın aklına geliyor, daha doğrusu, aklından çıkmıyor hiç.

İstanbul Küçükçekmece'de İETT otobüsüne molotof kokteylli saldırıda, feci şekilde yüzü yanan Serap Eser (17) adlı genç kızın, kaldırıldığı hastanede, bir ay sonra yaşamını yitirmesi, PKK'nın, İstanbul Halkalı'da servis otobüsüne yaptığı kanlı baskında, dershaneye giden Buse Sarıyağ’ın (17) hayatını kaybetmesi…

Esenler’de, molotofla yakılarak hurdaya ayrılan, Ümraniye’de kullanılamaz hale gelen İETT otobüsleri… Adana’da, Mersin-Tarsus’ta geriye sadece karoseri kalan, terör mağduru toplu taşıma araçları… Mersin, D-400 Karayolu’nda şehirlerarası otobüslerin taşlanması, İstanbul Başakşehir'de, Sancantepe’de içinde yolcu olan 3 İETT otobüsünün taş yağmuruna tutulması…

‘Teröristan’

İETT otobüslerinin giremediği, saldırıya uğradığı için ‘polis eskortuyla’ gidilebilen, kısıtlanmış ya da iptal edilmiş bölgeler ve mahalleler var; Esenler, Bağcılar, Gaziosmanpaşa, Küçükçekmece, Okmeydanı, Kâğıthane, Ümraniye, Maltepe, Pendik, Sultanbeyli… Bu yüzden otobüse binmeden önce, güzergâhı öğrenmek için, ‘hareket amirliğine’ uğrayıp, “Affedersiniz, bu otobüs ‘teröristan’dan geçer mi acaba?” diye sorabilirsiniz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, günde 3 milyon, yılda 1 milyar yolcu taşıyan otobüslere ‘kara kutu’ ve ‘gizli kamera’ yerleştirme projesi realize olursa, medya, olaylarla ilgili ayrıntılara ulaşmada, TV kanalları da görüntü almada sıkıntısı çekmeyecek.

Otobüs toplu yakım aracı mı?

PKK’nın içinde yolcusu olan ‘toplu taşıma araçlarına’ azgın saldırıları karşısında, BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ‘yeni otobüs aldırma merakını’ anlamakta, insan zorlanıyor. Önde eskort çeken itfaiye arabası, ortada otobüs, arkaya takılmış ambulans… Demokrasinin siren sesleri…E onu da mı yaksınlar yani? Otobüs denen ‘toplu yakım aracı’ mı?

Böyle bir otobüse binmeden önce kepçe, buldozer, ekskavatör gibi ‘yıkım araçlarının’ operatörlüğünü bırakıp, bunlardan inmek gerekiyor ki, trafik rahatlasın. Asfaltları delik, deşik eden ‘palet izlerini’ de artık hiç görmeyelim.

'Hızını alamayan tren'

Erken Cumhuriyet döneminde, Osmanlı’da olduğu gibi, üzerinde hassasiyetle durulan demiryolu politikasının, süreç içinde rayları sökülürken, hükümetin ‘hızını alamayan tren’(!) projesi, toplu taşımada pozitif bir adımdı. BDP’nin, karayolu politikası ise ‘delikli metal’ kanadının, yol kapatma, ‘mayın çalışması’(!), otobüsü havaya kaldırma uygulamalarıyla şekillenirken, ‘şeş’ başkanın ‘yeni otobüs alımı’ benzetmesi, tam bir ‘dişi replik’ örneği oldu.

Otobüsleri hurdaya çıkarttırarak, o hatlarda yolculuk yapanları yaya bırakmak, ya da şoförün “Buraya kadar” dediği, yolcuların “Ama biz üç durak sonra inecektik” dayatmalarına, “Burası son durak, ilerisi kara toprak” şeklinde karşılık vermek zorunda bırakılmasına neden, büyük fotoğraftaki insanı yok sayan, bir bayrak, sınır, mühür, ferman fetişizmi.

‘Otobüs külüstür’ değil de, ‘metrobüs’tür mü diyoruz biz? Maalesef, herkes kendi anayasasının peşinde. ‘Consensus’u Ankara, ‘sen sus’, ‘sen sus’ kısmından anlıyor.

Neyse, ‘Hayır’lı yolculuklar’.

Not:

İnsanlıkta olduğu gibi, espride de, Türk, Kürt ayrımı yapılamaz ki keşke bazıları, sadece şaka olsa. Çünkü Türkiye’yi çepeçevre ‘regl’ oldurmaya, hiç kimsenin hakkı yok.

3