Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Karamehmet, savaşçı olduğunu ispatladı

Cumartesi, 16 Ocak 2010 - 05:00

Perşembe, Türkiye’nin ekonomik ve sportif tarihinde bir dönüm noktasıydı. Saatler boyunca, haber kanalları tarafından canlı olarak yayınlanan ihale, neresinden bakılırsa bakılsın bir İLK oluşturdu.

Burada sizlere, ihalenin astronomik rakamından, bu paranın nasıl karşılanacağından veya Digitürk’ün abone fiyatlarının zamlanıp zamlanmayacağından söz etmek istemiyorum.

Benim dikkatimi çeken, Mehmet Emin Karamehmet’ti. Saatler boyunca bir var olmak mücadelesi verdi.

Digitürk bu ihaleyi alamasaydı, bugüne kadar harcanan emekler ve yatırılan paralar boşa gidecekti. İhale açılır açılmaz birden bire masada Karamehmet’i gördük. Böyle bir durumla ilk defa karşılaşıyorduk. Şimdiye kadar patronlar katılmazlar, masada görülenler telefonla direktif alırlardı.

Önce tanınmadı. Etrafındaki arkadaşlar arasında aileden biri sananlar oldu. İnternetten resmini çıkarıp bakanlar vardı. Sonradan kimin kim olduğu anlaşılınca herkes hayretler içinde kaldı. Zira Karamehmet, medyaya konuşmayan, televizyonlarda dolaşmayan, kendi içine kapalı bir insandı. Nadiren demeç verirdi. Oysa şimdi milyonların izlediği bir ihalede resmen masaya el koymuştu. Karamehmet’i masada görünce, etrafımdakilere “Bu işi almadan bırakmaz, masadan eli boş dönmez dedim” dedim. Gerçekten de, tam anlamıyla işe el koydu, 4 saat süreyle direndi ve sonunda ihaleyi almasını bildi. Hem ona kan kusturan devlet bürokrasisine, hem de iş dünyasına “beni yıkamazsınız” mesajı verdi.

Nasıl bir savaşçı olduğunu gösterdi. Bir ara, Digitürk filan ortadan kalktı ve ihale Turkcell ile Türk Telekom arasındaki bir mücadeleye döndü. Tam bir bilek güreşi yaşandı.

İş adamlığı işte budur. Sadece oturup para dağıtmak değil, gerektiğinde işe el koymaktır. Varlığını koruyabilmektedir.

Şimdi herkes “Bakalım bu para nasıl bulunacak?” diye soruyor. Bunu başaran bir kişi parayı nereden bulacağını da bilir. Eminim daha önceden onu da hazırlamıştır.

Bravo doğrusu...

Yeter ki, devlet artık kurulu düzeni bozmasın, belirli mesafe almış kurumları ve şirketleri yıkmaya çalışmasın.

Medya açılımı neden fazla geldi?

Org. İlker Başbuğ, şimdiye kadar hiçbir Genelkurmay Başkanı’nın cesaret edemediği bir adım atmış ve haftalık basın toplantıları geleneğini başlatmıştı. Son derece doğru ve gerekli bir karardı. Uygulandığı sürece çok iyi sonuç verdi. Her cuma gününü merakla bekler olmuştuk. İstenen açıklamaları alamasak dahi, yine de soru sorulması çok doğruydu. Genelkurmay’ın şeffaflığını, soru sorulabilecek ve yanıt alınabilecek bir kurum olduğunu gösteriyordu. Askerin imajını değiştirmişti.

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu kadar çabuk vazgeçileceğine hiç ihtimal vermemiştim. Nedenini bilemiyorum. Eminim, bir takım sıkıntılarla karşı karşıya kalındı ki, Genelkurmay Başkanı “Yeter” dedi ve süreci durdurdu. Oysa TSK’ya psikolojik saldırı yaşandığının sık sık tekrarlandığı bir süreçten geçilirken, medya ile bu ilişkinin devam etmesi, neresinden bakılırsa bakılsın çok yararlı olurdu. Benim için Org. Başbuğ, şimdiye kadar gelmiş Genelkurmay Başkanları arasında medyaya en açık olanıydı. Kendine güveni sayesinde, her sorulan soruyu açıkça yanıtlayan bir alışkanlığı vardı.

Demek ki bu kadar şeffaflık TSK’ya fazla geldi. Bundan böyle o kapıların tekrar açılabileceğini hiç sanmıyorum. Ne yazık değil mi?

Peres’den devlet adamlığı dersi...

İsrail ile yaşanan son krizin en öğretici yanı, kimin devlet adamı, kimin basit politikacı olduğunu göstermesiydi.

Cumhurbaşkanı Peres krizin çözülmesinde en etkili rolü oynayarak damgasını vurdu. Oysa, Erdoğan’a ve dolayısıyla Türkiye’ye kırgın veya kızgın olması gerekenlerin başında geliyor. Davos olayı hâlâ belleklerde. Ancak Peres, politikacı değil de bir devlet adamı olduğunu gösterdi. Kendi dışişlerini uyardı ve özür anlamına gelen mektubun yazılmasını sağladı. Zaten ondan da başka türlüsü beklenmezdi.

Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayalon ise, hâlâ yanlış yaptığının farkında değil. Eleştirilere karşı ofisinden yapılan açıklamada “...Bunlar olağan şeyler. Ayalon’un krizi idare şeklinden İsrail kârlı çıkacaktır. Türkiye açıklamalarında bundan böyle çok daha dikkatli davranacaktır...” dendi.

İşte bu noktada yanılıyor.

Gazze dramı sürdükçe, Türkiye’den aynı eleştiriler çıkacaktır. Ne yazık ki, Türk-İsrail ilişkilerindeki eski tılsım artık yok. Bunun nedeninin bir bölümü Ak Parti’nin İsrail’in tutumuyla ilgili bakışı ise, asıl nedeni İsrail’in zavallı Filistin halkına yıllardır çektirdikleridir.

Mezarlığa yeni bir yasa gömmeyelim...

Sigara ve Sağlık Komitesi Başkanı Prof. Elif Dağlı tüm iyi niyetiyle, sigaranın evlerde içilmesinin de yasaklanması için harekete geçileceğini açıkladı.

Aman yapmayın...

Ne kadar iyi niyet dolu olunursa olunsun, bazı adımlar vardır ki, yanlış şekilde harekete geçildiği taktirde, tam tersi sonuçlar alınır.

İşte bunlardan biri de, sigarayı evlerde yasaklamaktır.

Ev, herkesin kendi hükümdarlığıdır. Orada yasaları ev sahipleri çıkarırlar. Evin babası veya annesi, başkalarının evleri hakkında kararlar vermelerini kesinlikle istemezler. Ayrıca, yasa çıkarılsa dahi, uygulamazlar.

Eğer sigara içen bir aile ise, istediğiniz kadar yasa çıksın, umurlarında bile olmaz.

Sigara içmeyen bir aile ise, çok yakın arkadaşları geldiğinde onları reddetmek istemiyorlarsa, yine yasayı umursamazlar.

Uygulanmayacak bir yasa çıkarmak da en büyük tehlikedir.

Üstelik ülkemiz, yasa mezarlığıdır ve bundan dolayı da, yeni bir mezar daha kazmayalım.

İşsizlik erken seçimi önlüyor

İşsizlik rakamları, beklenmedik bir düşüş gösterdi. Sevinmemek elde değil, ancak hâlâ çok yüksek.

Ak Parti iktidara geldiğinde yüzde 11.4 oranındaydı. Mali-ekonomik kriz, bu rakamı inanılmaz oranlara çıkardı. Şu anda, yüzde 14’lerden yüzde 13’e düşmüş durumda.

Bu arada diğer iki rakam daha var ki, birlikte değerlendirildiği taktirde bize 2010’da neler yaşanabileceğini gösteriyor. Biri, 11 milyon kişinin hâlâ yoksulluk, diğeri de 274 bin kişinin açlık çizgisinde olduğu ile ilgili. Bu durumda, iktidarın 2010 yılında erken seçime gitmesi imkansız gibi görünüyor. Bu rakamların azalması da, IMF ile bir anlaşma yapılmasına ve dış kredilerin-yatırımların artmasına bağlı. Hiçbir iktidar, bu kadar işsizle seçime gitmez. Partiler oy kaybetmek istemiyorlarsa, koşulların düzelmesini beklerler. İşte son rakamlar bu gerçeği ortaya koyuyor.

Meslek üniversitesi, engelliler koleji...

Hafta içinde Fiyapı’nın sahibi Fikret İnan ile birlikte oldum. İlk defa karşılaşıyordum ve yaptıkları kadar, anlattıklarından çok etkilendim. Galiba ilk defa bir meslek üniversitesi kuruyormuş. Mühendis ve mimar yetiştirecek olan bu üniversitede gençler teorik bilgi alacaklar, aynı zamanda Fiyapı’da uygulamalı staj yapabilecekler.

Bir de engelliler için hazırlanan kolej var.

İstanbul Yeşilyurt’ta, 256 gencin okuyacağı bu koleje görme-işitme-zihinsel engelliler alınacak. 8’er kişilik 8 sınıf ve 16’sı 0-6 yaş arası olmak üzere bu gençler için özel eğitimciler de hazırlanacak. Görme engellilere eğitim verecek olanlar 3 ay gözleri kapalı yaşayacak, işitme engelliler için çok iyi işaret dili bilenler aranacak ve tüm eğitim bedava olacak. Bravo Fikret İnan’a...

Ucuz ancak modern daireler yaparak, bu ülkede yepyeni bir dönem başlatan, müteahhitlerin de sürümden para kazanabileceklerini gösteren bir iş adamı. Paranın üstüne yatmadan paylaşıyor. Hem kendi meslek dalına eleman yetiştiriyor, hem de bu toplumun en talihsizlerine el uzatıyor. Helal olsun...