Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Kardak kahramanı Hasdal'dan yazıyor!

Cumartesi, 20 Mart 2010 - 05:00

Çanakkale Deniz Savaşı Zaferi’nin 95. yılı törenlerini izler, Şehitler Günü’nde kaybettiğimiz askerlerimizi anarken bilgisayarımdaki bir mektup, bütün duygularımı altüst ediyor. Bu mektup, Hasdal Askeri Cezaevi’nde yatan SAT Komandosu, Kardak kahramanı Deniz kıd. Kurmay Albay Ali Türkşen’den geliyor. Ne oldu da göz bebeğimiz ordumuzun en parlak kurmay subaylarını, geleceğin komutanlarını tutuklayıp erlerin gözetiminde cezaevine koyduk? Onlara en olmayacak, inanılmaz suçlamalar, iddialar yönelttik ve aylardır yargılanmalarını tutuklu olarak sürdürüyorlar? Gencecik teğmenleri komutanlarına suikast düzenleyecekleri iddiasıyla içeri tıktık? TSK’yı etkisizleştirmek, güvenilirliğini ve prestijini azaltmak için oynanan oyunların en büyüğü, asimetrik psikolojik taarruzun en yoğunu Deniz Kuvvetleri’ne yönelik yapılıyor. Denizcilere ayrı bir husumet ve öfke var. Sanki uzaklarda bir ülke, donanmasının Karadeniz’e, sokulmamasının intikamını alıyor, sanki, bilemem, söylenti muhtelif. Ancak, emrinde depolar dolusu cephane olan komutanların sözüm ona denizden çıkan üç beş silahla darbe yapacak olmakla suçlanması ve bunun imzasız mektup ihbarlarına dayandırılması, tutukluluk sürelerinin cezaya dönüşmesi hukuka olan güveni ve inancı da sarsıyor. Hafta içinde TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nun Hasdal Askeri Cezaevi’ne yaptığı ziyarette heyet üyesi milletvekilleriyle görüşmeyi reddeden komutanların bu tepkisi gözleri tekrar tutuklu amirallerin üzerine çekti. İşte tüm bu gelişmeler üzerine Hasdal’dan gelen bir tutuklu mektubunun bazı bölümlerini, oradaki havayı anlamanız için, sizinle paylaşmak istiyorum.

Komutanlar koğuş temizliyor

“Deniz Kuvvetleri karargâhında tek bir koridorda aynı anda bulamayacağınız sayıda amiral, albay, yarbay, binbaşı ve teğmenlerle, helikopter pistinden bile ufak bir alanda volta atmaktan geliyorum. Deniz Okullarımız, gemilerimizdeki yaşam şartlarımız bize nasıl bir disiplin verdi ise, daracık bir alanda, günde iki saat havalandırma ile yaşanabiliyor. Mıntıka temizliği günlük faaliyetlerden. Bizim koğuşta teğmenden yarbaya tüm subaylar, tuvalet, bulaşık, ortak alan ve yatakhane kısımlarının temizliğini vardiyalı olarak paylaşmışlardı ve bu sayede bir mayın tarama/avcıbot yaşam alanı kadar bir yerde pırıl pırıl yaşamak mümkün olabiliyor. Bu arada; bizim yatakhanede Albaylara saygıdan temizlik vardiyası yazılmazken, Amiral/ General koğuşunun tüm temizliği Komutanlarımızın kendilerindeydi. Yine de her havalandırma saatinde, Cem GÜRDENİZ Komutanımın gülen yüzünü gördükçe şu soruyu sormadan edemedim: “Komutanım, siz kesinlikle bizim bilmediğimiz bir şey biliyor olmalısınız, hapishanede bu coşkuyu nereden buluyorsunuz?” Onun yanıtı şöyleydi:

Görevimiz hapis yatmak

“Bu da bir görev, bizim görevimiz şu anda hapis yatmak, bundan utanç duyacak olan son kişiler bizler olmalıyız.” Haydi biz mahpusluğa başlayalı birkaç gün olmuştu. Yaklaşık bir yıldır hapiste olan başta SAT özel ihtisaslı arkadaşlarımıza ve ağzı süt kokan pırıl pırıl genç teğmenlerimize ne demeli? Her birinin, şu halde bile birbirleriyle; “Sana 36 yıl mı istiyorlar bende iki müebbet var oğlum” diye takılabildikleri bir ruh halinden ya kaçık oldukları ya da çok sağlam bir ruha sahip olduklarını çıkarabilirsiniz. Elbette bu, Türk askeri olmanın, Bahriyenin bizlere kazandırdığı eşsiz disiplinin bir eseri. Bu vesileyle Hasdal Ceza ve Tutuk Evini akın akın ziyaretleriyle yaşanılır kılan, Türkiye’nin şu sıkıntılı ekonomik koşullarında imkanlarını paylaşmayı teklif eden/paylaşan tüm sevenlerimize şahsım ve tüm Bahriyeli Hasdal mahpusları adına teşekkürlerimizi ve şükranlarımızı sunuyorum. Tutuklandığımda çok üzülmedim; yaklaşık bir yıldır göremediğim SAT kardeşlerimi görecektim. Tahliye edildiğimde çok sevinmedim, içeride kardeşlerim, arkadaşlarım, Komutanlarım kaldı. Bir gün üzerimizdeki tüm bu uğursuzluk kalktığında, bize bu oyunları oynayanlar bulunduğunda, bu oyunlara bilerek ve isteyerek alet olanlar adaletle yargılandığında, tüm sevenlerimizle dışarıda buluştuğumuzda, sevincimiz tam olacak. Günlük koşuşturma içinde bazen çok bunalırsanız, çok zor şartlar altında, iftiraya uğramış bir grup denizcinin, disiplinlerinden hiç taviz vermeden yaşamaya çalıştıklarını, her yemeğin sonunda “Allah devletimize milletimize zeval vermesin, hiç bir faydamız olmadığı halde bugün de karnımızı doyurdu” diye dua ederek sofradan kalktıklarını unutmayın. Allah zalimleri sevmez. İftira atan, komplo kuran, yalan söyleyen, ne bu dünyada ne ahirette hayır etmez. Bir gün tüm gerçekler ortaya çıktığında kazanan yine Türkiye, ülkemiz, insanımız, Bahriyemiz olacak. O güne kadar inanmaktan ve bu inancı yaymaktan vazgeçmeyin.

Ali TÜRKŞEN, Dz. Kur. Kd. Alb. Kısa bir süre HASDAL Ceza ve Tutukevi B-2 koğuşu mahpuslarından”