Aytül Farquharson

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Kardeşlik ilişkisi bir ailenin belkemiği...

Pazar, 01 Ağustos 2010 - 05:00

İster hayatımızdan bir yolcu gemisi şeklinde geçmiş gitmiş olsun, ister her hafta, hatta her gün arayıp görüştüğümüz, hayatımızdaki en önemli kişilerden olsun, kardeşimiz yaşadığımız sürece hemen her an varlığının farkında olduğumuz biri... Kardeş ya da kardeşlerimizle, benliğimizin derinliklerinde kimseyle paylaşamadığımız bir ortaklık duygusu hakim. Bundan daha da önemli olan fakat pek çoğumuzun aklına bile gelmeyen bir başka gerçek de şu: Yetişkin hayatımızda iş ve aşk konusunda kişilik özelliklerimiz, tecrübe ettiğimiz kardeşlik ilişkilerinden besleniyor! Gelişim psikoloğu Judy Dunn’e göre kardeşlik ilişkisi ‘rahatsız edici derecede’ yakın bir ilişki. Çocukluktaki ilk sosyal tecrübelerimizi kardeş ilişkilerimizden ediniyoruz. Sosyal dünyayı onlar sayesinde tanıyoruz ve daha da önemlisi kendimizi onlar sayesinde keşfediyoruz. Kardeşlik ilişkileri ister istemez duygusal olarak çok yoğun yaşanan ilişkiler haline geliyor. Normalde basit bir ev yaşantısı, kardeşlik ilişkileri yüzünden bir drama haline gelebiliyor. Hep duymaz mıyız çaresiz anne babaların serzenişlerini; “Bizim oğlanlar yine kapıştı, ne yapacağımızı şaşırdık! Neyi paylaşamıyorlar bir anlayabilsek...” Çocuklar ilk sosyal yarışlarını da kardeşleriyle tecrübe ediyorlar. Kim anne babanın dikkatini daha çok çekebilir, kim evin yıldızı olabilir, bunun sınırlarını denemeye başlıyor kardeşler. Bu yarışta her zaman güleryüzle geçmiyorlar birbirlerinin yanından tabii.

Neden kardeş düşmanlığı?

Psikolog Dunn yaptığı araştırmalar sonucunda çocukların 12 aydan bile daha küçük yaşta son derece gelişmiş bir sosyal bilinç sergilediklerini söylüyor. Küçük yaşlardan itibaren çocuklar anne babaların sevgi, sıcaklık, gurur duyma, koruma gözetme, disiplin gibi sosyal iletişim stratejilerinde kardeşler arasında eşit davranıp davranmadıklarını çok iyi fark ediyorlar. Özellikle anne sevgisinin kardeşler arasında eşit dağıtılmadığı durumlarda haksızlığa uğradığını düşünen çocuklar, endişe, anksiyete, depresyon gibi sorunlarla karşı karşıya kalabiliyorlar. Ve kendilerini değerlendirdiklerinde hissettikleri eksiklik duygusu kaçınılmaz oluyor. Sevgi eşitsizliği ne kadar büyükse veya çocuk tarafından ne kadar büyük algılanıyorsa, kardeşler arasındaki düşmanlık da o kadar büyük oluyor. Sevgi dağıtımında eşitlik gözetmeyen ailelerde büyüyen çocuklar ister sevgiyi daha fazla alan olsun ister de daha az, durum hiç fark etmiyor. Bu çocuklar hayatları boyunca uyum sağlamada ciddi problemler yaşıyorlar. Özellikle yetişkinlik çağında kurdukları ilişkilerde zorluklar çekiyorlar.

Peki ya anneler babalar niye çocuklarına karşı haksızlık yapar?

Judy Dunn, “Anne babada bu davranışa neden olan genellikle her çocuğun farklı kişiliği” diyor. Kimi çocuğu anne babalar ‘iyi çocuk’ olarak görüyorlar. Daha az problem getiren yani... Halbuki diğer kardeş bunu ‘iyi çocuk’ olmak şeklinde değerlendirmiyor. Tam tersine kardeşini herkesten iyi tanıyarak, kardeşin iyi çocuk değil ‘iyi manipülasyoncu’ olduğunu, anne babasının tamamıyla haksız yere iki kardeş arasında ayırım yaptığını düşünebiliyor. Uzmanlar ebeveyn davranışının kardeşlik ilişkilerinin ileriki hayat boyutunu belirleyen etkenlerden sadece bir tanesi olduğunu söylüyor. En önemli etken ise çocuğun kişilik yapısı. Yani, çocuğun sinirli, aksi, veya yumuşak, değişik tecrübelere açık ve esnek bir yapıya sahip olup olmadığı.

Aynı ev ortamında doğup da farklı ailelerde büyümek mümkün mü?

Bir başka dikkat çeken nokta ise çocukların aynı ev mekanında nasıl farklı aile ortamlarından geçtikleri. Diyeceksiniz ki “Öyle saçma şey olur mu? Aynı evi paylaşan çocuklar nasıl farklı bir ortam tecrübe edebilirler?” Çocuklar, sadece görünüşte aynı ortamı tecrübe ediyorlar. Esasen çocuklar yaş, güç, anlama kapasitesi, hassasiyet, anne babanın kendilerine olan davranışları, kardeşler arasındaki ilişki dinamiğinde görülen farklılıklar nedeniyle, aynı ev ortamını farklı şekillerde tecrübe ediyorlar. Benzer tecrübeler kardeşlerden her birini farklı etkiliyor.

Rekabet iyi mi kötü mü?

Çocuklar, anne babanın ilgi ve hayranlığını çekmeye ve diğer kardeşler arasında kendilerini farklı kişilikler olarak ortaya çıkarmaya uğraşıyorlar. Kendilerini ailedeki diğer çocuklar arasında farklı ve özel kılacak bir ‘niş’ bulmaya çalışıyorlar. Bu gayret ise çocukların ileri hayata hazırlanma ve kimlik bulma savaşında çok faydalı. Erken yaşlarda edindiğimiz aile ortamı tecrübeleri derin izler bırakıyor ve ister istemez kendimize ve başkalarına bakış açımızı ve değerlendirme stratejilerimizi belirliyor.

Güçlü olan kazanır!

Aile ortamında kardeşler arasındaki yarışta fazla sivrilemediyseniz, yetişkin hayatınızda, memnun edilmesi neredeyse imkansız olan eş veya patron modelini seçmeniz çok olası. Çünkü küçük yaşta öğrenilen düşünme tarzı sabitleniyor. Uzmanlara göre kardeşlik rekabeti çocuklara yetişkin hayatlarında nasıl savaşıp, karşılaştıkları sorunları çözebileceklerini öğretiyor. Mutlu ve başarılı yetişkin hayatının reçetesindeki bileşimin büyük bölümü de kardeşlik tecrübesinden geliyor. Güçlü olan savaşı kazanır! Kardeşlik ilişkisini de Darwin gözlükleriyle görmemek neredeyse mümkün değil, değil mi?

Anne babalar ayrım yaptığını kabul etmiyor

Yapılan araştırmalar çoğunlukla çok çocuklu aile ortamlarında ebeveynlerin kardeşler arasında herhangi bir şekilde ayırım yaptığını gösteriyor. Bu ayırım maddi veya manevi olabiliyor. Genellikle de kaynaklandığı neden anne babanın kendi bakış açılarına göre çocukta ‘daha iyi bir kişilik yapısı’ görmeleri. Burada altını çizmemiz gereken ifade ‘kendilerine göre’ olmalı. Anne baba evde huzur istiyor. Kolay, sıkıntı vermeyen çocuklar tercih sebebi! Ama diğer yandan da çocuklarının birbirlerine yakın ve sevgi dolu olmalarını bekliyorlar... Peki niye inkar? Çünkü hiçbir anne baba kendi doğurup büyüttüğü çocuğuna haksızlık etmiş olduğu düşüncesi veya duygusuyla yaşamak istemez. Psikolojik olarak kendini korumaya almanın en kolay yolu da inkar etmek olacaktır böyle bir durumda.

Kardeşlikte dananın kuyruğu

Genellikle kardeşlik ilişkisinin gerçek yüzü yaşlanan anne babanın bakımı veya miras söz konusu olduğunda ortaya çıkıyor. Bu durumlarda kardeşlerin bir araya gelip, ortak kararlar alması gerekiyor. İşte o zaman dananın kuyruğu kopuyor. Araştırmalar; miras paylaşımında görülen eşitsizliğin kardeşlik ilişkisini sonlandırdığını, ve bu konuda haksızlığa uğrayan kardeşlerin birbirine daha sıkı bağlandığını gösteriyor. Kardeş bu dünyada dostluğu, yakınlığı anlamamızda bizim için en değerli varlık. Onun kıymetini bilmek ve bu ilişkiyi geliştirip, ilerletmek, özen göstermek gerekiyor. Ama ondan önce bu konuda bir şey yapması gereken varsa o da anne babalar... Çocukları arasında ayırım yapmadan seven, bunu onlara en doğru şekilde gösteren bir anne baba onlara ileriki hayatları için en güzel mirası hazırlıyor demektir...