'Karım yeter derse dükkanı kapatırım'

Komedi Dükkanı'nın yıldızı Tolga Çevik, asker dönüşü ilk kez konuştu

a
a
Pazar, 05 Eylül 2010 - 12:19


'Karım yeter derse dükkanı kapatırım'

İki yıllık aradan sonra Komedi Dükkanı’nı açıyorsunuz. Dönüş, yeniden başlamak gibi heyecanlandırıyor mu?

Çok heyecanlıyım. 2 yıl uzun bir süre. Çok özledik. Ben, teknik ekip ve Plato çok heyecanlıyız.

Komedi Dükkanı yarıda kalmış gibi mi hissediyorsunuz?

Yarıda kaldı çünkü onun 4 yıllık planlanmış hikâyesi var. Bunu en başında kurgulayarak başladım. Şimdi o hikâyenin yarısından biraz ilerideyiz. O karakterin sahneye çıktığı ilk günden bu güne bir gelişimi var, bizi sürekli sesiyle yöneten yönetmenle arasındaki ilişkide bir gelişim var. Kendiyle ilgili keşfedeceği şeyler var. Görmeyeceğiz ama sesinden anlayacağız. Ama bu sene sahnede bazı değişiklikler olacak.

Komedi Dükkanı’nı bitireceğiniz tarih belli mi?

Komedi Dükkanı bitecek elbette. Bitmesi gerekir, güzelliğinin anlaşılması için. İnsanlar da o yüzden ölür, hayatın güzelliği anlaşılsın diye. Türkiye’de başarılı olan bir işi 35 sene oynatmak gibi bir âdet var. Ben buna taraftar değilim. Tadında kalmalı. 

TV’de yeni bir şey tutturmak o kadar kolay değil. Komedi Dükkanı’nı dört yıllık bir hikâye olarak planlayıp, bunu bitirecek olmanız, altın yumurtlayan tavuğu kesmek değil mi?

Tam tersi, tavuğu tam zamanında keserseniz lezzeti çok güzel olur. Yedi sene sonra devam ederse artık ana haber bülteni gibi olur. 

Askerdeyken televizyon piyasasında yapılan işleri takip ettiniz mi?

Çok nadir, genelde çünkü ‘89-2 tertipleri özledim’ benzeri mesajları yayınlayan kanalları izliyor arkadaşlar. Siz de arada kıvrılıyorsunuz. “National Geographic açalım” dediğinizde alay dönüp size bir bakıyor. Alay ismi de oradan geliyor herhalde.

15 aylık askerlik arasını kariyerinizde kayıp olarak görüyor musunuz? Bir tecrübe kattı mı?

Çok bahsetmem doğru olmaz ama güzel bir tecrübe oldu. Vazifeyi yerine getirmeye çalıştım. Geçen zamanı asla kayıp olarak görmüyorum. Binlerce insan tanıdım. Burada gözlem yapmak için vakit ayırmanız gerek, oradaysa gözlemin içinde yatıyorsunuz.

Yeni hikâyeler yazdınız mı?

Yazdım tabii. Bir yandan yeni sinema filmimize çalışıyoruz. Önümüzdeki 5 yıl çok hareketli olacak. Bu yoğunluktan birazcık uzaklaşıp kendi mesleğimle ilgili objektif olmayı yakaladım.

Çocuklarınızla en çok neler yaptınız askerden gelince?

Beraber uyuyup beraber uyanmayı çok özlediler. Yaşları çok küçük, onların duygularını tatmin etmek lazım. Bol bol yüzdük.

Askerdeyken özleminizi mektuplarla mı dile getirdiniz, ailenizle ilgili ne notlar aldınız?

Ben öyle kalemle bir şey yazmam her şeyi kafama yazarım. Hikâyelerimi de kafama yazarım. Unutmam, hikâye sizinse unutmazsınız, çalıntıysa unutursunuz. Komedi Dükkanı’nı çıkarma sebeblerimden biri de odur. Ben yazmaktan hiç hoşlanmam, o yüzden doğaçlama bir işe giriştim.

Magazinel ortamlarda özellikle mi görünmüyorsunuz?

Benim hayatımda oyunculuk ikinci sıradadır. İlk sırada evim vardır. Yarın sabah kepengi kapatır bırakırım. Süpermarket açarım.

Oyunculuk dükkânını hangi şartlarda kapatırsınız?

Karım, ‘Yeter eve gel, yedi gün eve gel’ derse kapatırım dükkanı. Çünkü evim her şeyden önemlidir.

Komedide mesaj verme tartışması çıkıyor sık sık, siz hangisine taraftarsınız?

O üsluba girer, benim de çok içinde olmadığım bir şeydir. Doğum tarihi itibarıyla arada kalmış kayıp bir jenerasyonum. 1974 doğumluyum. Birçok şey bitmiş, bazı şeyler olmak üzereymiş biz bebekmişiz. Gözümüzü açıp ayağa kalktık renkli televizyon geldi. Benim vereceğim mesaj birbirinizi sevmenizle ilgili olabilir. Siyasi dokundurmalar bizi aşar. Nasrettin Hoca’ya yaslarsan sırtını 250 sene sırtın yere gelmez. Onları örnek alıyoruz. Öyle güzel sokar ki lafı, gülersin eve gidince anlarsın ağır geçirdiğini. Budur doğrusu ve güzeli.

"SEYİRCİNİN BÜYÜSÜNÜ BOZMAMALI"

Şöhret psikolojisinin bu tür bırakmaları kaldırmayacağı söylenir!

Yok efendim ne alakası var. Rahmetli Gazanfer Özcan 57 yıllık oyuncuydu. Oyun oynamadığı bir sezon yok ve gül gibi bir evliliği vardı. İstersen bulursun, yaparsın. Biz böyle gördük, aile önde gelir. İçimde var ve seviyorum bu kavramı. Hadi çıkalım da ortada görünelim diye bir şey yok. Biz iş yaptığımızda zaten görünüyoruz. Bir de ortada görürlerse sıkılırlar. Tam tersi dezavantajdır. Seni öyle sevip hayal ediyor. ‘A bu herif capri’mi giyiyor ne saçma’ diyecek ve biteceksin onun gözünde belki. Seyircinin büyüsünü bozmamak lazım.

Fazla göz önünde olmak sizi de korkutuyor olabilir mi?

Biz de geziyoruz ama görünmeyi dert etmiyoruz. Bekârken çok geziyorduk. Bir yaş var ve evlenme yaşı diyoruz biz ona. ‘Bu insanı çok seviyorum, dışarlarda niye sürteyim ki’ deyip evleniyorsun. Ben öyle evlenmiş bir insanım. Evimi seviyorum. Düşünmek fikir üretmek için ofisimiz var ama ben bulaşık yıkarken düşünüyorum. Eşim Özge ‘Bırak sana makine var’ diyor. Ben seviyorum, orada yaratıyorum çünkü. Komedi Dükkanı da su teknesinde çıktı bulaşık yıkarken. Bundan sonra gezmeyeceğimin garantisi yok. Karıma diyeceğim ki ‘Hadi hayatım sen de tıkıldın eve’ belki iki ay sonra çıkmaya başlayacağız. Magazinel bir adam olamadım. İnsanın kendi içindeki magazin duygusu molotof kokteyli gibi. Güzel bir şey yaratmaya çalışıyorsunuz. Taşırken düşürürsen ayvayı yersin. Belki böyle korkum var. Bilmiyorum.

Bülent İpek/HT Magazin

2