Kavuğunun içinden çıkardıklarıyla...

Pazar, 07 Ocak 2018 - 05:00

Aynı zaman diliminde yaşamaktan şeref duyduğum iki ustayı bir gün içinde yitirdik. Biri, çınar gibi ayaktayken sahneye köklerini salan büyük usta Münir Özkul’du...

Belki size tuhaf gelebilir. Son 10 yılda yaklaşık 70 küsur kez Münir Özkul’u kaybettiğimizin haberi yayılmış. Biz sevenleri için her seferi ayrı acı. “Bu yüzden” diyor kızı Güner Özkul, “Bu acı gerçeğe irademizin dışında alıştırıldık”...

Mahmut Hoca’yı izleyerek büyüyen bir kuşak ne kadar acımasız, Yaşar Usta’nın “Bak beyim...” diye uzayıp giden o tiradını ezberlemiş insanlar ne kadar şereften yoksun olabilir ki?

Var ama böyleleri. Aynı çağda yaşamaktan utandıklarım da var elbet. Ben Münir Özkul’u Mahmut Hoca, Yaşar Usta, Turşucu Kazım ve son olarak sahnede izlediğim Mimar Sinan gömleğiyle hatırlayacağım...

Yoklama alıp veren kimsenin (neredeyse) hayatta olmadığı “Hababam Sınıfı”nın hafıza odalarımda çınlayan ders zili sesiyle. Nur içinde yat “Münir Baba”...

İDMAN BİTTİ SIRA MAÇTA

“Sadettin Teksoy Zaman Tüneli” (teve2) dün bitti. Ama bu Sadettin Teksoy’un ekran serüveni bitti anlamanı gelmiyor... Bu çok özel format Sadettin Teksoy’un yıllar önce yaptığı efsane işlerin tekrarlarından oluşuyordu. Bir nevi hafıza tazeleme, bir nevi de “doksanlar” serisiydi...

Sadettin Teksoy şimdi özüne dönüyor. Alana çıkarak yine fenomen avına devam edecek. Kabul etmek gerekir ki Sadettin Teksoy televizyonların en donanımlı entelektüellerinden biri...

Birkaç yabancı dilin yanı sıra çok derin tarih, din ve kültür birikimi var. Hepsini bir bünyede toplayan bir TV karakteri bulmak kolay değil. Ondan öylece vazgeçmek de. Meselenin doğrusunu herkes bilsin isterim!

O GÜZEL SOFRALAR DÖNER Mİ?

“Yemekteyiz” (TV8) “Emeğinize sağlık”, “Bir tık daha pişmeliydi”, “Bu mönüyle risk almamış” gibi cümleleri havsalamıza sokan bir program oldu...

Her seferinde sunucu Onur Büyüktopçu’nun yarışmacıları adalete davet ettiği ve her seferinde herkesin zoraki emeğe saygı duruşu yaptığı bu program kaybettiğimiz sofra değerlerini bize yeniden kazandırabilecek mi, merak ediyorum...

Çoktan umudunu kesenler var. Ama arada bir bu haftanın galibi Azize Sevinç ablamız gibilerle ve onların geleneksel tevazuu ile ben bir umut daha var diyorum. O ve benzerlerini izledikçe sofrada bir umut mumu hep yanacak!

AH BİR DE AYDIN AĞABEY VAR

Aydın Boysan ağabeyim de cuma günü Hakk’a yürüdü. Birlikte yaptığımız dört program, bir belgesel vardı. Aynı masada oturmuşluğumuz keza...

Evine, memleketine, anılarına bağlı, zorda bile nüktenin ustalığıyla gülümsetmeyi bilen mimar, yazar ve Yedikule’nin hayırlı komşusu olarak tanıdım onu...

Şimdi neredeyse kimsenin kullanmadığı faks ile haberleştiğimiz Aydın ağabey, yengeyi kaybettiğimizden bu yana ışığını da kaybetmiş bir gemici feneri gibiydi. Ama ismi gibi hep yolunu ve geceyi aydınlattı...

Aydın ağabey masaya oturduğu gibi kalkabilen edep efendisi olarak, modern bir anı anlatıcısı olarak, her seferinde heybesinden heybemize cömertçe doldurduğu bilginin sakisi olarak yaşadıkça masamızda hep bir fazla sandalyede oturacak. Allah gani gani rahmet eylesin!

AH ŞU YAŞAM KOÇLARI

Geçende izlediğim bir sağlık programında doktor olmayan yaşam koçlarından(!) biri “Günde en fazla bir küçük şişe maden suyu için” diyordu...

Oysaki ben maden suyunu aktif yaşayan, kent hayatının yükü çaktırmadan omuzuna binen, kemiklerini, bilek gücünü, hafızasını yitiren insanların abı hayat suyu olarak bilirdim...

Neyse, önceki akşam aynı masayı paylaştığımız Sırma maden sularının yöneticisi arkadaşım çeşitli bilimsel raporlardan özetle günde bir litre maden suyu tüketmek gerektiğini aktardı. Soda değil ama “maden suyu”...

Sağlık programı yapan sevgili dostlardan yayın mecralarının genişliğini düşünerek işinin ehli olmayan yaşam koçları konusunda biraz daha hassas tercihlerde bulunmasını rica ediyorum...

İnsanımız sağlık denen şeyi TV ekranından öğrenmeye bu kadar hevesliyken hele. Aman!