Kaynaklarını iyi yöneten şansını da yönlendirebilir

a
a
Salı, 16 Kasım 2010 - 05:00

Geçtiğimiz Ekim ayında Türkiye’ye ünlü işletme okulu Insead’dan bir yönetim uzmanı gelmişti. Anıl Gaba adlı bu önemli yönetim uzmanının uzmanlık alanını anlamak için kitaplarına baktığımda, önce ‘Değişim yönetimi’ (Change management) dikkatimi çekmişti. Sonradan dikkatle bakınca, ‘change’ değil, ‘chance’ (şans) olduğunu gördüm. Kitap, ‘Şansla Dans Etmek’ adını taşıyordu ve iş dünyasında şansı yaratma ve şansın önemine odaklanıyordu. Anıl Gaba, ‘Şansın altını’ çizerken, ‘şans eseri olabilecekleri tahmin etmek yerine, alınması gereken önlemlere’ dikkat çekiyordu.

[[HAFTAYA]]

İş hayatında şans önemli

Anıl Gaba, iş dünyasında şans faktörünün, tahmin edilenden çok etkili olduğunu söylüyor. Çok sayıda işadamı ve girişimcinin de şans faktörüyle birlikte yükselip, zengin olduklarını söylüyor. Aslında şansın Türkiye’de örnekleri de yok değil. Geçtiğimiz haftalarda Garanti Bankası’nın, BBVA ile ortaklığının açıklandığı basın toplantısında Ferit Şahenk’i dinlerken, aynı şeyi düşündüm. 9 yıl önce ‘şansızlık’ diye nitelendirilen bir gelişme, Anıl Gaba’nın dediği gibi, ‘durumu iyi kotaracak kaynaklara sahip olma’ gücü nedeniyle, Ekim 2010’da büyük bir ‘şansa’ dönüşmüştü.

Intesa’nın şansızlığı!

Bunu anlamak için biraz geriye, 11 Eylül 2001’e gidelim. ABD’de İkiz Kuleler’e saldırı yapıldığı gün, Garanti Bankası ile İtalyan Intesa’nın ortaklığı tamamlanmak üzereydi. Artık işler imzaya kalmıştı. İçinde Garanti Emeklilik ve Garanti Sigorta hisseleri olduğu halde, bankanın hisselerinin yüzde 35’ini alacaktı. Bankanın değeri de o tarihte 800 milyon dolar olarak hesaplanmıştı. Ancak, 11 Eylül’de ABD’ye saldırı olunca, Intesa görüşmeleri iptal etti. O dönemi hatırlıyorum. Doğuş Grubu’nda, patronu Ferit Şahenk’te ve iş dünyasında büyük bir moral bozukluğu yaratmıştı. Hatta, ‘Ne büyük şanssızlık’ diyenler olmuştu.

Doğuş’un şansı oldu

Fakat o günün şanssızlığı, bugünün şansı oldu. Garanti, Sigorta’daki hisselerini Euroko’ya, Emeklilik’teki bir kısım hissesini de yine Euroko’ya sattı. Onlardan milyar dolar üzerinde gelir elde etti. Ardından BBVA satışında bankanın piyasa değeri 26 milyar doları geçti, Doğuş da yüzde 6.29’luk payını 2 milyar dolara İspanyollara devretti. Bütün bunlar sadece 9 yılda gerçekleşti. Şimdi Garanti’nin şansı olan bu gerçek, Intesa için ‘şanssızlık’ oldu. Oysa, ‘iyi yönetebilseydi’, onların şansı olarak tarihteki yerini alacaktı.

Zorlu’nun müthiş azmi!

Pazar günü Vatan gazetesinde Cem Boyner ile söyleşi vardı. Boyner, Ahmet Zorlu’nun yeni projesi Zorlu Center’ı ve orada yapacağı yatırıma da değinmiş. Ahmet Zorlu’yu, son dönemde sık duyduğum bir şekilde takdir eden sözler söylemiş: “Dünyanın problemlerini çıkarttılar, yılmadı, kaçmadı, başardı. Dubai Emiri, İETT arsasında benzer zorlukları görünce kaçıverdi. Niye biri kaçtı, diğeri kelle koltukta inançla devam etti?” Boyner, kendi sorusuna yanıtı da veriyor: “Deli ve Türk olduğu için... İnandı, bırakmadı ve yılmadı.”

Her türlü engele rağmen

Gerçekten de Ahmet Zorlu, 2 milyar dolar yatırdığı projede, her türlü engele rağmen yoluna devam ediyor. Üstelik, oluşturduğu projeyle, sadece Türkiye’de değil, dünyanın dört bir tarafında da heyecan yaratmış durumda... Yerli ve yabancı perakendecilerin projede yer alma yarışı da bunu ortaya koyuyor. Bu tamamen Ahmet Zorlu’nun azmi ve girişimcilik ruhundan kaynaklanıyor. Geçtiğimiz aylarda Kayseri’ye birlikte gittiğimiz Ferit Şahenk’ten de Zorlu’nun bu yönüyle ilgili bir değerlendirme dinlemiştim. Kayseri’de yaptığı konuşmada şunları söylemişti: “Vestel’i aldıklarında sadece 300 bin adet TV üretebiliyorlarmış. İlk yıl 600 bine çıkarmışlar. 1 milyon üretim hedefini koyunca kimse inanmamış, gülenler bile olmuş. 2010 hedefi ise 15 milyon TV üretimi. Bu çok önemli başarıdır.”

Daha çok Zorlu

lazım Hakikaten Ahmet Zorlu, son yılların en önemli girişimcilerinden biridir... Vestel, Zorlu olmasaydı, belki bugünkü Vestel olmayacak, binlerce kişiye iş veremeyecek ve milyarlarca dolarlık ihracat yapamayacaktı. O zaman ‘batma’ aşamasına gelmiş bir şirketi almış, Cem Boyner’in deyimiyle, ‘bir delilik’ yapmıştı. Şimdi ise dünya çapında bir markaya dönüştü. Bu tip girişimcilerin sayısını daha da artırmalıyız ki, geleceğin dünyasında daha çok söz sahibi olabilelim.

Dünyada para gerçekten bol

Altındaki yükselişin nedenini sorduğum finans uzmanlarından, ‘Bu kadar para basılırsa, altın yükselmeye devam eder’ yorumlarını alıyorum. Buna rağmen başta Amerika olmak üzere ülkelerin para basmaya yönelik girişimleri, henüz durma aşamasına gelmiş değil. O nedenle de altın 1.400 doları da geçti. Amerika , ikinci defa piyasaya para sürdü ama yeterli görmeyen, yenisini bekleyenler var. Bunu, önümüzdeki günlerde göreceğiz.

4 paranın öncülüğü

Amerika ve diğer ülkeler yeni para vermeye devam ederlerse, dünya çapında sirkülasyondaki para miktarı, Ekim sonu itibarıyla ulaştığı 4.7 trilyon dolardan daha yukarı düzeylere gidecek. Oysa, 1981’de 500 milyar dolar, 2007’de ise 3.5 trilyon dolar düzeyindeymiş. Gerçekten ciddi bir artış olmuş. Bu 4.7 trilyon doların yüzde 75’i, euro, ABD Doları, Japon Yeni ve Çin Yuanı’na ait. Son 1 yıldaki en önemli artışlar da yine bu para birimlerinden kaynaklanmış. Tabloya bakınca görüyorsunuz... 27 ülkeyi temsil eden euro ilk sırada, sonra yuan ve dolar geliyor. Türkiye’nin de ilk 10’da yer alması ilginç...