Kâbus gibi

Perşembe, 27 Ağustos 2009 - 11:30

Birisi açılım diyor, öbürü yıkım diyor. İkisinin de müşterisi var.
Laik-antilaik inatlaşması gibi bir şey.
Peki, söyleyin bakalım, hangisi
büyük tehlike? Bölücülük mü, irtica mı?
- İkisi de.
Olmaz.
Birinden biri daha büyük olmalı.
Söyleyin, hangisi daha yakın tehlike?

***

Sizi bilmem ama ben işin içinden çıkamadım.
Bu tehlikelerin ikisi birden mi gelip çökecek kafamıza, yoksa bunlar teker
teker mi gelecek?
Düşünüyorum.
Bu ülkeyi önce bölüp sonra mı şeriatlaştırmalı, yoksa önce
şeriatlaştırıp sonra mı bölmeli?
Kaça bölmeli?
Üçe, beşe, yediye, sekize, kaça?
Peki, Türkler’e yer yok mu?
Var.
Onlar Söğüt Kasabası’na yerleşip, hayata sıfırdan başlamalı.
Söğüt olmazsa Yalova’ya.

***

Görüyor musunuz?
Zafer Haftası’nda yazdığım şu yazıya bakar mısınız?
Ben böyle bir çocuk muydum?
Yahu her 30 Ağustos’a doğru coşar uçardım ben... Yıldırımlar yaratırdım,
tufanları gözlerdim, göklerden gelen bir sesi dinlerdim.
Şimdi bitmişim, sönmüşüm.
Şimdi sinmişim, korkmuşum.
Ne zaman bölünüyoruz diye oturup beklemeye başlamışım.
Umutsuz, ürkek, ödlek biriyim artık.
Bu sünepe insanlar bende ruh bırakmadılar.