Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Kendini ispat etme sırası, şimdi yargıda...

Salı, 02 Mart 2010 - 05:00

Toplum olarak hepimiz gerildik. İster AK Parti yanlıları olsun, ister muhalif kalanlar, herkes Ergenekon ve Balyoz soruşturma ve davalarının bir an önce bitmesini, kimin haklı, kimin haksız olduğunun ortaya çıkmasını istiyor.

Askere inananlar da, inanmayanlar da artık karanlıkta kalmak istemiyor.

Ergenekon davasındaki sivil veya asker, kim olursa olsun, gerçekten bir darbe peşinde mi koşuyorlardı, yoksa sırf muhalefet etmek isterken bir “yanlış anlama veya değerlendirme veya art niyetle” mi tutuklandılar?

Hele Balyoz soruşturması ve onu izleyecek olan dava, toplumun askere bakışını çok etkiler. Bir bölümümüz, TSK’ya olan güvenini arttırdı ve AK Parti’nin askeri yıpratmak için yandaş yargı yarattığına inandı.

Ergenekon’da toplumun kuşkuları vardı. Tutuklanan askerlere bakış daha farklıydı. “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” diyenlerin sayısı fazlaydı. Balyoz soruşturması ise, o kadar inandırıcı olmadı.

Anlayacağınız toplum ikiye bölünmüş durumda. İşte bu nedenle de, tüm gözler yargıya çevriliyor.

Acaba yargı gerçeği ortaya çıkarabilecek mi? Yoksa, Ak Parti’nin yarattığı “yandaş yargı” savı doğrulanacak mı?

Türk yargısı şimdiye kadar böylesine ciddi bir sınavdan geçmemiştir.

Beklentiler çok önemli...

Mümkün olduğunca çabuk sonuç alınması... Kararın çok net ve açık olması... Kamuoyunu tatmin edecek bir karar çıkması...

Bu davaların sonucu, yargımızı toplumun gözünde ya aklayacak veya tam aksine yaralayacak.

Darbeyi, taraflı yargıyı ve dincileri sadece Avrupa Birliği durdurabilir, ancak...

Yaşanan kavgaları izledikçe daha çok inanıyorum. Bu ülkenin nereye gittiği konusunda kuşku duyanları dinledikçe, inancım bir misli artıyor.

Laik kesimin, Türkiye’de bir gün dine dayalı bir yönetim kurulabileceği kuşkusunu sadece AB (Avrupa Birliği) üyeliği önleyebilir. AB üyesi Türkiye, dinciler tarafından yönetilemez.

Muhafazakar kesimin darbe korkusu, dini özgürlükleriyle ilgili duyarlılığının da güvencesi yine AB üyeliğidir. Taraflı yargıdan, baskıcı bir iktidardan, ekonomik istikrarsızlıktan, yandaş Anayasa Mahkemesi’nden, basın özgürlüğünün giderek yok olmasından kaygılananların da tek garantisi AB’dir. Ancak gelin görün ki, tüm bu çevreler AB’ye üye olmamamız için ellerinden geleni artlarına bırakmıyorlar.

Ulusalcılar, CHP’liler, MHP’liler, medya, üniversite karşı çıkıyor. Geriye bir tek Ak Parti kalıyor. Tek ümit Başbakan’daydı, ancak ne yazık ki, iktidar da artık pek oralı değil.

AB dosyasını hatırlayan var mı?

Galiba bu yılı da kaybettik.

Avrupa Birliği dosyası yeniden kayboldu. Baksanıza, sabahtan akşama kadar yine iç kavgalara boğulduk. Kimsenin gözü başka bir şey görmüyor.

Asker-iktidar kavgası bitmedi ve devam edeceğe benziyor. Yargı kavgası sürüyor. Onun da bitip bitmeyeceği belli değil. Medya ile kavga deseniz, gündemin ayrılmaz parçası.

Bitmeyen kavga ise, muhalefet ile iktidar arasında hemen her gün yaşanıyor. Hayatımızın bir parçası oldu. Bu durumun, 2011 Mayıs’ında yapılması öngörülen seçimlere kadar devam edeceği anlaşılıyor.

Peki bu arada AB dosyası nerede?

Unutuldu mu?

Hayır, unutulmadı ancak kimsede dosyanın sayfalarını açacak hal kalmadı. Kabine dün toplandı ve reformlar konusunda kararlar aldı, ancak ben pek ümitli değilim, zira hükümetin tüm enerjisi bu iç kavgalara gidiyor. Başka konularla ilgilenilecek ne zaman, ne de heyecan var. Başmüzakereci Egemen Bağış’ın dışında kimseler koşuşturmuyor. Asıl önemlisi, Başbakan işe el atmıyor. Lokomotif görevini henüz başlatmadı. Bundan sonra, özellikle şimdi Anayasa değişikliğini de işin içine katarsak, kolları sıvar mı, bilemiyorum.

Bürokrasiye “Hadi arkadaş harekete geçelim ve adım atmaya başlayalım” dediğiniz zaman, yanıt hazır: “Aman durun, biraz önümüzü görelim. Baksanıza gerilim artıyor. Belki de erken seçime gideriz...”

Her şey seçimlere endekslendi.

Gereksiz zaman kaybediyoruz ve AB çarklarını bir türlü döndüremiyoruz.

İleride bugünleri çok arayacağız.

Lütfen bana “Canım biz ne yaparsak yapalım, AB yine de önümüzü açmaz” demeyin.

Türkiye harekete geçsin, adımlarını atmaya başlasın, reformlarını hızlandırsın ve müzakerelerde üstüne düşeni yapsın, bakın görün o zaman Avrupa Birliği’ndeki paniği.

Bugün bizlerin kendi içimize kapanmamızdan ve AB projesini rafa kaldırmamızdan çok memnunlar.

Dikkat edecek olursanız, hiç üzerimize gelmiyorlar. Nedeni de çok basit. Zira, yarın reformları başlatacak olan bir Türkiye’yi durduramayacaklarını çok iyi biliyorlar. Ne yapalım, bizim demokrasimiz de böyle işliyor.

Kendi kendimize didişmekten, gözümüzü dışa çeviremiyoruz. En hayati konularımızı dahi unutabiliyoruz.