Kendini seven aşkı bulur

Çoğumuz aşkı bulamamaktan, istediğimiz gibi ilişki yaşayamamaktan şikayet ediyoruz. Siz de ilişki sorunları yaşıyorsanız bu röportaj, hayatınızı değiştirecek. Dünyaca ünlü Krishnananda-Amana çiftinin kurduğu Learning Love Institute (Sevgiyi Öğrenme Enstitüsü) bugüne kadar milyonlarca insanın kalbine dokundu. Enstitünün Türkiye'deki yetkili tek terapisti ve eğitmeni Dilek Yıldız ile beraberdik. Mutlu, sağlıklı, sevgi ve huzur dolu bir yaşam için neler yapmamız gerektiğini öğrendik

Kendini seven aşkı bulur

Sevgi yolculuğunuz nasıl başladı? Ve ‘Sevgiyi Öğrenme Enstitüsü’ nasıl oluştu?

Elektronik mühendisliği okudum, işletme politikasında yüksek lisans yaptım. Sonra anaokulu açtım. Yaşadığım hayal kırıklıklarının sebebini anlamak ve kendimi tanımak için dünyaca ünlü kişilerin profesyonel eğitiminden geçtim. Yedi yıl Hindistan, İspanya, İtalya, Avusturya ve Amerika’da kaldım. Travma konusunda çalışıyor, terapist-eğitmen olarak yurtdışında ve yurtiçinde grup çalışmaları ya da bireysel seanslar yapıyorum. Krishananda (Harvard ve Kaliforniya Üniversiteleri psikiyatri mezunu) ve terapist eşi Amana kurdu bu enstitüyü. Şu anda dünyada ilişkiler konusunda bir numara olarak gösteriliyor. Kişilere daha kalıcı ilişki kurmayı öğretiyor, çocukluk yaralarımızı ve geçmiş kalıplarımızı iyileştirmek için seminerler veriyorlar. Sevgiyi öğretiyorlar yani.

ESRA KARAYEL

esra.karayel@posta.com.tr

“İnandığımızı yaşarız”

Neden aldatırız? Ya da aldatılırız?

‘Erkekler aldatıyor’ ya da ‘erkek kadını kullanıp atar’ diye kalıbım varsa, bunu yaşarım. Çünkü buna inanıyor, bu enerjiyi veriyorum. Tabii ihanetin arkasında başka dinamikler de var. Mesela, karşı cinsle ilk ilişkimiz anne ya da babamızla olur. Annemle babamın karı-koca olarak sağlam bir duruşu yoksa, erkek çocuğu olarak babamın yerini doldurmak zorunda kaldıysam, annem benim ilk eşim olarak kalır. Başka bir kadına kendimi açamam. Ya da babama takılıp kaldıysam başka erkeğe kendimi tamamen açamam. Flörtöz ve rahat olabilirim ama kalıcı bir ilişkide yer alamam.

Sevgi öğrenilir mi?

Evet. Çünkü sevgiyle ve kendimizle ilgili o kadar çok yanlış şey öğrendik ve sevgi anlayışımız kabuk bağlayıp şekil değiştirdi ki... Mesela bir kişi; işe yarar biri olmazsa insanların onu sevmeyeceğini, yaşamda değeri olmayacağını düşünüyor olabilir. Eskiden, yorgun olduğum için arkadaşımla yaptığım programı iptal edersem onu kaybedeceğimden korkuyordum. Ya da kişi, yalnız kalmaya ihtiyacı olduğunu partnerine söylerse onu kaybetmekten çekiniyor. Tüm bunların arasında sevgiyle bağ kurmaktan nasıl söz edebiliriz?

Bu korkular sevgiye engel mi yani?

Kendimize ihanet ederek sırf görevden ya da korkudan bir şeyler yaparsak, hem kendimize hem de istemeden verdiğimiz kişiye kızmaya başlarız. Bu, sevginin önündeki en büyük engellerden biri. Zamanla duvarlar öreriz o kişiyle aramıza.

Seminerler neye çare oluyor da bu kadar ilgi görüyor?

Korkularımıza ve maskelerimize rağmen hepimizin içinde derin bir özlem var sevmek, sevilmek ve yakınlaşmak anlamında. Bu özlem dünyanın her yerinde kişileri bu çalışmaya çekiyor. Tabii çalışmaların çok güçlü sonuçlar sunması da önemli.

Ne üzerinde çalışmalar yapılıyor?

İçinizdeki en temel güven hissine yeniden bağlanabilmeniz için kırgınlıklar, hayal kırıklıkları ve acılar nedeniyle oluşmuş kabuğunuzun yumuşamasına izin vermeniz sağlanıyor. Seminerlere katılanlar yaşam enerjisine, neşeye, yaratıcılığa, sevgiye, sessizliğe, huzura ulaşıyor.

“Kalıcı ilişkiye giremeyen beğenilmemekten korkuyor”

Çok sık partner değiştirenler için ne diyeceksiniz?

Sık partner değiştirenler kısa ilişkileri tercih ediyordur. Bu kişilere şunu sormak isterim: Gerçekten bunu yapmaktan memnun musunuz? ‘Evet’ derse, onlarım seçimidir. Ayda bir sevgili değiştiren katılımcımız ağlayarak anlatmıştı: Aslında derin bir ilişki arıyordu ama annesinin mükemmel oğlu olmak zorunda kaldığı için her ilişkide mükemmel sevgiliyi oynamak ağır geliyordu. Kalıcı ilişki istemeyenlerde olduğu haliyle kabul edilmeme korkusu var. İstenmeme, beğenilmeme, terk edilme riskini alamıyor. O riski alabilmek için kendimizi iyi tanımalı, gücümüzü fark etmeliyiz.

“Kariyer sahipleri bana çok danışıyor”

Sizin karşılaştığınız hikayelerde temel sorunlar ne?

Türkiye’dekilerin çoğu yüksek eğitimli ve kariyer sahibi. Dramatik sorunlar nedeniyle değil, yaşam kalitesini artırmak, ilişkilerini derinleştirmek, yaratıcılıklarını ortaya çıkarabilmek için geliyorlar bana. Sevmedikleri bir işi yapmak veya evlilik sorunları yaşamak gibi itici güçleri oluyor tabii. Ama özde kendilerini ve mutluluklarını arıyorlar.

İlişkilerde neden bu kadar başarısız, tatminsiz ve üzgünüz?

Hepimiz bebeklik, çocukluk, ergenlik yıllarından gelen pek çok hayal kırıklığı, acı, korku, travma taşıyoruz. Yakın bir ilişki kurduğumuzda bu farkına varmadığımız dinamikler ortaya çıkıyor. Babam bir sebeple evden ayrıldıysa ve onu uzun süre görmediysem, çok büyük olasılıkla erkeklere güven duyamam. Ve bana bu hayal kırıklığını yaşatacak erkeklere çekilirim hep. Hayat bize, bizim içimizi anlatıyor. Altyazıyı okumak bize kalmış. Önemli olan; içimizde çocukken oluşan boşluğun farkında olmak.

Nasıl bir boşluk?

Annem ya da babam yoğun çalışma, zamansızlık, içlerine dönme gibi zorunluluklar yüzünden beni gerçek anlamda sevmemiş olabilirler. Bu da benim içimde büyük bir sevgi açlığı yaratır. Bu açlık bireylerde, kendi değeri ve anlamıyla ilgili sorgulama, utanç hissi oluşturur. Boşluğun, ilişkiye girdiğimiz kişi tarafından doldurulmasını bekleriz. Yeterince farkındalığımız yoksa insanların nasıl olması ve olmaması gerektiğiyle ilgili beklenti ve inançlar inşa ederiz. Bu beklentiler karşılanmadığında da güvensiz hale gelir, öfke duyarız. Sonra kendimizi geri çekeriz. Fiziksel yakınlık aynı kalsa da hep daha uzak olmaya başlarız.

“Sevme değil, sevilme peşindeyiz”

Yani sevmiyoruz ama sevgi istiyoruz.

Çoğunlukla diğerinin bizi sevmesi peşindeyiz. Nihayet bir gün biri bizi tamamen sevecek, anlayacak ve her ihtiyaç duyduğumuzda yanımızda olacak. Beyaz atlı prens! Oysa ben kendimi sevmezken başkasının beni sevmesini nasıl bekleyebilirim? Hayatımızla ilgili beklentilerimizi, nelerden keyif aldığımızı, yaratıcılığımızı, bizi nelerin besleyeceğini bilmiyor, sonra da partnerimiz bizi mutlu etsin diye bekliyoruz.

İlişkide sorun yaşayanlara ne tavsiye ediyorsunuz?

Kişiye, hayatında hangi ilişki kalıplarını tekrarladığını sorarım. Hep yurt dışında yaşayan ya da evli adamlarla beraber olması, ilişkiye çok da müsait olmayan kişilere çekildiğini gösterir. Güvende kalmanın ve birine gerçekten açılmanın riskini almamayı seçiyordur. Kendini derin ve sürekli bir ilişki için müsait hissetmiyordur. “Bu yanlışta benim payım ne?” diye sormasını istiyorum insanların. Getirdiği kalıplar mı, yeterince risk alamaması mı? Önce kendime bakmalı, sorunları gidermeliyim. O zaman belki o ilişkiyi bitirmem gerektiğini anlarım. Veya kendimde yarattığım değişiklik karşı tarafa alan da açabilir. Hayat hep karşımıza ‘orada olmayan adamlar’ çıkarıyor diye kurban rolünü oynamaktan vazgeçmeli. Kurban rolü bizi çaresizliğe daha çok götürür. Hayattan keyif alacak insanları, sevdiklerimle paylaşacak zamanı bulamıyor muyum? Hayatım sürekli bir şeyleri kontrol ederek mi geçiyor? Farkındalık, en önemli başlangıç noktası değişim için.

Neyin farkına varmamız önemli?

İçimdeki yaralı (yargılayıcı, güvensiz, kendini beğenen, aceleci, güçlü görünmek için maskeler takan, çatışmacı, farklılığı kabullenemeyen) çocuktan mı hareket ediyorum, yoksa sağlıklı yetişkin alanımdan mı? 40 yaşıma geldiğim halde çocuk noktasından hareket ediyorsam nasıl bir yetişkin ilişkisi bekleyebilirim ki?