Kentlerin ruhu vardır

Çarşamba, 27 Kasım 2013 - 05:00

Her kentin bir ruhu olduğuna inanırım. Kimi hüzünlü, geçmişine inat dimdik ayakta durmaya çalışır, vakur ve yorgun. Kimi neşelidir, üzüm bağları uzanır uçsuz bucaksız, insanı neşeye davet eder. Bazı özel şehirler, ruhanidir. İnsanın içini kaplayan dinginlik, kente girer girmez kendini hissettirir.

Konya’ya daha önce defalarca gitmeme rağmen, kentin hakkını veremeden döndüm her seferinde. Bu kez sadece bu güzel şehir için çıktım yola. Şeb-İ Arus’tan önce, henüz o muazzam kalabalığın akın etmediği nispeten sakin bir zamanında gitmek istedim özellikle. Madem şehrin ruhuyla kucaklaşacaktım, o halde ona uygun bir otel bulmalıydım. Eski bir konağın elden geçirilmesiyle, butik otel hizmeti veren Hich Hotel’i buldum internetten. Tam Mevlana Türbesi’nin karşısında. Uyandığında, pencerenden gördüğüm en huzurlu şey, işte o yeşil kubbeli türbe. Sana ne kadar küçük ve dünyevi olduğunu hatırlatıyor her sabah. İşin en iyi tarafı, bunu hissetmek kendine getiriyor seni.

Deli gibi yağan yağmurda yürüyerek geçtik Mevlana Türbesi’ne. Ney sesinin hüznüyle girdik türbeye. Sufizmde ney için şöyle denir;  “Mevlana'nin ünlü Mesnevi'sinde "Dinle Neyden, nasıl şikayet etmekte" diye baslar. Ney, yanık, içli sesiyle Rabbine, ayrıldığı kamışlığa kavuşmanın özlemini dile getirir. Ruhun Tanrı katını terk etmesinden sonra insan şekline girinceye kadar geçirdiği aşamalar, kamışın kamışlıktan koparılıp ney şekline girinceye kadar geçirdiği aşamalara benzetilir.” İşte biz de bu ağlayan neyin sesiyle, Mevlana’ya kavuştuk.



O kadar büyük bir felsefinin, sadece bir zerresine vakıfmışız gibi hissettik kendimizi. Teknoloji ve ego devrinden, 1300’lü yılların Konya’sında sabahlara kadar felsefe konuşulan, ilim ve bilim medreseleri kurulan, hayatı sorgulayan, yıldızları gözlemleyen, astronomiyle ilgilenen, “Kamil İnsan” olmayı hedefleyen bir devre, kat kat kabuklaştırdığımız ruhumuzla bakabilmemiz, baksak da anlayabilmemiz mümkün değil sevgili okur. Kibrimizin, egomuzun ele geçirdiği ruhlarımızla, bu muazzam felsefeyi anlayabilmemiz zor gibi görünüyor.

Kafamda ne dileklerle gitmiştim Konya’ya ama o türbenin içinde ağlayan ney sesiyle hepsi gitti içimden. O kadar dünyevi ve o kadar anlamsız geldi ki kafamdakiler, sadece daha iyi bir insan olabilmeyi diledim tüm kalbimle.



Tiyatro adabı

İlk gün yaşadığım müthiş huzuru, ikinci gün yaşadıklarım gölgeledi. Konya Belediyesi’nin destekleriyle yapılan Mevlana Kültür Merkezi’nde her cumartesi günü semazenleri ücretsiz izleyebiliyorsunuz. Müthiş bir hizmet. Kendi kültürüne sahip çıkan belediyeleri seviyorum. Velhasıl, kendi elleriyle tiyatroları kapatan, kültür sanata darbe üstüne darbe bindiren bir devlet, tiyatro adabını da halkına veremez.

Çok sinirlenerek ve çok da üzülerek semazenleri izlemeye çalıştım sonuna kadar. Kocaman anfi tiyatro şeklinde tasralanan salonun neredeyse tamamı doluydu. Gösteri başlamadan önce, sunucunun açıklamasını dinledik. Az sonra dervişlerin tek tek geleceklerini, derviş başının postu yere sereceğini, her dervişin önce postu selamlayacağını ve ardından postnişinin (dergah başındaki şeyh) gelip posta oturacağını anlattı. Sunucu, sema gösterisinin sonuna kadar neler olacağını ve bunların anlamlarını kısa ve yalın bir dille anlattıktan sonra gösteri başladı. Gösteri demek belki de yanlış olur. O bir sema ayiniydi.

Derken ışıkların kapanmasıyla, yüzlerce flaş aynı anda patlamaya başladı. Benim bile oturduğum yerden gözlerimi delen o flaşlar, kim bilir dervişleri ne kadar etkiliyordur. O huşu içinde bile olsa, “anneeeee” diye ağlayan onlarca çocuğun sesi, inleyen neyin sesini maalesef bastırıverdi. Alkışlayanlar mı istersiniz, yoksa bağıra çağıra telefonla konuşanlar mı… Sinirimden ağlamak, bütün bu densizleri kolundan tuttuğum gibi salondan atmak istedim sevgili okur. Benim yaşadığım ızdırap buysa, dervişleri düşünemiyorum inanın. Mevlana hayatta olsa acaba şöyle mi derdi “Beni bir tek Konya anladı, o da yanlış anladı”

Sunucunun o kadar açıklaması boşunaymış meğer. Ayin sonunda postu selamlayan dervişlerin, kendilerini selamladıklarını sanan yüzlerce kişi (ki buna protokoldeki önemli! kişiler de dahil), alkışlamaya başladılar. Keşke sunucu semayı açıklamasaymış da “Sevgili seyirciler, lütfen çocuklarınızı pistten alınız, cep telefonlarınızı komple kapatınız ve lütfen sessiz olunuz” diye bir uyarı yapsaymış. Bırakın sema ayinini, tıpkı bir düğün salonu keşmekeşliği yaşadık orada maalesef. Konya Belediyesi’ni bu organizasyonu desteklediği için kutluyorum ama rica ediyorum, oraya giden bilinçsiz halkı uyarmayı ihmal etmeyin.