Kerem Görsev: İnanmadığım notaya basmam

Yerküreye hediye ettiği yüzlerce beste onu son yılların en önemli caz müzisyenlerinden biri haline getirdi. Büyük usta Kerem Görsev’le yeni albümü ‘Spring Water’ vesilesiyle buluştuk

18 Mart 2017, Cumartesi 05:00
A A
RÖPORTAJ: NAZENİN TOKUŞOĞLU

■ Hayırlı olsun yeni albüm…

Teşekkürler. 17. albümüm oldu. Dünyaca ünlü isimler var. Besteler bana, düzenlemeleri daha önce beraber çalıştığım 2 Grammy ödüllü piyanist ve aranjör Alan Broadbent'e ait. Davulda Joe LaBarbera, kontrbasta Darek Oles eşlik etti. Ünlü yaylı çalgılar orkestrası L.A. Strings de 24 kişilik ekibiyle albümde.



■ Mutlu musunuz?

Her zamanki gibi… Bu müziği içimde yaşıyorum. O eserlerin hiçbiri “Haydi bugün bir parça yazayım” diyerek çıkmıyor. Biz caz müzisyenleri çalarken eğleniriz. Caz hayal kurdurma mekanizmasıdır. Aslında fazla da büyütülecek bir şey değil, seviyorum yaptığım işi.

■ Caz sanatçısı olmak Türkiye’de zor. İşe uluslararası bakmak gerek ama ülkenin zevklerine de hitap etmeli. Nasıl olacak bu iş?

Ben inanmadığım notaya basmam. Kimse hiçbir şeyi bana para karşılığı çaldıramaz. Eğlendirici müzik yapmıyorum, bir felsefenin parçasıyım. Hayallerimi yıllar önce Bill Evans dinleyerek kuruyordum, insanlar da benim müziğimle kuruyor. 23 sene önce çıkan albümümü dinlerken evlenen gençler, şimdi ortaokula giden çocuklarını konsere getiriyor. Doğru mesaj aldım, şimdi de veriyorum. Caz bu ülkede daha da güzel yerlere gelecek.

BİZLER ATLETİK KAPLUMBAĞAYIZ

■ Caz felsefesini anlayan bir toplum umudunuz var yani…

Tabii ki var, yoksa evde çalardım piyanomu. Ayrıca Atatürkçüyüm, milliyetçiyim, yedi sülale asker çocuğuyum. Babam bana üç şey öğretti. Eğitim al, yalan söyleme ve vatanını sev. Neden kötü müzik yapıp halkı zehirleyeyim ki, dolandırıcılıktır kötü müzik yapmak. İyi müzisyen olmak kadar bunu yaymak da benim görevim.

■ Belli bir kesime hitap eden, ukala müzisyen gibi algılanma kaygınız oluyor mu zaman zaman?

Neşet Ertaş taşlama yapıyordu. Kimseye taviz vermeden, tahtadan bir sazla kendi bestelerini çalıyordu. Ukala mıydı? Ben de tahtadan yapılmış piyanomda kendi bestelerimi çalıyorum. Ben bir caz neferiyim.

■ Şöyle de bir gerçek var, caz parçası bilmeyen sizi biliyor. Nasıl yaptınız bunu?

Çok emek verdim. Televizyonun ve gazetelerin de etkisi var. 8 sene bir kanalda caz programı yaptım. Bir radyo kanalında her pazar yayın yapıyorum. Hepsinden önemlisi mutluyum ve bu geçiyor insanlara. Bir işi severek yaparsan karşılığını alırsın. Bu röportajı okuyan on kişi “Neymiş bu caz” dese bana yeter. Bizler atletik kaplumbağayız. Yavaş yavaş gideriz ama hedefe varırız.



KARŞILIKSIZ SEVEN DOSTLAR

■ Hayvanları, özellikle köpekleri çok seviyorsunuz. Köpekleriniz için de beste yapmıştınız değil mi?

Yıllar önce Bebop isminde Dalmaçyalı köpeğim vardı. ‘His name is Bebop’ diye bir beste yapmıştım ona. Londra Filarmoni’yle birlikte çaldığım ‘Flashback’i de onu kaybettikten sonra yaptım. İnsanlara yalan söylemeyen, karşılıksız seven dostlarımız onlar. Kapıda bir karşılaması vardır köpeğin, sanırsın yıllardır görmemiş. Bir de yeni albümde köpeğim Misty için bir parça var.

■ Başka?

2019’da çıkacak albümde, mahallemizde soğuktan ölen sokak kedisi için yaptığım bir beste var: ‘Shelter for a Stray’. Stray, kabadayı sokak kedilerine verilen bir lakapmış, bana da bu fikri Alan Broadbent verdi.

BILL GATES’TEN ZENGİN HİSSETTİM

■ Hep ünlü piyanist Alan Broadbent’ten bahsediyorsunuz. Nasıl tanıştınız?

Erişilmez bir insandır, cazın yaşayan efsanesidir. 9 yıl önce mesaj yazdım. Önceki albümleri yolladım. Ortak noktalar bizi yakınlaştırdı. Ben ona karakalem resim yolluyorum, o boyuyor. Caz müziğinde para hiçbir anlam taşımaz. Konu cazsa, para teferruattır. İçine sinerse yaparsın. Albüm için harcadığım paraları duysan pat diye düşersin. Hayatta en mutlu olduğum anlardan biri Alan’ın ilk bestemi aranje edip yolladığı andır. Bu, Bill Gates’ten bile zengin hissetmemi sağladı.

SOMA İÇİN AĞIT

■ Requiem for Soma (Soma için Ağıt) adlı eserinizin hikayesi nedir?

Soma’da meydana gelen maden faciasına herkes gibi ben de çok üzüldüm. Haberlerde bir anne gördüm. Dedi ki, “Oğlum yüzme bilmiyor.” Zannediyor ki normal bir su ve yüzerek çıkabilecekler. Bir de ambulansa alınan madencinin söyledikleri beni bitirdi: “Ayakkabımı çıkarayım mı?” Sedye kirlenmesin diye…

Soma’dan bir yıl önce Şili’de 75 madenciyi olayın üçüncü ayında çıkardılar içeriden. Bizde yapamadılar. Ekolojik nedenler, güvenlik sorunları … Bunları düşünürken bir anda çıktı ortaya.

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;