Kibrit kutusunda saklanan günlük

1916'da Ruslar tarafından Günlüklerin yazarı Mehmed Fuad Bey esir alınan ihtiyat zabiti Mehmed Fuad, Sibirya'ya gönderilir. Mehmed Fuad iki yıllık esaret dönemini günlüklerinde anlatır. Günlükler, kimsenin görmemesi için, kibrit kutusuna sığacak boyutlardadır

19 Mart 2011, Cumartesi 05:00
A A

Birinci Dünya Savaşı’nda günlük tutan pek çok subay olduğunu biliyoruz. Ancak ihtiyat zabiti Mehmed Fuad’ın (Tokad) günlüğünün özel bir önemi var. Boyutları 5.6 x 3.3 x 1.8 santimetreküp olan bir Norveç kibrit kutusunun içine yerleştirilmiş iki küçük defterden oluşuyor bu günlükler. Defterleri dolduran minnacık harfler, yeni yazıyla yaklaşık 250 sayfalık bir kitap hacmine ulaşıyor. Genç zabit, 22-25 yaşlarında, 1915 kışından 1918 yazına kadar geçen macera dolu hayatının bütün ayrıntılarını, otosansür uygulamadan iki deftere sığdırmış.

Macera, 16 Şubat 1915’de Doğu Anadolu’da 85. alayın 1. taburuna tayin edilmesinden 2 Mart 1916’da Erzurum’da Rus ordusuna esir düşmesine kadar geçen kısa savaş dönemi ve Sibirya’da Vetluga’ya gönderilip serbest bırakılana kadar geçen iki yıllık esaret döneminden oluşuyor. Belli ki yazmak, savaş ve devrimin rüzgarında küçük bir yaprak gibi oradan oraya savrulan bu gence direnme gücü vermiş, akıl sağlığını korumuş. Yazıya olan merakı, esir arkadaşlarından biriyle ortak roman yazmaya karar vermelerinden de anlaşılıyor. Esirlik bittikten sonra sivil hayata dönen, Fransa’da telgraf-telefon eğitimi gören ve PTT’de çalışan Mehmed Fuad Bey, uzmanlaştığı teknik konularda üç kitap kaleme almasına rağmen, ne yazık ki bir yazar olmadı.

Günlüğünün yeni yazıya çevrilip basılmasını da görmeden 1960’da öldü. Çocukları 1920’lerde dünyaya gelmiş, eski yazıyı öğrenmemişlerdi. Ancak defterlerin öneminin farkındaydılar. Oğlu Yılmaz Tokad, 1992’de şöyle yazmıştı: “Bu günlüğü çıplak gözle okumak oldukça zor. Ancak günlüğün dikkat çekmeden muhafazası için babam bu yolu izlemiş ve esaretten gelirken de rahatlıkla getirebilmiş. İlerde bir fırsat bulunursa, bu günlüğün yeni harflerle yazılmasını ve içeriğinin hepimizce öğrenilmesini arzu ediyorum...”

İşte bu görevi, Prof. Dr. Yılmaz Tokad’ın çocukları, yani Mehmed Fuad Bey’in torunları Müge ve Fuad üstlendiler. Müge Tokad ve Amerikalı eşi John Snowden, İstanbul Üniversitesi’nde ve Tarih Vakfı’nda eski yazı kurslarına katıldı. John Snowden, günlüğü Latin alfabesine geçirdi, bu işte Muharrem Kesik ve Vural Genç’in yardımını aldı. Timaş Yayınları gözden geçirdi ve birkaç ay önce bastı.

Çarlık Rusyası’nın sonunu da yazmış

Kibrit kutusundan çıkan anıların değeri, sadece bu özelliğinden kaynaklanmıyor. Mehmed Fuad’ın gözlem yapma ve bunları sade, doğal bir dille ifade etme yeteneği, bize Birinci Dünya Savaşı ve Rus Devrimi gibi iki dev olayı insanların nasıl yaşadığı, nasıl algıladığı hakkında değerli bilgiler veriyor. Bir esir olarak hayatı kısıtlamalarla dolu olmasına rağmen, merakı sayesinde bu engelleri aşıyor, gördüklerini çiziyor, anlatıyor. Almanca ve Rusça öğreniyor, bulabildiği gazeteleri okuyor, Cavit Bey’in Maliye Bakanı oluşundan çarın tahttan feragat edişine kadar, bütün olan biteni not ediyor.

Dedikoduların, Sibirya’daki esir Türk subaylarının kulağına kadar nasıl ulaştığına dair bir örnek, Rasputin’in öldürülüşü sırasında yazdıkları: “Geçenlerde Petrograd’da vükeladan biri katledilmiş gibi bir şey işitmiştik. Bu adamın bir mujik (Rus köylüsü) olduğu tahakkuk etmiş, yalnız bu adam bir takım Kinyazlar’ın (prenslerin, grandüklerin) zevceleriyle münasebet-i gayrimeşruda bulunmuş ve dolayısıyla birtakım umur-ı devlete de el uzatmaya başlamış. Nihayet bir Kinyaz’ın karısıyla da münasebet peyda etmiş. Kinyaz bunun farkına varınca derhal öldürülmüş...”

Birkaç rubleyle karın doyurmuşlar

Bitlerle, soğukla mücadele, devrimin ve enflasyonun kasıp kavurduğu bir ülkede esirlere arada sırada ödenebilen birkaç rubleyle açlığını bastırma zorunluluğu, Mehmed Fuad’a en etkileyici satırlarını yazdırıyor. Esaretin bir kötü yanı da normal hayatta selam bile vermeyeceği insanlarla bir arada yaşamaya zorlanması: “Öğleden sonra Zühdü ile Salah ağız kavgası yaptılar. Salah zaten edepsiz, ahlaksızdır. Lanet olsun! Herhalde bundan intimal alınmalı...”

Babasının kendisini tanımadığı veya annesinin ölü bir çocuk dünyaya getirdiği rüyalar, İkinci Dünya Savaşı’nın esir kamplarından kurtulanlar arasında yapılan sözlü tarih çalışmalarında anlatılanlara birebir uyuyor ve bütün esirlerin aynı terkedilmişlik duygusuna yuvarlandığını gösteriyor. “Bir taraftan kendimi düşünüyorum, derin bir meçhuliyet içinde yuvarlandığımı görüyorum. Harp uzuyor... Sulh meydanda yok. Öyle derin bir meçhuliyet ki tahlili gayr-i kabil. Esaret, onun verdiği alam ve ızdırap da ayrı. Vallahi her şeyden usandım...” Neyse ki elinde küçücük defterleri var ve sadece bunları yazmak bile Mehmed Fuad’ın bu büyük sınavı başarıyla geçmesini sağlıyor.

(12.03.2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)

4

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;