Kılıç Günü kılıç gibi kesilecek!

a
a
Pazar, 07 Kasım 2010 - 05:00

Kılıç Günü (atv) RTÜK’ten uyarı aldıktan sonra resmen silah zoruyla yayınlanan bir dizi havası veriyor izleyene. Gece 23.00 civarında başlıyor malum. 01.00’de filan sona eriyor...
Ama bu da değil. Osman Sınav’ın yarattığı kahramanlar içinde en hafif olanı bu arkadaş. Karısını aldatıyor, çocuğundan utanıyor, bitlenmiş gibi kaşınıp, küfrün bin çeşidine giriyor... ;
Plastik desem değil, o yüzden hafif diyorum. Hani esinlenecek hiçbir yanı yok bir rol model olarak...

[[HAFTAYA]]

Bunun yanı sıra bu hayatta 90 günü kalmış bir adamın her hafta bir gününü anlatan bu diziye 90 bölümlük ömrü kim biçmiş; o da ayrı bir tartışma konusu... Dürüst olalım mı? Ali birkaç haftaya erken bir kalp kriziyle göçer gider dünyadan ve Kılıç Günü kılıç gibi keser kendi hikayesini...

Kaynanalar çatlayacak...

Şen Yuva’da (Fox TV) Gülümser Hanım’dan damadı Münir’e gelen telefon sırasında çalan zil melodisi yerimden düşürdü beni. Bildiğin cenaze marşı çalıyordu...
Ben biraz bu işlerden anlıyorsam o melodi efsane olur telefonlarda. Ve olur ya, yanınızda böyle çalan bir telefon gördüğünüzde anlayın ki, bir kayınvalide daha ayarı vermek için bekliyordur telefon hattında... Bu arada Nurettin Şenyuva sana söylüyorum. Hakikaten iyisin kardeş!

Beyaz’a konuk şoku!

Beyazıt Öztürk’ün şovuna (Kanal D) konuk olan 80’li yılların pop ilahesi Belinda Carlisle bir şarkıyı, o da play back yöntemiyle söylemek için uzun pazarlıklar etti Beyaz’la...
Sonunda yarım dakika filan o da ağız ucuyla okuyup, koşar adım kaçtı stüdyodan. Hani programa o an dahil olmuş olanlar muhtemel Beyaz’ın kadını taciz filan ettiğini düşünebilirlerdi...
Benim bildiğim kadarıyla bu yıldız eskileri para verip filan getirtiliyorlar şovlara. Ama sırdan bir şarkı okumak için bile yapmadıkları numara kalmıyor... Sırf dünya çapında birilerini ekrana çıkardım demek için bu türden zahmete girer miyim; kendi adıma yüz bin kere hayır diyorum!

72. Koğuş için temennim...

Yavuz Bingöl ve Kerem Alışık ortaklığında çekimine başlanan 72. Koğuş filminin setini ziyaret ettim önceki gün...
Beykoz dediğin, bildiğin bir platoya dönmüş. Aynı eski fabrika içinde başta “Öyle Bir Geçer Zaman ki”nin mekanlarından biri olmak üzere bir sürü dizinin motor dediği bir sürü alan gördüm...
Bir kış avlusunda çekilen filmin yönetmeni Murat Saraçoğlu, Hülya Avşar’ı kameraya alıyordu o an. Şuna karar verdim ki, Avşar kızı sinema kamerası için yaratılmış. Bir de nasıl bir diyet yaptıysa acayip kilo vermiş... Yavuz’un dediği kadarıyla yarım asırlık hikayeye sponsor olacak bir firma bulamamışlar. Benim aklıma önce bankalar geldi. Ama hangisi Orhan Kemal’in bu eserine kaynak yaratır, kestiremiyorum?
Dilerim önce o kaynak, ardından da bu ülkede yaşanan gerçek dramları izleyecek bir kalabalık bulunur. Zor ama imkansız değil...

Mesajlar çok manalı ama...

Deli Saraylı (Show TV) dizisinde diyaloglar içinde verilen vatan sevgisi mesajları hani diğer dizilerde verilen saçmalıklardan çok uzak...
Perran Kutman’ın dönemin vatan hainlerinden birine İngiliz emperyalizminin Hindistan’a girip bir türlü çıkmayışını anlatırken ettiği “Bir gün namazını kılacak imam bulamazsın” sözü bugünün sahte imamlarını düşününce fazla romantik kaldı. Neyse... Bu dizide herkes iyi oyuncu ama Öner Erkan kardeşimiz var ya; o hakikaten döktürüyor. Bu çocuk hâlâ olması gereken yerde değil. Bir sıkı patlama bekliyoruz kendisinden...

Ve tamamdır tadında kalsın...

Emre Aydın “Hoşça kal” dedi. Ve Güven gitti. Ve Aslı ile Efe buluştu. Ve İstiklal Caddesi’nde ne kadar adam varsa kameraya el salladı...
Ve miyom denen meretten birilerinin ölebileceği söylendi. Ve galiba yel filan da kalmadı esecek. Ve kavaklar kesilip gardırop yapıldı. Ve sanırım artık deniz bitti... Ve daha ne kadar uzar bu dizi kestiremiyorum. Ve dua ediyorum; tadında kalsın, tamamdır artık!

Nedir bu özgüvenin sırrı?

Hastasıyım. Namaz niyazında olduğu her halinden belli olan bir esnaf lokantası ustasına “Et yemeğini şarapta marine et” diyecek kadar rahat Vedat Milor’un (NTV) birkaç bölümdür çıkarmadığı kırmızı pantolonuyla Anadolu’da gezmesine hastayım hakikaten...
Bu adamda henüz ismini koyamadığım bir şey var. Bu dünyanın adamı değil belki. Belki de her marine meselesini şaraba bağladığı için kafası her daim güzel.
Bilemiyorum, ismini vallahi koyamıyorum!