Kılıçdaroğlu ile Erdoğan 'Hayal Perdesi'nde

a
a
Cuma, 03 Eylül 2010 - 05:00

12 Eylül 2010 Referandumu’na geri sayım başladı. Parti liderleri, bu son günleri kıran kırana geçireceğe benzer. Süleyman Demirel’in her zaman dediği gibi, siyasette 24 saat uzun bir süre... 11 Eylül 2010 gecesine dek, ‘şu kadara, bu kadar’ demek hiç sağlıklı bir öngörü olmayacaktır. Hatta hatta oylamanın yapılacağı12 Eylül günündeki beklenmedik bir gelişme bile referandumun seyrini değiştirebilir. Şimdilik bana göre +5, -5 gibi gözüküyor.
Değişmeyecek bir şey varsa o da liderlerin, aşık atışmalarını aratmayacak bir şekilde, Şeyh Küşterî Meydanı’nda (meydan:Karagöz perdesi-Küşterî, Karagöz oynatıcıların pîri) arkadan ışığın vurduğu, beyaz perdeye yansıyan Karagöz-Hacivat tasvirlerinin söz düellosunu andıran laf yetiştirmelerine devam edecekleridir.
 
‘Sandık Boşalttılar’
 
Recep Bey’le Kemal Bey, Bu Ramazan’da, Direklerarası’ndaki ‘Komikler Müsabakası’na girip, nostalji yaşattılar bizlere.  Orta Oyunu, deyimiyle 12 Eylül’den önce, ‘Sandık Boşalttılar’ yani, ne taklidi yapacaklarsa, sandıktan onun kostümünü çıkarıp, üstlerine geçirdiler, eteklerindeki taşları döktüler.  Pişekâr’ların ellerindeki şak-şak; ‘pastav’ ya da ‘pasraf’ ise, meydanlara doluşanların alkışlarıydı günümüzün.
‘Komik-i Şehir’ Kel Hasan’ı, Tevfik İnce’ yi, Dümbüllü İsmail’i, Naşit’i, Paçavracı İsmail’i, Meddah Tıflî’yi, Kız Ahmet’i, Şekerci Salih’i yaşatıp, 5 çektiler!
 
Daragöz ile Recevat
 
Bizimkiler siyaset sahnesinde değil de, hayal perdesinde olsalardı, bakalım nasıl olurdu:
 
Daragöz: Bütün ‘foyanı’ ortaya çıkardım.
Recevat: Ben de senin ‘soyanı’ çıkardım.
Daragöz: Emekli sandığı numaranı açıklıyorum. 54.771.295.0.
Recevat: Ben de ‘ayakkabı numaranı’ söylüyorum. ‘Yırtık ayakkabı’ ile seçim propagandası yapıyorsun. Bunlar 30-50 yıllık şeyler…
Daragöz: Bu ayakkabılar en fazla 25 yıllık. Ben milletin memuruyum.
Recevat: Sen ‘yes-no’nun memurusun.
Daragöz: Sen de ‘neam-la’nın amirisin.
Recevat: 13 Eylül’de ‘Amiral Battı’yı görecen.
Daragöz: Seksek oynayarak  ‘80 darbesinin izleri’ silinemez.
Recevat: Sizin derdiniz köşe kapmaca.
Daragöz: Bütün köşeleri kapan sizsiniz. Dönen sizsiniz.
Recevat: Bizi hiçbir Allah’ın kulu yolumuzdan döndüremez. ‘Durmak yok, yola devam…’
Daragöz: Durmak yok, ‘yolsuzluklara’ devam.
Recevat:  İnsaf be Kardeşim… Senin yolun çıkmaz yol… Eğer yolsuzluk varsa 435 bin konut ne? Yolsuzluk varsa 149 bin derslik ne? İstanbul Kağıthane, Piyalepaşa Tüneli’ni yapan kim? İstanbul’umuzda keza 231 kavşak, 404 kilometre yeni yolu yapan kim? Yolsuzluk varsa 12 bin kilometrelik ‘duble yol’ ne? Sizin ‘dubleden’ anladığınız başka?
Daragöz: Bir salkım üzümle hayat geçmez.
Recevat: Hayatta ihanetle gelen, ihanetle gider.
Daragöz: İcazetle gelen de, icazetle gider.
Recevat:  Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
Daragöz: Ampul söndü, muma mı kaldın?
Recevat: Bizim fenerlerimiz bize yeter, Fenerbahçe, Molla Fenarî… (Osmanlı’nın ilk şeyhülislamı)
Daragöz: ‘Deniz feneri’ de var. Seni memurlara ‘havale’ ediyorum.
Recevat: Ben de ‘dekontunu’ işçilere gönderiyorum. İşin gücün havale etmek, Penguen’e, Leman’a havale et dur sıkışınca.
Daragöz:Senin yalanlarından ‘ansiklopedi’ yapacağım.
Recevat: Mavallarından ‘Almanak’ını hazırladım. Seni de fasiküllerine ayıracağım.
Daragöz: Sen zaten bölücüsün, bölmeye devam et.
Recevat: Bi çarparım görürsün. Adeta ‘freni patlamış’ kamyon gibisin.
Daragöz: Sen de ‘dümeni kilitlenmiş’ gemicik gibisin.
Recevat: Ortada kuyu var, yandan geç.
Daragöz: Üstünden atlama düşersin.
Recevat: Bilmediğin aşı yeme, davul gibi şişersin.
Daragöz: Atma Recevat, ‘din’ kardeşiz.
Recevat: Yapma Daragöz, ‘kin’ kardeşiz.
Daragöz: Bu iktidar, ‘cik-cik hükümeti’, yumurtacık, altıncık, gemicik…
Recevat: Seninkisi de ‘cak-cak muhalefeti’. 13 Eylül’de göreceğiz. Cik-cik mi çıkacak? Cak-cak mı?
Daragöz: Recavat, ‘kanarya gibi’ şakıyor.
Recevat: Biz çevreciyiz. Senin dediğine ‘kargalar bile’ güler.
Daragöz: Boşuna konuşuyorsun, halk kulaklarını tıkadı sana.
Recevat: Senin de Bingöl’de kulaklarının pası gitmiştir.
Daragöz: Herkesin ‘yoğurt yiyişi’ farklı olur.
Recevat: Söylüyorum, senden bir ‘cacık’ olmaz.
Daragöz: Bir gıdım su vermezsen, ‘cacık’ da olmaz ‘ayran’ da.
Recevat: Hoş olsun külhânî, yıktın perdeyi eyledin virân, varıp seçmene haber vereyim hemân…
Daragöz: Her ne kadar sürç-i lisan ettikse af ola.